Şirket içi kültür bozulmaların işaretleri ;
•Bir bölümde klikleşme görünmesi,
•Ayşe hanımın adamlarıyla, ali beyin adamların arasında söyletilerle yayılan çekişmeler ,
•Terfi ve ödüllerdirmelerde falancının adamı olmanın liyakatın önüne geçmesi,
•Küfür, hakaret , zorbalık gibi insan onuruyla bağdaşmayan davranışların görünmeye başlaması, •Herkesin içinde azarlanan insanlar,
•Yöneticilerin başkalarının birbirlerinin dedikodusunu yapmaya ve birbirlerinin kötülemeye başlamaları,
•Bir başarı söz konusu olduğunda ekibini unutup kendini öne çıkararak övünen yöneticiler,
•İstenmeyen işten ayrılmalarda artışlar,
•Bilgi gizlemeler, güvenirliğini kaybeden bilgi artışı, •Yöneticilerin hakkaniyet gözetmeyen kararlarından şikayetler,
•Kötü haberi saklayıp iyi haberlerle amirleri memnun etme çabasının yaygınlaşması ,
•Yüksek performans kültürünün ön koşulu olan güveninin yok olması kimsenin kimseye güvenmemesi.
Sinemanızı Türk sineması içinde bir yere koymak gereği duysanız nereye koyarsanız?
Hiçbir yere... İşte size bir Türk filmi sinopsisi: "Biri şair diğeri ressam karı - koca... Evlerine ara sıra uğrayan bir heykeltıraş... Heykeltıraş şairin karısını becerir"in filmi yapıldığı, sanat diye dayatıldığı bir ortamda, beni bu filmlerimi yakından tanıyan biri olarak bir soru da ben sorayım, benim sinemamın yeri olabilir mi hiç? Travestilerin, fahişelerin, lezbiyenlerin bunalan aydınların film çekemeyince lohusa yataklarına düşen yönetmenlerin, hilkat garibelerinin bitip tükenmeyen resmi geçidine bu ülkede "sinema" deniyor. Bu böylesine açık, böylesine net... Bu adamların hangi dertleri var , hala anlayabilmiş değilim. Dertsiz sorunsuz beyin kanamaları ndan yürek sancılarından uzak bir sinemanın içinde olmak istemiyorum. içinde de değilim. böyle bir gereksinim de yok .sık sık duyarız. bunlar başarısızlıklarının suçunu teknik yetersizliğe, filmlerini sesli çekemediklerini vs. yıkarlar. beyni gelişmemiş bir sinemanın tekniğini geliştirirsiniz ne yazar? Benim sinemam anarşist bir sinema ,bir başkaldırı sineması.
...
Eflatun'un "Mağara Alegorisindeki kölelerden biriydim ben.Yüzüm duvara dönük ,kollarım bağlı. Üstelik ışık da yoktu. Işığı içimde buldum yüreğimde...
Üç ayağımı kendim yaptım, travelling arabamı kendim yaptım .Ses masamda kurgu cihazımda kendi imzam var .Yalnızca optik yoldan gerçekleştirilen görsel efektler için minyatür setler kurdum. Paketler yaptım. Işıkla bir sihirbaz mahareti ile oynayabilecek bir yeteneğim var Ben Şeyh Küşteri'nin torunuyum sayın Kurçenli....
Burada Kütahya ili Tavşanlı ilçesi Tepecik köyünde küçük bir cinecittam var.Ben burada gere gere sinema yapıyorum,kopara kopara ,kanıra kanıra sinema yapıyorum. Yoksa siz beni köy düğünü mü çekip geldi sandınız?
Ahmet Uluçay,Antrakt,Sayı 42(Mart 1995)