SON...
Doğa; biz Slavlara akıl, sanat yeteneği, geniş bir kalp ve hassas, duygusal bir vicdan gibi büyük ve güçlü manevi değerler bahsetmiştir. İşte bu nedenle bizler hayatın kurucuları ve büyük Slav kültürünün yaratıcıları olabiliriz ve olmalıyız.
Bizanslılar en büyük düşmanlıkları kendi milletlerinden görürler. Ermeni Leon, Ermenileri tutuyor demesinler diye Ermeni kasabı adını kendisine kazandırana kadar Kapadokya'da dişe gelir binlerce Ermeni delikanlısını diri diri ağaçlarda sallandırıp yırtıcı kuşlara yedirdi... Slav imparatoru, hemşerilik gayreti güdüyor demesinler diye Makedonya'da koyun boğazlar gibi Slavları doğradı. Bizans'ta herkes milletinin açıklanmasından korkar. Din birliği, millet düşmanlığı yaratır.
Sayfa 121 - İstanbul: Atlas Kitabevi, s. 1973. 3. Baskı.·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Türklük ile Slavlığın karışmasından husule gelen fakat Slav lisanı nüfuzu altına girdiklerinden Türklüğü unutup Slavlaşmış olan Bulgarlar, sonraları Tuna’yı dahi aşıp Aşağı Tuna havzası ile Balkan eteklerini teşkil ettikleri memleketlere yerleşmişlerdir ki o yerlere “Bulgaristan” deniyor. Nihayet Hristiyanlığın Ortodoksluk mezhebini kabul ettiklerinden Şarkî Rum Kilisesi’nin (Fener Kilisesi) nüfuz-ı manevisi altına girmişlerdir.
Fatih Osmanlısı eşittir Bizans haritası!
Yeni devletin doğu sınırı Rum dilinin konuşul­duğu sahanın doğu sınırıyla örtüşmekteydi. Batıda ise Rum üst kültürüne tabi olan ve Ortodoks dinini benimseyen Slav ve Ar­navutlar imparatorluğa dahil edilmişti. Rusya hariç Ortodoks dünyasının tamamı 1481 itibariyle Osmanlı'ya tabi idi. Buna karşılık imparatorluk, ne batıda Katolik ülkelerine, ne de do­ğuda İran'ın - ve onun mirasçısı olan kadim İslam dünyasının - nüfuz alanına el atmamıştı.
Sayfa 88·Kitabı okudu
Doğu ile Batı'nın bu karşılaşmasını sağlıklı biçimde değerlendirmek için önce Balkan, Orta Avrupa ve Doğu Avrupa milletlerinin tarihi, kültürüne ve dillerine nüfuz etmek kaçınılmazdır. Bunlarsız Osmanlı'nın Balkan hakimiyetini kavramak mümkün değildir. Mesela Balkanlı aydınlar ve tarihçiler Türk dilini, medeniyetini ve kültürünü öğrenmedikleri için tarihlerinin o en önemli safhasını uzun süre yanlış değerlendirmişlerdir. Aynı nedenle Türkler de Balkan dillerini, Bizans ve Slav tarihini, bu kültürlerin ve Ortodoks Kilisesi'nin tarihini çok iyi bilmek durumundadırlar.
Tarih
İLÂHÎ KOMEDYA ve "AŞK"...
(...) Ve sıra geldi, o en nâzik mevzuya: “Aşk”… İlâhî Komedya, belki her şeyden çok bir aşk hikâyesi olduğuna göre, bu meselenin etraflıca üzerinde durmamız gerekecek… Evvelâ Türkçe’deki bu kelimeyi pek beğendiğimi belirtmeliyim. Arabça “ışk”tan geliyor ama, bence telâffuzu ondan daha güzel… Bu kelimeyi ilk işittiğimde 5 yaşlarındaydım. Ne mânâya geldiğiyle beraber nasıl söylendiğini iyice anlamak için birkaç defa tekrarlatmıştım. Ve ruhuma öyle lâtif bir rayiha kondurdu ki o gün, şimdi sizler için çoktan bir basit olmuş, belki işite işite artık gınâ getiren bu kelime, beni belki her duyduğumda o günkü gibi çarpmaya yetiyor. İngilizler yayvan bir biçimde (love) diyorlar ona. Almanlar, kaygan bir biçimde, (liebe)… Aynı kökten geliyor bunlar. Hollandaca (liefde), Rusça ve diğer Slav dillerindeki (lübov) kelimesi de aynı kökten… Latinler (amur), (amor) ve (amore) diyorlar; kavramı bizzat “ruh” ile ilişkilendirici biçimde… İskandinavlar (kaerlighed), (kjaerlighet) ve (karlek) diyor; köken olarak sanırım Galce (carlad), İrlandaca (gra) ve Keltçe (kara) ile akrabâ… Yunanlılar (agapi), Romenler (dragoste), Arnavutlar (dashuri), Finliler (rakkaus), Estonlar (armastus), Macarlar (szerelem) diyor. Bunların bir kısmı gerçekten kaba telâffuzlar gibi geliyor bana ve “aşk”tan aldığım o lezzeti vermiyor. Yalnız Polonyalılar’ın (milosc) kelimesiyle, Letonların (milestiba) ve Litvanlar’ın (meilé) kelimesi sanırım farklı bir öbek teşkil ediyor; bunlardan en eskisi ve kök olanının Litvanca olduğunu düşünürsek, Arabça “meyl” kelimesiyle irtibatı anlaşılır. Sonra Çekler’in ve Slovaklar’ın, tıpkı bizim “aşk”a benzeyen (lâska) telaffuzları… Maltalılar’da ise Arabça (hubb)dan (imhabba)… Ve İzlandaca’da yine bizimkine benzeyen (âst)… **Bana kalırsa, bu kelimelerin hiçbiri bizim
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 8, Ekim 1997) DANTE'NİN YOLCULUĞU -I-, (31 Ekim 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.)
Akademya Yazıları