İslâm inancının temelleri; bu kâinatta, geçmişte, bugün ve gelecekte, hiçbir zerrenin Allah'ın ilminden bağımsız hareket edemeyece ği gerçeğine dayanır. Tüm yaratılmışlar, halihazırda yaratılanlar ve yaratılacak olanlar, ancak O'nun yaratmasıyla mümkündür. O aynı zamanda, bizzat kendi kitabında "sünnetinde değişiklik bulamayacağımız" garantisini de bize verendir. Yani evrendeki ilahi (fiziksel) kanunların değişmeyeceğinden hareketle, onları anlama görevi bize verilmiştir. Bilim ne bulursa o Sünnetullah'tır. Bazen belki yanlış anlar ama düzeltmek de ancak bilgiyle ve araştırmak-la mümkündür. "Bilmek" için Kur'an'ın bizi yönlendirdiği tek yer "yaratılmış ayetler", yani şu muhteşem kâinattır. O'ndan hakkıyla korkanlar ise O'na hakkıyla saygı duyanlar, ancak "bilenler"dir... Bu son okuduğunuz ifadelerin tamamı Kur'an-ı Kerim'de değişik biçimlerde bolca zikredilir.
Mesela bugün ordu Irak'a girmiş. "Bizim A timleri teröristlerin arka tarafına atıldı, mayınlar temizlendi, çatışma devam edecek" deniyor. Kamuoyu da bekliyor ki bir hafta sonra açıklama yapılacak, "2000 tane terörist ele geçirildi" denecek. Alakası yok. Olay, o gece biter. Arazi öyle tuhaf ki, terörist çıkıp gidiyor. Basında okuduklarımdan anlıyorum ama haberlerin havası ters. Harekât neden yapıldı? Bence dışarıdaki operasyondan sonra içeride de devam edecek, ondan sonra demokratik haklar, insan hakları dediğimiz olay hükümetçe Avrupa'nın diretmesiyle onaylanmak zorunda kalacak. Bir tür son şov gibi..
Esved ( rahimehullah ) , ilme , zikre ve namaza düşkün olduğu gibi , oruç tutmaya da son derece düşkün idi . Günlerini oruç tutarak geçirir , hatta fazla oruç tutmaktan dolayı bazen halsiz düşerdi . Bu durumu gören arkadaşları acıdıkları için ona : -Niçin bu bedene bu kadar eziyet ediyorsun , diye sordular . Bunun üzerine o , aslında hem oruç için hem de diğer tüm ibadetler için üzerinde düşünülmesi gereken şu manidâr sözünü söyledi : -İşimiz çok zor , işimiz çok zor ! Ben aslında bu bedenin ( âhirette ) rahat etmesini istiyorum . ( Bu nedenle onu bu dünyada çok yoruyorum . )
"O içkiyi herhangi bir kimse içebilirdi. Hatta... ben bile!"
"Bundan daha da korkunç bir ihtimal vardı. Bunu düşünemediniz."
"Efendim?"
"Kokteyli ben de içebilirdim!"
Hristiyan misyonerlerden birisi kendisine
gelerek; «büyük para karşılığında, - lâkin devletin ve milletin menfaatlerini zedeleyebilecek tarzda - isimsiz,imzasız bir kitap yazması..» teklifinde bulundu. O'nun;
hastalıktan ve sıkıntıdan, zaruretten kıvranan hâline rağmen, son derece takdire değer bir ibret vesikası denilebilecek, Türk'ün şeref ve haysiyetine yaraşan asil cevabı ise şu oldu :
" - Efendi!.. Siz beni, paraya; dînini, ismini, milliyetini satar bir adam mı zannediyorsunuz? "