Hani verdiğin sözler, hani ellerin nerde
Hani huzur bulduğum deniz gözlerin nerde
Hani sen hep benimdin, şimdi nerdesin nerde?

Sözünde Dur(mak)/mamak! ...
Zaman aşımına uğrayan sözler önemini kaybeder...

Aksatılan/unutulan/durulmayan her söz sahibini yıpratır/küçültür/itibarsızlaştırır...

İnsana güven verdiği sözde durup duramadığıyla başlar yada başlamaz...

aslı coşkun, bir alıntı ekledi.
6 saat önce

Son sigarasını içmiş hatta bir şarap alıp bir kadeh içtikten
sonra boğazını temizleyip son kez bir şeyler yazmıştı. İlmeği
yavaşça koca kafasından geçirirken, saniyeler ağırlaştı. O an hep
duyduğu sözler geldi aklına. Hayatın bir film şeridi gibi geçeceğini
düşündü. Ama geçen bir şey yoktu. Sadece o aptal cümlenin
neden her intihar ya da ölüm anı için iliştirilmiş bir cümle
olduğunu düşündü. İntihar etmek genellikle birden ve tutarsız
kişiliklere sahip olan insanların ani kararları sonucunda yaşanan
bir şeydi. O bu yargıları yıkıp planlanmış bir plansızlığın içinde
kendi sonunu da yazarak üstelik hatta bir kadeh şarap ve son bir
sigarayla kendini şımartıp bu eylemi hayata geçirecekti. Başını
önüne eğip gözlerini kapattı ve son bir kez her şeyi düşündü.
Doğru bir karar verdiğine kendini inandırmış olacaktı ki dizleri
titremiyordu. Gözlerini tekrar açıp loş odanın kendisine -yapma
salak herif- gibi dillenip bir cümle kurmasını beklemiyordu.
Masanın üzerine son bir kez baktı. Aptal rüzgar az kalsın her şeyi
birbirine katacak ve tüm sayfaları karıştıracaktı. Duvardaki saate bakıp
son kez zamanı ölçtü. Tam saat 00.00’da yiyecekti bu haltı.
İlk kez tam zamanında olsun istedi. Beş dakika kalmıştı sadece.
İskemlede beş dakika dikilip korkacağını düşünüp vazgeçmek
istemiyordu, inmeyi düşündü. Sonra vazgeçti. Beklerken gözleri
küçülüp büyüyor, eşyalar şekil değiştiriyordu. Masanın üzerindeki
çalışma lambasının sigara dumanıyla birleşip loş ışıkta bir
yüz gibi şekilden şekile girdiğini görüyor, ölüme adım atarken
refleks olarak pis bir sırıtış atıyordu. Birden durdu. Yüzündeki pis
gülümsemeyi sildi. Ve masanın üzerinde boylu boyunca yatan
kâğıtlara bakarak az önce karalayıp yırttığı ve tüm pişmanlıklarını
sancılı bir doğummuşçasına kusarak çıkardığı cümleleri
hatırladı. Akşamüzeri eve gelişini ve o aptal masanın başında
ruhuyla cebelleşerek yazdığı yazıları düşündü…

Yağmurun Hikayesi, İnci Nida Coşkun (Sayfa 9)Yağmurun Hikayesi, İnci Nida Coşkun (Sayfa 9)

“Son sözler yeterince doğru söz söylememiş aptallar içindir.” Karl Marx

Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 5/10 puan

Yargılamak istemiyorum..
"Tartışmalı bir rastlantı, 1927 doğumlu olmam,acı sözler söylememi engelliyor.
Ciddi bir sınavdan geçirilemeyecek kadar gençtim. .Genede günahsız degilim.. :
13 yaşında "El ver" (Hilfmit) adlı Hitler gençlik degisinin açtığı bir öykü yarışmasına katıldım.
Yazma tutkusuna çok erken yaşlarda kapılmıştım..kabul görmek için de yanıp tutuşuyordum..Neyseki adresi yanlış değerlendirip Kasub larla ilgili dokunaklı bir şeyler yazdım. .üstelik bunu yanlızca özetini gönderdim de Hitler gençliğinin "El ver ödülünü kesinlikle almama şansına erişebildim...yani ucuz kurtuldum ..yani lekesizim..

Germania, Günter Grass (Sayfa 21 - Afa yayınları..)Germania, Günter Grass (Sayfa 21 - Afa yayınları..)
Meryem Yılmaz, Cenab-ı Aşk'ı inceledi.
 11 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Cenab-ı Aşk ile 6 yıl önce karşılaştık :) çok severek, altı çizilmiş satırları durup durup tekrar okuyarak, okudukça başka başka kapıları zorlayarak ve okunmasını çokça tavsiye ederek geçirdim bu vakti. Geçenlerde yine Cündioğlu'nun Göz İzini okuyup incelemesini (#25319289) yazınca aklıma geldi Cenab-ı Aşk, aslında niyetim ona da bir inceleme yazmaktı, denedim olmadı ben de tekrar okurum dedim, iyiki öyle yapmışım.
Dücane Cündioğlu hakkında birşeyler yazabilirim evet ama bunun kesinlikle yetersiz olacağını baştan belirteyim çünkü ben kendisine de eserlerine de orta düzeyde bile hakim değilim ve acayip bir adam kendisi, çok yönlü, çok dilli, bazen ibretlik bazen hayretlik sözler sahibi, olmayacak! kapıları çokça kurcalayan, yer yer bunları buyurgan bir tavırla dile getiren ama çok okuyan, çok yazan, çok düşünen, müzik, sanat, felsefe, tarih, edebiyat, psikoloji, sosyoloji, dilbilim gibi sıralanabilecek birçok dalda yetkin bir şekilde konuşmayı başaran acayip bir adam. Seveni çok severken, yere vuranı da ayın ölçüde gaddar olabiliyor bence. Her kesimden diş bileyeni çok yani. :) Tehlikelidir böyle yazarlar, körü körüne sevmemek, şiddetle nefret etmemek gerekir kanaatimce ve elbette kıyısından köşesinden de olsa mutlaka okumak.
93'te notlandırarak hazırladığı Elmalı'yı Hamdi Yazır'ın Hak Dili Kur'an Dili meal çalışmasından tutun, İmam-ı Gazali, Mehmed Akif, Cemil Meriç gibi kıymetli isimlere dair yazdıklarının yanında, Sanat ve Felsefe, Mimarlık ve Felsefe gibi eserleri de kaleme almıştır.

Cenab-ı Aşk ise 3 temel bölümden oluşan bir arayış kitabıdır sanırım; aslında arananın ne olduğunu, arayanın kim olduğunu her birimizin fazlasıyla bildiği fakat zaman zaman bilmeye yanaşmadığımız, bilmediğimizi sandığımız, bildiğimizi reddettiğimiz yahut kusur bulduğumuz "KENDİNİ BİLME, TANIMA" yolculuğunda zihnimizi zorlayan, kendimize olan sabrımızı yoklayan bir eser bu. Kendini(nefsini) bilen Rabbini bilir, ifadesiyle bir yol alış.
Her ne kadar "Kendini bilen Rabbini bilir.” anlamına gelen rivayetin hadis olup olmadığı konusunda tartışma var olsa da İbn Teymiye bunun mevzû olduğunu söylerken, İbn Arabî bunun hadis olduğunu ve keşfen bunun sahih olduğunu gördüğünü söylemiştir. 'Edebu’d-din ve’d-dünya' kitabında benzer bir hadise yer verilmiştir. (bk. Aclunî, 2/262)
("Nevevî dedi ki: Nebi’den (s.a.v.) sabit değildir. Fakat, manası sabittir. Denildi ki: Kendi cehaletini bilen, Rabbinin ilmini; kendisinin fâni olduğunu bilen, Rabbinin baki olduğunu; kendisinin âciz ve zayıf olduğunu bilen, Rabbinin kudret ve kuvvetini bilir."
http://www.sorularlarisale.com/...inlatir_misiniz.html)

Cündioğlu da "Kimse sana sende olmayanı veremez; bu nedenle sen sende olanı bulmalı, bulman gerekeni sen kendinde aramalısın." derken 'Cenab-ı Aşk yardımcın olsun' diye bitiriyor bu sözünü. En çok yardıma muhtaç olduğumuz kapıda hakkıyla durmadıkça bulacağımız nedir ki zaten?

Israrla üzerinde durduğu bir mesele var kitapta; hayret makamına varmak, bunu kimi sayfalarda açıkça ifade ederken kalanlarda başka meseleleri alıp bu noktaya getiriyor, nefsini bilip, kendini tanıyıp mertebeni yükselt-ebil-me noktasına ulaşmanın ehemmiyetinden bahsediyor defaatle.
Bu mesele aslında hiç yabancı olduğumuz bir konu değil. Tasavvufî gelenekte "Hak yolunda kulun en büyük engeli kendi nefsidir. Manevi kirlerden temizlenmeyen nefis Yüce Allah'tan perdelidir, ilahî sevgiden mahrumdur." ifadelerinin üzerine bina edilir nefis terbiyesi. Nefis terbiyesi de aslında kendini bilmek yani en nihayetinde haddini bilmektir. Nefis mertebelerini, gayesi kul olma olan dünya yolculuğunun mihenk taşları diye tanımlayabiliriz bu durumda.
(https://sorularlaislamiyet.com/...e-nefsin-mertebeleri)
Cündioğlu da "yani önce devran, sonra seyran ve en nihayetinde hayran olmalı, olabilmeli" derken bunu kastediyor sanırım.
Kitap boyunca Niyazi Mısrî'lerden, Molla Camî'lerden, Eşrefoğlu Rumî'lerden dem vuruyor, beyitlerin üzerinden anlam yolculuklarına çıkarıyor bizi ve "acaba bir kez olsun kendimize tâlib olamaz mıyız?" diyor sonra geri adım atıyor, hem 'matlûb' hem 'tâlib' olmanın bedelinin oldukça ağır olduğu gerçeğini koyarak önümüze.

Varıp sona doğru geldiğimizde "bir kafes bir kuş aramaya çıktı" isimli bölümde ölüme kapı aralanıyor. Bu seferki okumamda defalarca kurcaladığım denemeler bu son kısımda. 'Ölmeden önce ölmek' mümkün olmalı ki "Ancak ölümün üstesinden gelmeyenin üstesinden gelir ölüm" le karşı karşıya kalmayalım. Derde derman aramakla geçirdiğimiz ömürlerimizin bir kıymeti olsun ve aslında "derdimizin dermanımız olduğunu bilip ıstırabından zevkyâb olmaya çalışalım."
Ölümden bahsedilir de yalnızlık bahsi es mi geçilir, dünyada yalnız olmak ise yaman bir haldir. "Dünya insana kendisinin unutturur; insan kendisini fark ettiğinde ise dünyayı unutur." O halde yalnızlık dünya gurbetinde dünyaya fazla dalmışlığın ödenen en ağır bedeli.
Bunlar anlatılırken gözüme takılan ve pek sevdiğim bir ifade var; dünyaya gelmiş olmayı *bu-ara-ya* gelmek olarak ifade ediyor. Ara'da olmak, *bu-ara-da* yaşamak.
"Kısacası 'olmak' arada-olmak bu-ara-da, bu-an-da olmak; ölmek aradan, bu-ara-dan, bu-an-dan çıkmaktır!" "Olmak ölmektir çünkü."
Bir de 'öldükçe yaşamak' başlığı altında Masallar'a getirir sözü, hani şu vakti zamanında büyük bir dikkatle dinlediğimiz, okuduğumuz masallara, halihazırda çocuklarımızın da hala okuyor oldukları.
"Peyniri kaptırmamayı, şarkı söylemeye yeğledik hayatımız boyunca. Bilemedik ki o bed sesimizle şarkı söylemeyi göze almadıkça/alamadıkça, peynire sahip olmanın bir anlamı kalmayacaktı hayatımızda."
Bazen hayata baş aşağı bakabilmeliyiz o halde, sahip olduğumuz 'peynirler'in anlamını idrak etmeliyiz ucunda kaybetmek bile olsa, ya da bunu başarabilmiş soluklara ulaşmalıyız, bunca yazılmış boşa yazılmamış elbet, bir tür ufuk genişlemesine kapı aramalıyız.. Ne kadar erken olursa o kadar iyi.. Vesselam..
Keyifli okumalar..

Ahmet Faruk Yüksel, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Eğer haklarında güzel sözler söyleyemiyorsanız, o zaman hiçbir şey söylememelisiniz. İnsanların içlerinden geçtikleri durum ve şartları bilmiyorsunuz; ben de bilmiyorum nasıl bir süreçten geçiyorlar, onun için kimseyi yargılayamayız.

Dirilt Kalbini, Nouman Ali KhanDirilt Kalbini, Nouman Ali Khan
Sarius, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okuyor

Ona"böyle olmaz, geleceğine oynama, ılımlı ol, sapanı bırak. Bir bilgisayar al dünyaya açık onunla! "dediler. Önce şaştı kaldı. Yahudi gibi konuşan Müslüman'ı anlayamadı. İsrailoğlu'nun sözlerini tekrar eden Arap'a şaşırdı. Çocuk gibi sözler eden yaşlı başlı adamlara hayret etti. Ölümden korkan, Kur'an'da okuduğu ve Kur'an'dan anlattığı şehitliği serap gören hocalara anlam veremedim.
Koca sahrada tek başına kalakaldı.

Arşın Gölgesindeki Genç, Nureddin Yıldız (Tahlil yayınları)Arşın Gölgesindeki Genç, Nureddin Yıldız (Tahlil yayınları)
Oguz Bilgin, Yabancı'ı inceledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

...roman, büyüleyici gücünü arka plandaki derin ve suskun acıdan alır.
Kitabın arka kapağında yazılan bu sözler gerçekten çok doğru. Okurken insan oldukça hüzünleniyor. Suçlarıyla yargılanmak yerine toplumun geri kalanı gibi düşünüp, onlar gibi hissetmediği için, toplumun yonttuğu kalıplara uydurulamadığı için yargılanıyor. Kitap okurken içimin hiç bu denli ezildiğini hissetmemiştim.

Albert Camus ve Meursault ile tanıştığıma çok memnunum.