“Biliyorum doktor, en çok merak ettiğim organdır kalbim. Onun bana ait olduğunu söylüyorlar doktor. İşte buna dayanamıyorum. Ayrıca, bu kadar çok parça içerisinde artık ‘ben’ diye bir şey söz konusu olabilir mi? Hepsi dışarıdan alınmadı mı bunların? Peki o halde ben kimim? Hangi parçamın esiriyim? Kalbimin esiri. Ha-ha.”
İslam coğrafyasındaki değişimlerin "halk tabanlı" bir uyanışla gerçekleşmesi mümkün müdür? Türk ve İslam tarihinde değişimler genellikle yukarıdan aşağıya olmuştur. Mete Han’dan bu yana, Satuk Buğra Han’ın İslam’ı kabulünden Cumhuriyet devrimlerine kadar hep bir devlet iradesi söz konusu olmuştur. Halk her zaman bu değişime eklemlenmiştir. Bunun tek istisnası 1979 İran Devrimi’dir. Küresel sistem bunu bildiği için hep "tepe noktaları" ele geçirmeye çalışır. FETÖ benzeri yapılar veya Irak’taki Kesnezani hareketi gibi oluşumlar, içeriden kaleyi düşürmek için kullanılır. Bu yüzden "iç cepheyi sağlam tutmak" hayati önemdedir.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Söz gelimi sigaranın, haram olduğuna dair müctehid âlimlerden bir görüşün nakledilmemesinden dolayı sigaranın mubah sayılmasını doğru bulmayan Hâdimî, meselede müctehid bir âlimin her asırda bulunabileceğini söylemiştir. Kötü kokusunun insana eziyet vermesi ve malın ihtiyaç olmayan bir yere harcanıp israf edilmesi gibi sebeplerden dolayı sigaranın kullanılmasına cevaz vermeyen görüşün doğru olduğunu ifade eden Hâ-dimî, mutlak manada bir müctehid olmadığı durumda, mutlak müctehidin koyduğu kaide ve usûle riayet ederek bir âli-min meselenin hükmünü verebileceğini belirtmiştir.
Zamanı benim kadar iyi bilseydin, dedi şapkacı, onu harcamaktan söz açmazdın.
Sayfa 35·Kitabı okuyor
Ölüm hepimizin tutmaya mecbur olduğu bir söz er ya da geç.
Sayfa 122·Kitabı okuyor
Zıharın tarihselliği (Bir de sadece Medine'de var)
Cahiliye devrindeki boşama/boşanma türlerinden biri de "zıhar"dı. Aynı zamanda yemin hükmünde olan zıhar bir kişinin, karısını kendi anasına veya diğer mahremlerinden birine benzetmesiydi. Adam karısına, "Sen bana artık anamın sırtı/karnı/baldırı/ferci gibisin" veya "Sen bana artık kız kardeşimin, halamın, teyzemin sırtı gibisin" der ve bu suretle zıhar gerçekleşirdi. Daha ziyade erkekle karısı veya karısının akrabaları arasında husumet zuhur ettiğinde zıhara başvurulur ve bu uygulamada acelecilik, sorumsuzluk, ihtiyatsızlık, kendine hâkim olamama gibi saikler ön plana çıkardı. İbn Âşûr (ö. 1973) cahiliye devrindeki zıhâr âdetiyle ilgili şu tespitlerde bulunmuştur: "Öyle sanıyorum ki zıhar Yesrib/Medine ve çevresinde yaşayan Arapların uyguladıkları bir boşama usulüydü. Çünkü bu coğrafyadaki Araplar Yahudilerle iç içe ya­şıyorlardı. Arap Yarımadası'nın Mekke, Tihâme, Necid ve diğer bölgelerinde yaşayan Araplar arasında zıharın bilindiğini sanmıyorum. Çünkü anılan bölgelerdeki Arapların sözlerinde zıhara benzer bir ifadeye rastlamadım. Zıhardan sadece Medine'de inen Mücâdile ve Ahzâb surelerinde söz edilmiş olması bu tezi güçlü kılan bir delildir (...) Bana öyle geliyor ki Yesribli Araplar zıharı kesin boşanmada tahrim hükmüne ilişkin bir vurgu/mübalağa ifadesi olarak icat ettiler. Çünkü onlar İslam'dan önce Yahudilerle iç içe yaşıyor ve onların örf, âdet ve geleneklerinden etkileniyorlardı. Yahudiler nisâüküm harsün leküm ayetinin tefsirinde de bahsi geçtiği üzere, erkeğin karısına arkasından yaklaşmasını yasak sayıyorlardı. Bu sebeple, zıhar ifadesinde zahr kelimesi kullanılmıştır. Dahası, Yesribli Araplar tahrimi çok ağır bir şekilde ifade etmek için arka (dübür) kelimesiyle ana arasında ilişki kurmuşlar ve böylece zıhar kişinin kendi anasıyla ters yönden ilişkiye
Sayfa 101 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din