Bir açılım bir başka açılımla, bir söylem bir başka söylemle, bir ahlaki pozisyon bir başka ahlaki pozisyonla yer değiştirdiği halde, bir siyasal pazarlamacılık edasıyla her durumda yeni konumu savunmaya çalışan bir kolektif zihinsel refleks gelişti.
Sayfa 213 - İletişim Yayınları
Çocuklarınıza eleştiriyi kabullenmeyi ama aşağılanmayı kabullenmemeyi öğretin. Haklıyken haksız hissettirenlerden uzak durmayı, kendilerine güven duymayı ve dinlemeyenlere sözlerini harcamamayı öğütleyin. Kalpleri kırılınca kalkıp gitmeyi, hakaret işitince kendilerini üzmemeyi, özgüvenlerini bir avuç narsisin söylem ve eylemleriyle kaybetmemelerini tembihleyin.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
DYP Genel Başkanı ve Başbakan seçilen Tansu Çiller ilk başlarda, "Askerî çözüm kaçınılmazdır" diyenlere karşı açıkça siyasetin tek ve kalıcı çözüm odağı olması gerektiğini savunuyordu: "(Kürt Sorunu) TBMM'nin meselesidir... Soruna Meclis'in çatısı altında ulusal bir çözüm bulmak için her şeyi yapacağım" ifadesi ona aittir. Bu doğrultuda Çiller, "Kürtçe eğitim ve Güneydoğu'ya yönelik birkaç saatlik Kürtçe yayın yapılması" gibi öneriler aracılığıya nabız yoklamaya girişti. Süleyman Demirel ve dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'in bu önerilere tepkileri sert oldu. Çiller'in bu türden çıkışlarını terk edişini kısa bir kararsızlık dönemi izledi ve sonuçta terörle mücadelede sert bir söylem öne çıktı. Sözgelimi Meclis'teki Demokrasi Partisi'nden (DEP) vekiller için; "PKK'yı Meclis'ten atacağız. Meclis'te PKK'ya tahammülümüz kalmadı. Bazı DEP'lilerin dokunulmazlığının kaldırılması için oy kullanacağım," diyen bir Çiller vardı. Bu değişim, DYP'li Şahinlerden Coşkun Kırca'nın da dikkatini çekmiş, "Tansu Hanımefendi'deki fikir ve yön değişikliği... adeta mucizevidir" demesine vesile olmuştu.
Sayfa 397·Kitabı okuyor
Tarih ve Siyaset
Kapsayıcılığın kendine özgü bir diyalektiği vardır. Her kurum, her yeni söylem ve her yenilikçi toplumsal pratik, doğru ahlaki sinyaller gönderen ama aslında bambaşka amaçlar güdenler için her zaman yeni nişler yaratır. Dolayısıyla özgürleşme hareketleri, eşitlik ve kimlik siyasetinin kapsayıcı söz dağarcığının fiilen kapsayıcılık karşıtı olan hareketlerce benimsenmesiyle kendi karşıt güçlerini yaratır.
Sayfa 265 - Metis yayınları·Kitabı okudu
Fussilet suresinde, “De ki: Yeri iki günde yaratanı inkâr edip ona ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin rabbidir. O, dört güniçinde yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı. İki günde de yedi gök yarattı” deniliyor. Bir kere gök nedir, ne kastediliyor bu belirsiz. Bir de rastgele, ispatsız bir bilgi, ucu açık hayali bir söylem. Hepsi bir yana; bir kere matematik hesap yanlış. Birçok ayette yerle gökleri-tüm kâinatı altı günde yarattım deniliyor;işin teferruatına gelince hesap bozuluyor: İki gün dünya, dört gün dağlar ve kocaman evrene de iki gün ayrıldığı söyleniyor.Bu durumda günlerin toplam sayısı sekiz oluyor ki daha önce, altı günde yerle gökleri yaratıldı hesabına uymuyor. K ur’an yorumcusu Nesefi de, “Bu iki ayet hakkında yorum gerekiyor; yoksa kâinatı toplu halde altı günde yaratıp detay kısmında bunun sekiz güne çıkması açıklanamaz” diyor.
Politikacılar ve medya tarafından bize sürekli sayılılıp dökülmekte olan basmakalıp özlü sözlere inanarak, politikacıların ve siyaset uzmanlarının belirli bir noktada ne söylenip söylenemeyeceğiini belirleyen bir söylem dünyası yaratmalarına yardım etmiş oluyoruz: “… Ana görüşten oldukça uzak duruyor.“ Basma kalıp özlü sözler… A Partisi B partisinin adayları hakkında nasıl düşünmemizi istediğine karar verir ve Övgü dolu olmayan yaftaların zihinlerimize kazınana kadar medyada sık sık tekrar edilmesini sağlar. Medya onlarla iş birliği yapar, çünkü bu tür sözcükler haberleri ilginç kılar. Ve bizler, yani halk, bu sözcükleri kullanmayı severiz, çünkü çok kolay akılda kalırlar. Ve daha da önemlisi, düşünmekten çok daha kolaydır. 
Pegasus·Kitabı okudu
KiTaPHaNe