Adler psikolojisinde, travma kesinlikle reddedilir.
Bu, oldukça yeni ve devrimsel bir noktadır. Hiç şüphesiz,
travmayla ilgili Freudyen bakış açısı harikuladedir. Freud, bir
kişinin ruhsal yaralannın (travmalannın) onun şimdiki zamandaki
mutsuzluğunun nedeni olduğunu öne sürmüştür. Bir
insanın hayatını ayrıntılı bir anlatı olarak ele alırsan, kolaylıkla
anlaşılan bir etki, güçlü izienimler yaratan ve son derece
cazip olan dramatik bir gelişme hissi söz konusu olur. Ama
travma argümanını reddeden Adler, şunu söyler: "Tek başına
hiçbir deneyim, başarımızın ya da başansızlığımızın nedeni
değildir. Deneyimlerimizin yarattığı şok - sözüm ona travma
- yüzünden sıkıntı çekmeyiz, bunları amaçlarımıza uyduğu
şekilde biz yaratırız. Bizi deneyimlerimiz belidemez ama
bunlara verdiğimiz anlam kendi kendisini belirler."
Adler'in, benliğin deneyimlerin kendisiyle
değil, bunlara atfettiğimiz anlamlarla belirlendiğine dair
söylediklerine odaklanmalısın. Korkunç bir felaket ya da çocuklukta
tacize uğrama veya benzeri deneyimlerin, bir kişiliğin
oluşmasına bir etkisi olmadığını söylemiyor; bu olayların
etkisi güçlüdür. Burada önemli olan, hiçbir şeyin aslında etkiler tarafından belirlenmiyor oluşu. Bizler kendi hayatımızı,
bu geçmiş deneyimlere atfettiğimiz anlamla belirliyoruz.
Hayat, birisinin sana verdiği değil senin seçtiğİn bir şeydir ve
nasıl yaşayacağına da sen kendin karar verirsin.