"AĞACA DÖNÜŞEN KIZ"
"Bir daha doğarsam ağaç olmak istiyorum..."
Kadın olmak... Bazen bir bedene sığmayan, bazen de hiçbir bedende var olamayan bir deneyim.
İmamura'nın öyküleri beni derinden sarstı. Çünkü bu kadınların dönüşümü bir başkaldırı değil, bir sığınak arayışı.
Üç kadın, üç hikâye, üç dönüşüm. Ama değişen bedenleri değil, değişmek zorunda bırakılışları. Öykülerdeki kadınlar görünmez değil, görünmez kılınıyor.
Toplumun kenarında duran, sessiz kalmaya mahkum edilmiş ya da görmezden gelinen kadınların hikâyesi.
Gerçek ile fantezinin sınırlarının silikleştiği bu üç öyküde, kadınlık hali bir bedene sığmıyor; zamanla bir ağaca, bir çubuğa, bir ruha ya da bir kediye dönüşüyor.
Asa yemek çubuğuna dönüşüyor? belki de en çarpıcı olan bu. Kendini nesneleştirerek kabul görmek... Ne trajik. Bir insan olarak reddedilen şey, bir eşya olarak değer bulabiliyor. Bu, günümüz kadınının hikâyesi değil mi? "Faydalı ol" diye büyütülüp, faydalı olduğunda da görünmez kılınmak.
Nami'nin hikâyesinde ise şiddet farklı bir boyut kazanıyor. Bedenine isabet etmeyen hiçbir şey ama ruhuna her şey isabet ediyor. Dışarıdan görünmez bir yara, içeriden kanıyor.
Bir kedi gibi yaşamayı seçen "Mayumi", aslında kendini inkar etse bile boyun eğmekten kurtulamıyor. Kediler özgür ruhlardır, ama Mayumi'nin özgürlüğü bir yanılsamadan ibaret. Toplumun normlarına uyum sağlama çabası, onu kendi benliğinden uzaklaştırıyor.
Seçtiğini sanmakla gerçekten seçmek arasındaki uçurum bu öykünün en acı yanı.
Ağaç olmak neden?
Yazarın ağaç kültüne bu kadar yer vermesi boşuna değil. Ağaçlar, insanlık tarihi boyunca bereketin, doğurganlığın, şifanın, yenilenmenin simgesi olmuş. Efsanelerde insanların taşa, ağaca, bitkiye dönüşmesi hep var. Belki de en doğal dönüşüm budur: kök salmak, toprağa tutunmak, ama aynı