6/10
·319 syf.··
2026 19. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 08:30
İç içe geçmiş olayları okurken bazı bazı 'ne alaka şimdi neden buraya atladı kitap' dedim birkaç kere. Bir şekilde birbirine bağlandı olaylar. Okurken ki hislerim sinüs eğrisi gibiydi açıkçası. Hani psikolojik mi, fantastik mi, felsefik bir kitap mıydı hala kategorize edemiyorum. Zaten kategorize etme takıntımız da nerden çıktı? Kim icat etti bilinmez... Bu kitabın DNA sında hepsinden var!
Matmazel Noraliya'nın KoltuğuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 201710bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 11. kitabı
1958’de yayımlanmış olan bu novella, Cengiz Aytmatov ’un ilk büyük çıkışlarından biri ve Fransız şair Louis Aragon’un “dünyanın en güzel aşk hikâyesi” dediği eser. Haklı da bence. Hikâye II. Dünya Savaşı sırasında, erkekler savaşta olduğu için ağır işlerin kadınlara ve çocuklara kaldığı, Kırgız bozkırında bir köyde geçiyor. Erkekler cephede, kadınlar ve çocuklar köyde kalmış. Cemile köyün en güzel, en başına buyruk kızı. Kocası Sadık savaşta, o ise kaynı Seyit (anlatıcı) ve cepheden sakat dönen Danyar’la beraber harmanda çalışıyor. Seyit, henüz 15 yaşında bir çocuk. Abisine hayran, yengesiyle arkadaş. Danyar ise önce içine kapanık, suskun bir adam gibi geliyor. Ta ki türkü söylemeye başlayana kadar. Kitap orada başka bir yere evriliyor. Cemile’nin Danyar’a yakınlaşması hikayede birdenbire olmuyor, yavaş yavaş örülüyor. Cengiz Aytmatov aşkı büyük laflarla, dramatik sahnelerle anlatmıyor. Bir bakış, bir susuş, bir türküyle anlatıyor. Burada önemli olan Cemile’nin evli bir kadın olması da değil bence, zira Aytmatov Cemile'nin evli oluşunu hikâyenin gerilimi için kullanıyor ve bunu yargılamadan, sadece anlatıyor. Ne Cemile’yi kahramanlaştırıyor ne de Danyar'ı suçlu çıkarıyor. Aytmatov'un vurguladığı şey Cemile'nin kendi kararını verme anı, cesareti. Bu kararı verirken evli olup olmaması hikâyenin sadece gerilimini sağlıyor ; anlatılmak istenen, karakterin içindeki dönüşüm, kendi sesini duyması, onun peşinden gitmesi, kendini seçmesi. Yani Cemile'nin evli olması kısmı Aytmatov için ahlâki bir mesaj vermek değil, hikâyenin bağlamını kurmak. Cengiz Aytmatov 'un dili de bozkır gibi. Tozlu harman, atlar, rüzgâr, dağ.. Süs yok, fazlalık yok.  Her şeyi öyle güzel anlatıyor ki..
1000Kitap
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,6bin okunma
Reklam
10/10
·107 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
Kırmızı Pazartesi öncelikle bana Kolombiya coğrafyasıyla bizim coğrafyamızin namus davasına bakış açısındaki benzerliği gösterdi. Toplumda suç olarak düşünülen ortak ahlaki değerlere toplu halde susuş, merakla bekleyiş. Santiago'nun otopsisi yapılırken bile bunun halka açık yapılması topluma suçluyu kabullendirmek için kanıt olarak sunulmuş. Kitapta naturalizmin her türlü iğrençlikler edebi eserlerde işlenir, düşüncesi Santiago'nun ölüsünün betimlendiği yerlerde esere yansımış. İğrenerek okumuş olabilirim. Ama çok gerçekçiydi. Maria 'nın aşığını gizlemesi, uğrunda bazı zorlukları göze alması da dönemin kadın yaşantı tarzını gözler önüne seriyor. En kısa zamanda filmi de izleyeceğim. Yüzyıllık Yalnızlık kitabındaki albay karakteri de kitapta yer alıyordu. Yüzyıllık Yalnızlık da yazarın atalarının anılarıyla dolu. Okumanızı öneririm.
Edebiyat
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma
9/10
·78 syf.··
2026 25. kitabı
Her insanın içinde, başkalarına anlatamadığı için zamanla katılaşıp taşa dönüşen bir hikâyesi vardır. Taş kitabındaki öyküleri birbirine bağlayan ve okurken zihnimde en çok yer eden ortak nokta, "taşlaşmış" duyguların ve sessiz acıların dışa vurumuydu. Hikâyelerin merkezinde genellikle uzun süre bastırılmış, söylenmemiş ve zamanla sertleşerek bir "taş" gibi karakterin ruhuna çökmüş duygular yer alır. Karakterler, bu duygusal yüklerle (taşlarla) nasıl yaşayacaklarını veya onları nasıl fırlatıp atacaklarını keşfetmeye çalışırlar. Yazar, sıradan görünen nesneleri veya anları (bir bakış, bir susuş, bir nesnenin dokusu) öykünün merkezine yerleştirerek, bizleri o anın içindeki saklı dramı görmemizi sağlayarak Taş ile bizi sessizliğin en gürültülü haliyle tanıştırıyor.Taş ; sadece doğada bulunan soğuk bir nesne değil; bazen bir vicdan azabı, bazen birinin gidişiyle boşlukta asılı kalan bir keder, bazen de karakterlerin sırtında taşıdığı görünmez bir heybe. Yazar, modern insanın en büyük trajedisini, yani 'duygu nasırlaşmasını' öykülerinin merkezine koyarak; bizi hem kendi içimizdeki hem de başkalarının ruhundaki o sert çıkıntılarla yüzleştiriyor. Her bir öykü, durgun bir suya atılan taş gibi; önce küçük bir sarsıntı yaratıyor, sonra dalga dalga büyüyerek zihnimizin en derinlerine ulaşıyor. Eğer hayatın hızlı akışında durup, ruhunuzdaki o 'ağır' parçalara dokunmaya cesaretiniz varsa, bu kitap size sarsıcı bir ayna tutacak. Kısacası, kitaptaki tüm yollar insanın en katı ve değişmez görünen yanlarıyla (vicdan, pişmanlık, keder) yüzleşmesine çıkar. Her öykü, okura kendi içindeki "taşları" sorgulatır. Sorgulamaya hazır olanları kitaba davet ediyorum.
TaşSebahattin Kuralay · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20264 okunma
9/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
Korka korka aldım elime,seve seve devam ettim.İnsanın dikkatini üzerinde istiyor,evet ama satırlar, betimlemeler çok keyifli, okuması zevkli.Farklı bir tarzı var kitabın her an bir sürpriz ile karşılaşmak mümkün . Değişik şeyleri içinde barındıran bir kitaptı. Zihinde yapılan yolculuk, dağılan düşünceler...Bir teslimiyet ,bir susuş hikayesi...Pedro bir doktor ama yaptığı kanser deneyi için,fare tedariki yüzünden toplumun alt sınıfı ile de iletişim halinde. Ahlak,etik sorgusu yaptıran metin İç Savaş sonrası Franco Dönemi İspanya'sında toplumsal çürümeyi,bireyin çürümüş toplum karşısındaki çaresizliğini, sessizliğini, lümpen orta sınıfı , faşizmin çivisini çıkardığı düzenin yansımalarını anlatıyor,genç bir kızın ölümü ile perde aralanıyor. Kişiler ile beraber düşünceler de dağılıp dağılıp toplanıyor, eşsiz ama ucu bucağı dağınık satırlara bırakıyor.Okurun zihnini hep diri,hep üstünde istiyor.Çarpıcı sahneler ustalıklı anlatımla zihne işliyor. Psikolojik yönü güçlü bir metin.Suçluluk ve vicdan azabı güçlü verilmiş Pedro üzerinden.Yazarın üslubu kendi şahsına münhasır, anlatılmaz okunur. Herkes sever mi bilmiyorum, su gibi akan satırların ardından iki sayfalık ağır cümleler geliyor, cümlenin başını sonunu anlamak çaba istiyor. Ama çok lezzetli cümleler, sağlam fikirler eserin değerini arttırıyor.Zor ama buna değiyor.Tekrar okunması gereken metinlerden.Kitabı okuma konusunda kanıma giren @nilgunycoskun 'a teşekkürler yoksa korkudan başlamayabilirdim. İspanya'nın Ulysses'i diyorlar. Bilmiyorum ondan hâlâ korkuyorum.
Sessizlik ZamanıLuis Martín-Santos Ribera · Sel Yayıncılık · 202179 okunma
Puan vermedi·148 syf.··
2026 25. kitabı
#HermanHesse #Siddhartha #CanYayınları Bilgelerin bilgesi diyordu ki; "Et değil bu, kemik değil; düşünme değil, bilinç değil..." Peki, neresiydi o zaman bu öz Eğer bilgelik öğretilemiyor, sadece bizzat "bulunabiliyorsa", o devasa arayışın amacı neydi Belki de cevap hedefe varmak değil, o yoldaki paha biçilmez deneyimlerin toplamıdır Belki de bizi biz yapan, o yolda harcadığımız pabuçlar ve döktüğümüz terlerdir * * * * * * * * * Merhaba kitap dostlarım🪽 “Arayışın kendisi bir durak mıdır, yoksa yolun ta kendisi mi” Sorusuna yanıt arayan ,1946 Nobel Edebiyat Ödüllü, Hermann Hesse’nin ; SİDDHARTHA’nın izinde, ruhumuzun derinliklerine doğru, bir yolculuğa çıkıyoruz bugün.. İnsanın kendi "Ben"ini bulma, o bitmek bilmeyen manevi uyanış sancılarını dindirme yolculuğuna dair eşsiz bir rehber "Siddhartha" .. Hadi gelin , Siddhartha'nın benliğine doğru çıktığı o unutulmaz yolculuğun duraklarına hep birlikte bir göz atalım .. Siddhartha; her şeye sahip, zeki, sevilen, saygı duyulan bir Brahman oğludur. Fakat bunlara karşın ruhu susus ve çatlak bir testi gibidir. O; bunun farkına vardığında ise kendi içine dönüyor ve o kocaman boşluğu görüyor..
Felsefe
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202447bin okunma
Reklam
Reklam