Sis’te aile, aşk, hayaller ve onların bir anda yıkılması, aldanma, yaşlanmayla birlikte artan yalnızlık hissi, bu hissin dönüştüğü çaresizlik, varolmaya çalışmak için harcanan çaba gibi pek çok izleği ele alan Unamuno, bunların her birini ustalıkla işlemiştir. Augusto’nun düşüncelerinde yaşam adeta bir sis imgesiyle var olmaktadır. Augusto’yu bu düşünceye iten şey sıkıntılı ruh halidir. Augusto, sıkıntılı ruh halinin sadece kendine özgü olmadığını şu satırlarla ifade eder. “Hemen hemen hepimiz bilinçsizce sıkılıyoruz. Sıkıntı yaşamın temeli; oyunları, eğlenceleri, romanları ve aşkı bulan sıkıntıdır. Yaşamın sisi, tatlı bir sıkıntı, ekşimtrak bir likör damlatıyor. Bütün bu günlük ve anlamsız olaylar; vakit geçirdiğimiz, yaşamı uzattığımız bütün bu tatlı söyleşiler dünya tatlısı sıkıntıdan başka nedir ki? (Sf:21)” Köpeği Orpheus’a sık sık içini döken Augusto aslında kalabalıklar içinde bir yalnız adamdır. Köpeği ile olan diyalogları bunu açıkça ortaya koymaktadır.
Augusto’nun çevresinde üç kadın vardır. Bütün gün aklını ve kalbini meşgul eden Eugenia, yaşadığı karmaşık duygular içinde bazen hislerinin kaydığı çamaşırcı Rosaria, düşücelerine değer verdiği evin emektar kahyası Liduvina… Bu üç kadın da günün farklı zamanlarında Augusto’nun farklı alanlarda yaşadığı eksiklikleri karşılamaktadır. Romanın yan ama etkili karakterlerinden biri de Eugenia’nın eniştesi Don Fermin’dir. Anarşist düşüncelere sahip olan Don Fermin, bu düşüncesini her fırsatta bulunduğu ortamda dile getirmektedir. Özel mülkiyete, sınırlara ve duvarlara karşı olan Don Fermin çitsiz duvarsız olan herkesin erişebileceği mülkiyetten daha güvenli mülkiyet yoktur, der.
Kaçış edebiyatı olarak adlandırılan, okuyucuyu gündelik sorunlardan uzaklaştıran bir kitap okuyacağınızı sanıyorsanız maalesef Sis bunun