Cihanşümul halifelik teorisinin yeniden meşrulaşması
Muhammed Ragib el-Tabbah, Mısır rejimi üzerine kendi özetinde, el-Tabbah İbrahim Paşa’nın ülkeye ne gelişme ne de “medeniyet” getirdiği, sadece savaş getirdiği yorumunda bulundu. Şey Salih Mısır işgaline dair görüşlerinde Suriyeli ulema arasında yalnız değildi. Suriye’deki Müslüman alimler için bir açmaz söz konusuydu. İsmen Müslüman olduktan sonra kim başa geçiyorsa meşrudur kadim formülünü benimseyerek İbrahim Paşa’nın yeni rejimini kabul mü etselerdi? Yoksa, bir ayaklanmayı meşru kılacak hukuki bir gerekçe mi arasalardı? Osmanlı sultanını halife olarak tanıyan ilk Arap âlimlerden biri olan Şamlı âlim Muhammed Amin ibn Abidin (ö. 1836), direnişi meşrulaştırmak için böyle bir yola başvurdu. İbrahim Paşa’nın işgali altında yaşarken, kendisiyle aynı sınıftan olanların yaptığı gibi kendini meşru olanın yanında konumlandırma gereğini hissetti. İbn Abidin pozisyonunu cihanşümul halifelik teorisini tekrar ihya ederek meşrulaştırdı.
Sayfa 168
Hayattaki finaller, kitaptakiler kadar çarpıcı olmaz. Günün birinde, ışıkları kapayıp ütüyü prizden çekecek zaman bulamadan, doğru dürüst bir son söz bile yumurtlayamadan, çat diye ölürsünüz. Halbuki romanda olsaydınız, elveda bütün hatıralar, diyebilirdiniz.
Sayfa 360·Kitabı okudu
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sevinçler ya da hazlar arttıkça batıl inançların yerini doğru bilgiler alacak, doğru bilgiye erişildikçe akli bir sevgiye, yani en üstün ve en mükemmel sevgiye ulaşılacaktır ki, bu da Spinoza'ya göre bütün varlıkların ilk nedeninin, başka deyişle Tanrı'nın sevgisidir ve insan için dogada bundan daha iyi, bundan daha mutluluk verici başka bir şey söz konusu değildir.
Sayfa 21·Kitabı okuyor
can içinde cam kırılmış, söz düşküne kalmıştır, şaşkına bir can düşmüş, canda kırık kalmıştır
Alıntı
1789-1871 dönemi, derin izler ve devrimci anılar bırakmıştır. Feodalizmin, mutlakiyetin ve yabancı zulmünün devrilmesinden önce proletaryanın sosyalizm için vereceği savaşımın gelişmesi olanaksızdı. Böyle bir dönemin savaşları ile ilgili olarak “savunma” savaşının meşruluğu üzerine söz ederken, sosyalistler, daima sonuçta ortaçağ kurumlarına ve köleliğe karşı devrime çıkacak olan bu amaçları gözönünde bulundurmuşlardır. “Savunma” savaşı sözü ile sosyalistler, her zaman bu anlamda “haklı” bir savaşı kastetmişlerdir (W. Liebknecht de bir defasında bunu tıpkı böyle ifade etmiştir). Sosyalistler, yalnızca bu anlamda, “anayurdun savunulması için” verilen savaşlara ya da “savunma” savaşlarına, meşru, ilerici ve haklı savaşlar gözü ile bakmışlar ve bakmaktadırlar. Örneğin, yarın, Fas Fransa’ya, Hindistan İngiltere’ye, İran ya da Çin, Rusya’ya… savaş açsalar, ilk saldıran kim olursa olsun, bu savaşlar, “haklı” savaşlar, “savunma” savaşları sayılırlar; ve her sosyalist, ezilen, bağımlı, eşit olmayan devletin, ezen, köleci, soyguncu “büyük” devlete karşı kazanacağı zaferi sevgi ile karşılar. Ama şöyle bir durumu gözünüzün önüne getirin: 100 kölesi olan bir köle sahibi, kölelerin daha “adil” bir dağılımı için 200 kölesi olan bir köle sahibine karşı savaşa girişiyor. Açıktır ki, bu durumda, “savunma” savaşı ya da “anayurdun savunulması için” savaş deyimlerinin kullanılması, tarihsel bakımdan yanlış, ve uygulamada, halkın, işin inceliğini aramayan ve bilgisiz kimselerin, kurnaz köle sahiplerince aldatılması olur. İşte bugünkü emperyalist burjuvazi, köleliği sağlamlaştırmak ve güçlendirmek için köle sahipleri arasındaki savaşı, “ulusal” ideoloji ve [sayfa 13] “anayurdun savunulması” gibi sözlerle halka yutturmak istemektedir.
Sayfa 13 - SALDIRGAN VE SAVUNUCU SAVAŞ ARASINDAKİ AYRIM
Alıntı
Beni rahatsız eden şey hissettiklerimi ifade etmek için gerekli olan sözcükleri bulamamak.