İskeletten farksız insanlara işkence etmekten, en canlı ve en genç SS’ler bile eninde sonunda bıkıyorlardı. Zira iskeletlerin direnci pek az olduğu gibi tepkisi de hemen hemen hiç yoktu.
Güç, kendini bilmekle başlar; kendini keşfetmek, eksikliklerini dürüstçe kabullenmek, gelişime, iletişime açık olmak, yılmamak, karamsarlığa düşmemek ve sonunda öz ışığınla aydın-lanmak. Öz ışığınız parıldamaya başlayınca dostlarınız size yakın olmaya, düşmanlarınızsa mümkün olduğu kadar uzaklaşmaya çalışacaktır
Kabalık... Nezaketsizlik... Sınır ihlali... En kötüsü de samimiyetsizlik... Birbirinin yanında güvende hissetmeme hâli... Her ilişki neticede derin bir güvenlik oyunudur. Sadakatten bahsetmiyorum burada. İki tane çok temel referansın olduğunu düşünürüm. Birincisi; bu topraklarda anneni babanı, derdini, yetersizliğini partnerine anlattığında o da sonra bunu sana bir hançer olarak sokmayacak. Bu önemli... Ikincisi, bir ilişkinin yakınlığını gösteren hållerden biri cinsel yakınlıktır. Cinsellik gün sonunda karanlığı olan bir arazidir. Burada da o karanlıkta bulduğunu kötüye kullanmayacaksın. Bunlara itina azalırsa birbirine güven çok hasar alıyor.
Sultan Alp Arslan, kuşatılan Bizans ordusunun yok edilmesi harekâtını yönettikten başka, bizzat at üstünde, bir asker gibi, oraya buraya koşuyor, zaman zaman kılıç ve süngüsü ile düşman askerlerine saldırıyordu. Bu sırada değeri Selçuklu emîrlerinden Aytekin, atından inip yer öperek ona: "Bir sultanın Müslümanlara merhamet etmesi gerekir; bir eşi daha bulunmayan o değerli varlığını savaşa sokup ölüm tehlikesine atmamak, rahatı, savaşa tercih etmelidir" dedi. Sultan, çok sevdiği bu emîrin bu sözlerine karşılık olarak: "Bu zalim milleti yok edersem o zaman rahata kavuşurum. Benim bu rahatsızlığım sonunda, Müslümanlar esenliğe kavuşacağından ben, bu rahatsızlığı, bir rahatlık sayarım" dedikten sonra Aytekin'i savaşa teşvik ettiği gibi, kendisi de aynı şekilde hiç durmadan savaşmıştır.
Kişisel ve tarihsel terimler açısından, cennet ile cehennemin evliliği yani akıl ile bedenin, imgelem ile uslamlamanın, bilinç ile arzunun, zengin ile fakirin, insanlık ile doğanın barışması gerekçekleşir. Marx'ın komünist toplumunda olduğu gibi, Blake de tarihin sonunda insan ile insan ve insan ile doğa arasındaki karşıtlığın artık var olmayacağına inanır.