Puan vermedi·408 syf.··
2026 2. kitabı
·
81 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 19:30
Uğultulu Tepeler’i büyük beklentilerle okudum çünkü yıllardır edebiyatın en büyük aşk hikâyelerinden biri olarak anlatılıyor. Ancak kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey hayranlık değil, büyük bir hayal kırıklığı oldu. Öncelikle bu kitabın bir aşk hikâyesi olduğunu düşünmüyorum. Bana göre bu, travmalarını ve öfkesini çevresindeki herkese yansıtan bir adamın, yıllar boyunca insanların hayatlarını nasıl mahvettiğinin hikâyesi. Heathcliff karakterini romantik bulmakta zorlandım; aksine onu takıntılı, yıkıcı ve acımasız bir karakter olarak gördüm. Kitap boyunca neredeyse herkes onun öfkesi ve intikam duygusundan zarar görüyor. Romanın karanlık atmosferi de benim için oldukça yorucuydu. Elbette her eser mutlu sonla bitmek zorunda değil; ancak burada sürekli olarak umutsuzluk, nefret ve yıkım hissiyle karşılaştım. Karakterlerin çoğuna yakınlık kuramadım ve yaşanan olaylar beni duygusal olarak etkilemekten çok rahatsız etti. Kitabın yazıldığı dönemde kadınların toplumdaki konumuna ve sahip oldukları sınırlı haklara dikkat çekmek istemesini anlayabiliyorum. Ancak bu temaların, bana göre son derece toksik ve sağlıksız bir ilişki üzerinden işlenmiş olması kitaptan aldığım keyfi daha da azalttı. Kadın karakterlerin yaşadığı çaresizlik dikkat çekici olsa da, anlatının merkezine yerleştirilen ilişkinin “büyük aşk” olarak görülmesini anlamakta zorlanıyorum. Edebiyat tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, benim için Uğultulu Tepeler unutulmaz bir aşk romanından çok, karanlık ve yıkıcı insanların birbirlerinin hayatlarını tükettiği bir hikâye olarak kaldı.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202558bin okunma
Ölümde var sonunda
8/10
·200 syf.··
2026 20. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 21:32
Yazarımız Paul, 36 yaşında akciğer kanseri teşhisi alan beyin cerrahıdır. Kanser olduğunu öğrendiğinde ise şimdiye kadar çok çalışmış didinip durmuş ve rahata ereceği zamanın hayalini kurarak sabretmiş biridir. Tıp fakültesi, asistanlık, uzmanlık, ameliyatlar derken akıp geçen zamanda çocuk sahibi bile olmayı ertelemiştir. Yani anlayacağınız tam ömrünün baharını yaşayacağını sandığı zamanda ömrünün son kışında bulmuştur kendini. En hızlı metastaz yapan ve bu sebepten en yüksek mortaliteye sahip akciğer kanserine yakalanır. Tedavilerle birlikte gelen her umudun baharında bir nüks ediş karşılar onu. Hayal kırıklığı kelimlere dökülemez. Yazarın, yazmak ve geride bir şeyler bırakmak gibi hayali vardır ve bu kitap da o hayalin ürünüdür. Yıllarca hastaların hayatında çok önemli yere sahip olduğunu anlatır bize ama sıra kendine geldiğinde işlerin pek de öyle yürümediğini görür. İnsanın tek başına çıkması gerekir o kuyudan ama sevdiği biri varsa bu iş değişir. O kuyuya bir el uzanır. Hem Yusuf Atılgan Aylak Adam da dememiş miydi insanın bir tutamağı olmalı diye. O tutamak kesinlikle sevgiydi. Son nefesi havaya karışmadan Paul’un söylediklerine kulak vermek gerekir. Bir cerrah olarak hayatları kurtarmaya, öldürmemeye odaklı bir adanmışlık görürüz onda. Bunca hayatı kurtarmanın karşılığı genç yaşta hayatını kaybetmek midir? Şimdiye kadar ne için çabalamıştı? Şimdi her şey sona erecekti hem de mutlu sonu göremeden. Burada tam da yapılacak olan şey tanrıyı sorgulamaktır ve bu soruda tahmin edersiniz ki “Neden ben?”le başlar. Derin felsefi konulara girmiyor yazar zaten pek önemi de kalmadı artık. Aslında şu anda ölüme paulden belki daha yakınız ya da çok daha uzağız bunu bilemeyiz. Hayatı anlamlı kılan da budur belki bilememek. Bunu da daha önceden Oscar Wilde söylemişti “Sis her şeye
Son Nefes Havaya KarışmadanPaul Kalanithi · Altın Kitaplar · 20162,649 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·408 syf.··
2026 74. kitabı
Rüya Ev’i elime aldığımda birkaç bölüm okuyup bırakırım diye düşünmüştüm. Ama kendimi gece yarısını geçmiş halde hala sayfaları çevirirken buldum. Açıkçası beni bu kadar içine çekeceğini hiç tahmin etmiyordum. Adam ve Jess’in hayallerindeki eve taşınmasıyla başlayan hikaye, evde gizli bir oda bulmalarıyla birlikte tamamen farklı bir hal aldı. O andan sonra merakım iyice arttı. Odada bulunan eşyalar, ortaya çıkan mesajlar ve peş peşe gelen detaylar yüzünden kitabı bırakmak istemedim. Hatta okurken birkaç kez dönüp önceki bölümlere baktım. Çünkü başta önemsiz gibi görünen bazı ayrıntılar ilerleyen sayfalarda karşıma tekrar çıktı. O anlarda yazarın bazı şeyleri en başından beri yerleştirdiğini fark etmek hoşuma gitti. Kitapta en sevdiğim şey ise kime güveneceğimi bir türlü bilememem oldu. Bir karakterden şüphelenmeye başlıyorum, birkaç bölüm sonra fikrim tamamen değişiyordu. Ben bir şeyleri çözmeye çalıştıkça kitap önüme yeni sorular çıkardı. Sonlara doğru olanlar da peş peşe gelmeye başladı. Özellikle Jess’in başının belada olduğu bölümlerde kitabı elimden bırakmak istemedim. Bir bölüm daha okuyayım derken sürekli devam ettim. Bir noktadan sonra ev sadece olayların geçtiği bir yer gibi gelmemeye başladı. Evle ilgili yeni şeyler öğrendikçe merakım daha da arttı. Duvarların arkasında ne saklandığını öğrenmek, karakterlerin yaşadıkları kadar ilgimi çekti. Gerilim ve gizem okumayı seviyorsanız bence bir bakın derim. Ben okurken sürekli tahmin yürüttüm ama kitap çoğu zaman beni yanılttı. Son sayfaya geldiğimde ise her şey yerine oturmuştu.
Rüya EvT. M. Logan · The Kitap Yayınları · 2025169 okunma
8/10
·126 syf.··
2026 25. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 12:32
Genç Werther'in Acıları Kitabı bitirince insan sadece bir hikâyeyi değil, Werther'in iç dünyasını da geride bırakmış gibi hisseder.Johann Johann Wolfgang Von Goethe genç yaşta yazdığı bu eserle öyle büyük bir etki yaratmış ki, Genç Werther'in Acıları Avrupa'nın en çok konuşulan kitaplarından biri hâline gelmiş ve insanlar malesef bu kitabı okuduktan sonra werther gibi hayatını sonlandırmış. O yüzden herkesin okuyacağı bir eser olmadığını düşünüyorum. Werther'in yaşadığı yoğun duygular, aşkı neredeyse hayatının merkezine koyması ve dünyayı hisleriyle yorumlaması çok sarsıcıydı. Bu yüzden son sayfaları okurken üzülmek, hatta ağlamak oldukça doğal ve ben ağlamaktan nefes alamaz hale geldim. Özellikle karakterle bağ kurduysan, onun yalnızlığı ve çaresizliği uzun süre insanın içinde kalabiliyor. Goethe'nin başarısı da burada aslında. Werther'i kusursuz bir kahraman olarak değil, tüm zaaflarıyla yaşayan gerçek bir insan gibi hissettiriyor. Bu yüzden kitabı kapattığında bir karakter öldü duygusundan çok, tanıdığım birini kaybettim duygusu oluştu. Bir kitabın sizi ağlatması, onun sizde gerçekten iz bıraktığını gösterir. Werther'in Lotte'ye duyduğu aşkın etkileyici yanı, sadece birine âşık olması değil bütün dünyasını onun etrafında kurması. Lotte'nin yanında olduğu anlarda mutluluğun zirvesine çıkarken, ondan uzak kaldığında derin bir umutsuzluğa sürüklenmesi insanın içini acıtıyor. Son mektuplar ise bence kitabın en yıkıcı kısmı. Çünkü o bölümlerde Werther'in duygularının artık geri döndürülemez bir noktaya geldiğini hissettim. Sonunun ne olacağını sezsek bile, yine de sayfaları çevirmeye devam ettim ve bu çaresizlik duygusu çok ağır geldi. Bir de Goethe'nin dili var. Werther son mektuplarında öyle içten konuşuyor ki, sanki bir roman okumuyormuşuz da gerçek bir insanın kalbini dinliyormuşuz gibi geliyordu
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,2bin okunma
6/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:00
Arthur Schopenhauer’un Mutlu Olma Sanatı kitabını okurken açıkçası zorlandım. Kitabın dili bana oldukça ağır geldi; bazı cümleleri anlamak için birkaç kez okuyup hatta tekrar dinlemek zorunda kaldım. Schopenhauer düşüncelerini detaylı ve kapsamlı bir şekilde açıklamayı tercih etmiş, ancak bu durum yer yer kitabın akıcılığını benim için azalttı. Belki de bu kitabı daha sakin ve zihinsel olarak daha boş olduğum bir dönemde okusaydım, anlatılanları çok daha iyi kavrayabilirdim. Kitaba başlarken daha pozitif ve motive edici bir eser bekliyordum. Fakat Schopenhauer’un karamsar dünya görüşü satır aralarında kendini sıkça hissettiriyor. Bu yüzden kitap bana beklediğimden daha negatif bir atmosfer sundu. Yine de üzerinde düşünmeye değer birçok tespiti vardı. Özellikle 13. yaşam kuralında geçen “Oysa insan neşeliyse genç, yaşlı, fakir, zengin olup olmadığının önemi yoktur. Mutludur. Bu nedenle ne zaman olursa olsun, neşeye kapı açmalıyız.” sözü dikkatimi çekti. Neşenin insan hayatındaki yerini çok sade ama etkili bir şekilde anlatıyordu. Benzer şekilde 31. kuralda mutluluğun onda dokuzunun sağlıktan geldiğinin söylenmesi de oldukça gerçekçiydi. Çoğu zaman sağlığın değerini ancak onu kaybettiğimizde anlıyoruz. Bu nedenle Schopenhauer’un mutluluğun temelinde sağlığı görmesi bana son derece haklı geldi. Her ne kadar kitap beklentilerimi tam olarak karşılamasa ve okuması zaman zaman yorucu olsa da, insanı kendi yaşamı üzerine düşünmeye iten, altı çizilecek birçok cümle barındıran bir eserdi.
Duygu ve Düşünce
Mutlu Olma SanatıArthur Schopenhauer · Can Yayınları · 202017,8bin okunma
Ölmez Otu
8/10
·352 syf.··
2026 15. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 18:06
Merhabalar, Ölmez Otu ile Yaşar Kemal in Dağın Öte Yüzü serisini bitirmiş bulunuyorum. Üç kitaptan oluşan seriyi okuduğum için çok mutluyum ve herkese de gönül rahatlığıyla bu güzel seriyi tavsiye ederim. İnceleme geçmeden önce belirtmeliyim ki incelemem az da olsa SPOİLER olabilir. Ölmez Otu nu inceleyecek olursam genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. Bu defa Yalak köylülerin Çukurova da bereketli bir pamuk tarlasına denk gelmesini ilk iki kitaptan da tanıdığımız memidik, muhtar sefer, tasbasoglu, uzunca Ali, koca Halil ve elbette meryemce ana gibi karakterler etrafında okuyoruz. İlk kitapta pamuğa giden köylülerin yol çilesine, ikinci kitapta kendi yarattıkları ermiş mitine eşlik ederken bu defa pamuk tarlasında yaşananlara ve kendi yarattıkları ermiş hikayesini yine nasıl kendilerince yerle bir ettiklerine şahit oluyoruz. Yukarıda da belirttiğim gibi ben Ölmez Otu nu genel olarak beğendim ve bana keyif veren bir kitap oldu. Fakat eser özelinde bir kaç husus bana göre olmamış. Birincisi Şevket bey bence gereksiz olmuş, Şevket beyin ve başına gelenlerin esere büyük bir zenginlik kattığını düşünmüyorum. İkincisi serinin ikinci kitabının ana kahramanı olan tasbasoglu memet in bu eserde hiç bir şey olmamış gibi köylünün yanına gitmesi bana göre fazla basit kalmış. İkinci eserde çok iyi tanıdığımız tasbasoglu diğer köylülerden farklı olarak okuma yazma bilen yeri geldiğinde düzene isyan edebilen bir karakter. Yaşadığı onca şeyden sonra bu kadar basitçe köylüye gitmesi havada kalmış. Üçüncü olarak da ilk iki kitaptan gayet iyi tanıdığımız koca Halil in değişen karakteri. İki kitapta kendi çıkarını her şeyden önde tutan koca Halil bu eserede sebepsiz yere bir anda fedakar biri olup çıkıyor. Büyük yazar Yaşar Kemal serinin üçüncü kitabında koca Halil karakterine bir iadeyi itibar
Ölmez OtuYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20182,430 okunma