Adler psikolojisinde, travma kesinlikle reddedilir. Bu, oldukça yeni ve devrimsel bir noktadır. Hiç şüphesiz, travmayla ilgili Freudyen bakış açısı harikuladedir. Freud, bir kişinin ruhsal yaralannın (travmalannın) onun şimdiki zamandaki mutsuzluğunun nedeni olduğunu öne sürmüştür. Bir insanın hayatını ayrıntılı bir anlatı olarak ele alırsan, kolaylıkla anlaşılan bir etki, güçlü izienimler yaratan ve son derece cazip olan dramatik bir gelişme hissi söz konusu olur. Ama travma argümanını reddeden Adler, şunu söyler: "Tek başına hiçbir deneyim, başarımızın ya da başansızlığımızın nedeni değildir. Deneyimlerimizin yarattığı şok - sözüm ona travma - yüzünden sıkıntı çekmeyiz, bunları amaçlarımıza uyduğu şekilde biz yaratırız. Bizi deneyimlerimiz belidemez ama bunlara verdiğimiz anlam kendi kendisini belirler." Adler'in, benliğin deneyimlerin kendisiyle değil, bunlara atfettiğimiz anlamlarla belirlendiğine dair söylediklerine odaklanmalısın. Korkunç bir felaket ya da çocuklukta tacize uğrama veya benzeri deneyimlerin, bir kişiliğin oluşmasına bir etkisi olmadığını söylemiyor; bu olayların etkisi güçlüdür. Burada önemli olan, hiçbir şeyin aslında etkiler tarafından belirlenmiyor oluşu. Bizler kendi hayatımızı, bu geçmiş deneyimlere atfettiğimiz anlamla belirliyoruz. Hayat, birisinin sana verdiği değil senin seçtiğİn bir şeydir ve nasıl yaşayacağına da sen kendin karar verirsin.
Sayfa 30·Kitabı okudu
İnsan kendini dostlarında değil, acımasız aynalarda tanır.
“Beni tanıyan herkes, kendime ve becerilerime dair her zaman sağlıklı bir bakış açısına sahip olduğumu söyleyecektir. Ama inanın ya da inanmayın, zaman zaman kibirli ve duyarsız olmakla da suçlandım. Özellikle de insanı yeniden ayarlayan, eksiklerini gösteren kişilerin bunu son derece acımasız bir şekilde yaptığı anlarda..”
Duygu ve Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“Romantik bir bakış açınız var. İnsanları sevmek gerektigini, tüm insanlığın iyiliği, verimliliği ve uzlaşması için onlara saygı gösterilmesi gerektigini düşünüyorsunuz. Ama bu bakış açısı son derece yanlış. İnsan doğuştan kusurludur. Doğadaki bir bozukluktur. Bilimin sadece tek amacı olmalıdır: düzeltmek,eğitmek,anlaştırmak. Tek hedef Yeni İnsan’dır.”
Sayfa 245·Kitabı okudu
Üniversite, mesleki deformasyonun en yoğun yaşandığı kurumların başında gelir. Hakikat yolculuğunda insanlara kılavuzluk etmesi gereken prof'lar, akademizm tuzağına düşmüş ve bilimsel jargonu hakikatin yerine ikame etmiştir. Hakkın ve hakikatin, aklın ve erdemin hizmetkârı olması gereken hocalar okulların, fakültelerin, bölümlerin ve sınıfların yarı-tanrısal küçük efendileri olmak için ilmi, fikri ve fikir çilesini bir kenara koymuştur. Varlıklı ve hakikati nefsaniyet terazisinde ölçenler gerçek düşüncenin ufkunu kendi dar ve sığ bakış açısına indirmiş ve “Benim üstümde hiçbir şey yok. Varsa da gerçek değil, olamaz...” demeye başlamıştır. Her dersini ilk dersiymiş gibi aşk ve heyecanla ve son dersiymiş gibi büyük bir mesuliyet duygusuyla veren kaç tane hoca var etrafımızda? Elimizden tutup bizi bir ilim, fikir, hikmet, edep, erdem, tahayyül ve tecessüs yolculuğuna çıkaran hoca sayısı neden yok denecek kadar az?
Sayfa 33
"Birlikte çıktığın yolculukta kendin olarak var olmana önem verildiğini görmek... İşte gerçek sevgi budur. Biliyorum bu sözler birçok okur için son derece nahif bir bakış olarak görünecek ama dürüst insan nahiftir. Güvenilen insan odur ve güvenilen insan uzun vadede güçlü bir insandır. "
Allah hiç kimseleri boşuna denk düşürmez, koca dünyada iki insan rast gelip de bunca aşık olabiliyorsa birbirine, hele ki bambaşka diyarlardan iki kişi mutlaka bir sözü vardır Rabbimin sana bana, duymasını, dinlemesini bilene.
Sayfa 104·Kitabı okudu