Bizim aceleci çağımızda yemek saatleri toplu yaşamın geliştirilmesi için özel bir fırsat sunar. Masada hoş bir atmosfer vazgeçilmezdir. Sofra adabı üzerine konuşmalar olabildiğice seyrek gerçekleştirilmelidir. Bu kurala uyulursa daha iyi sonuçlar alınacaktır. Masada kusur bulma, öfke patlaması ve asabilikten kaçınılmalı, okuma ya da düşünceye dalmaya izin verilmemelidir. Bu, okuldaki başarısızlıkları ya da başka kusurları için çocuğu azarlama zamanı da değildir. Ayrıca, yemekleri birlikte yemek için çaba gösterilmelidir; özellikle kahvaltıların buna uygun olduğunu düşünüyorum.
Çoğunluk oturmadan önce sofrada önlerine neyin konulacağını bilmek ister; ziyafeti hazırlamak için uğraşanlarsa bunu bir sır gibi saklamak dileğindedirler; çünkü merak, yapılacak övgülerin daha yüksek sesle yapılmasını sağlar.
«Bana memnuniyetle yardım edeceğini söyledi, oteline gidecektik ve orada yardımcı olabilecekti. Bana yardım etmekten memnun olacaktı ama önce odasına gidip birer içki içmeliydik. Mercedes'li adamın, kız arkadaş deneyimi isteyip bana sofra adabı öğretmeye çalışan adamdan farkı yoktu. İkisinin de adını bilmiyordum. Zaten aslında ikisi de aynı şeyi istiyordu.»
Maide Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 5. suresidir ve Medine döneminin sonlarında, İslam'ın kurumsallaştığı bir evrede nazil olmuştur. Nisa Suresi'nden hemen sonra gelir ve onunla adeta bir bütünlük içindedir.
"Mâide" kelime anlamı olarak "Sofra" demektir. İsmini, surenin sonlarında anlatılan ve Hz. İsa’nın havarilerinin isteği üzerine gökten indirilen mucizevi bir sofradan alır.
İşte Maide Suresi'ni özel kılan o "güzel" bilgiler:
1. İsmi ve Mucize: "Gökten İnen Sofra"
Surenin 112-115. ayetlerinde anlatılan bu kıssa, havarilerin imanlarını pekiştirmek için bir mucize istemelerini konu alır. Bu sofra sadece fiziksel bir besin değil, aynı zamanda Allah’ın cömertliğinin ve şükrün bir sembolüdür.
2. Dinin Tamamlandığı Müjdesi
İslam tarihinin en önemli cümlelerinden biri bu surededir. Veda Haccı sırasında nazil olan 3. ayette şöyle buyurulur:
"...Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim."
Bu ayet, İslam'ın evrensel ve nihai mesaj olduğunun mühürlendiği andır.
3. Ahitler ve Sözleşmeler Suresi
Maide Suresi "Ey iman edenler! Akitlerin (sözleşmelerin) gereğini yerine getirin" diye başlar. Bu yönüyle bir "Sadakat Suresi"dir. Hem Allah’a verilen sözleri hem de insanlar arasındaki ticari, hukuki ve sosyal anlaşmaları kutsal kabul eder.
4. Evrensel İnsan Hakları Mesajı
Surenin 32. ayeti, bugün tüm dünyanın ortak etik değeri olması gereken o muazzam tespiti yapar:
Mesaj: "Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmamış birini öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa, bütün insanlığı kurtarmış gibi olur."
5. Helal ve Haram Sınırları
Maide Suresi günlük yaşama odaklanır:
Yeme içme adabı (Helal gıdalar).
Avlanma kuralları.
Abdest ve boy abdesti
RAMAZAN BAŞLAYINCA MAHYALAR YANARDI
ÖNCE TA'AM SONRA KELÂM
SOFRA ADABI...
ÇEŞİT ÇEŞİT İFTARİYELİKLER(
SOFRADA BAŞTA İFTARİYE DENİLEN BİR ORUÇ AÇMAK İÇİN ÇEREZLİKLER YER ALIRDI, Hurma sele zeytin yeşil zeytin beyaz tulum kaşar Çerkez kaşkaval ve dil peyniri kaymak kayısı çilek indir Gül ayva ve vişne reçeli ceviz)
GELSİN CİGARALA* ;)(✷‿✷)(✷‿✷)
2 TUR BAŞLIYOR (ana yemekler
2. tur: tavuk veya hindi ile başlardı bunlar fıstıklı üzümlü kestaneli ciğerli katkılı ve baharlı ala iç pilavı ile doldurulmuş bulunurdu bundan sonra bol ettiği mevsim sebzeleri yine mevsime göre zeytinyağlı barbunya enginar imam bayıldı taze veya çalı fasulye gibi yemekler gelir nihayet ortaya kat kat bıldırcınlı beyinli Halis amber bu pirinçten mutlaka vakfike bir yağı ile pişmiş TEPELEME PİLAV TEPSİSİ gelirdi) ;)
Kapılar herkese açıktı (musafirler)
Sıra teravih namazında
Sahurlarda unutulmazdı(
Zenginlerin Allahü Teala'nın rızasını kazanmak için adeta servetlerini döktükleri iftar ziyafetlerinin yanında bir de sahur alemlerini ekle diye fakir fukara için hazırlanan sofralar o vakit bira haydi kalabalıktı gelen fakirlerin çoğu İstanbul'un uzak semtlerinde oturdukları için sahur yemeğini konakta yemez mutfağa gider arkasında taşıdığı zembilindeki kaplara akşamdan kalan yemeklerden koyup dönerdi sahura kalanlar genellikle yakında oturanlardı kışın sahur vakti çok geç olurdu böyle zamanlarda misafirler sahura 3-4 saat kala gelir ev sahibi ve ev halkı da 3-4 saat kadar biraz uyurdu kış günleri uykudan kalkarak soğuk odada yemek yemek zor olduğundan yemek odaları daha önceden mangallarla ısıtılırdi)
Ramazan demek İBADET demekti (
Ramazan ayı sosyal hayatın hatta çalışma hayatının da önemli ölçüde değiştiği bir aydır öyle ki devlet dairelerine bile sirayet etmişti Ramazan ilk günü bütün devlet