Hak'tan gelen bütün sözler insana tek bir şeyi öğütler; Kendine bir ayna bul…" (By yargic)

Damla Yıldız, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okuyor

Sesin Senin
Fotoğraf çektirmek için yan yana getirilmiş iki nesne değiliz biz
Güvercin curnatasında yan yana akan iki güverciniz
Mesafeler birleştirdi bizi bir de sözler
Razı olma hiçbir sessizliğe
Biliyorsun seni seviyorum

Sevda Sözleri, Cemal Süreya (Sayfa 316)Sevda Sözleri, Cemal Süreya (Sayfa 316)

KRİKOR ZOHRAB'IN KONUŞMASINDAN

107 Yıl Önce Osmanlı Meclisi Mebusanı'nda "Zina" Konulu Oturum

"Çünkü efendiler, bir kadınla bir erkeğin temasından mutlaka en ziyade kabahatli olan, daima erkektir. Zira her erkekte kadına nispetle daha fazla hürriyet, nüfuz, imkân var. Aksi sabit oluncaya kadar denilebilir ki, kadın iğfal olunur, erkek iğfal eder."

107 yıl önce Osmanlı Meclis-i Mebusan'ında ceza kanunu tartışılırken zina meselesini Ermeni Mebus Krikor Zohrab gündeme getirmişti. Zohrab'ın zinanın ceza kanundan çıkarılması gerektiği, kadın erkek eşitliğinin kurulması yönünde yaptığı tarihi konuşmayı aktarıyoruz.

‘Zina’ Üzerine Sözleri

Nitekim 18 Nisan 1911 tarihinde ceza kanunu tartışılırken “Zina” maddesinin baştan ele alınması konusunda ısrar eder.

Kadının erkeğe eşit olduğu yönünde yaptığı konuşmada, zinada kadını cezalandırarak toplum dışına iter, “Gayrimeşru çocuk” kavramının ortaya çıkmasında erkeklerin de payı olduğunu açıkça ifade ederek, kadına verilen cezanın sembolik seviyeye indirilmesini savunur.

Zohrab meclisi hareketlendiren konuşmasına, kadınlar üzerinde karar veren meclisin erkek mebuslardan oluşmasındaki haksız, adaletsiz duruma işaret ederek başlar:

“...(öyle) bir Mecliste hâkimiyet icra ediyoruz ki, biz orada hem savcı hem de hâkimiz. Erkekler, kadınlar üzerinde olan hukukunu tahkim etmek için uğraşıyorlar. ."

İslamiyet’te erkekler için çok eşlilik hakkı varken, erkeğin buna rağmen zinaya başvurması halinde, kadına göre daha fazla suçlama gerekmektedir. O nedenle, Zohrab, zina halinde erkeğin daha fazla cezayı hak etmesi gerektiğini savunur.

“Bu cürümde (zina) en büyük kabahat erkeklerdedir...”

Bu sözler üzerine salonda önce uğultu şeklinde başlayan hareketlenme, daha sonra adeta bir ayaklanmaya dönüşür. Zohrab ortamın sakinleşmesini bekledikten sonra, “bu tahammülsüzlüğünüzün nedeni, erkeklerin zorla kadınlar üzerinde egemenliğini muhafaza etmesinden kaynaklanıyor” diyerek sert bir çıkış yapar ve sakin bir şekilde sözlerine devam eder:

"Erkekler için bilhassa ahkâm-ı İslamiyyede çok eşlilik vardır; demek, onlar, şehvet duygularını en geniş biçimde icra etmek için her türlü kolaylığa sahiptirler. Kadınlar için bu genişlik yoktur. Böyle bir imkâna sahip olan erkek, bununla yetinmeyip de öte tarafına geçerse, zannederim, ona nispetle daha mahdut bir hakka sahip olan bir kadına karşı kendi vaziyeti daha ağır olmalıdır. Fakat böyle olmuyor. Sonra Ceza Kanununda erkeklere bir hak veriyorsunuz. Eğer kendi zevcesini veya mahreminden birinin başka bir erkekle bir münasebette bulunduğunu görürse, onu katletmek selahiyetini veriyor. Bu müthiş selahiyeti kadınlara vermediniz."

Zohrab bu sözlerle İslam hukukunun kadın erkek ilişkisini belirleyenyanına eleştirisini getirmektedir. Zina sonunda dünyaya gelen çocuğun toplum içinde aşağılanmasına karşı çıkan Zohrab, aksine bu çocukların diğer çocuklarla eşit olması gereğini savunmaktadır.

“20. asırda… Ben bu nesebi tahrip meselesini anlayamıyorum. Ortaçağda asilzadelik davaları vardı, fakat 20. da bu davalar duyulmaz. O asırlarda ben falanın oğluyum; falan benim ecdadımdandır, bu veled-i zinadır, piçtir tabirleri vardı. 20. asrın şerefi için ve bütün insaniyetin şerefi için bu tabirleri şiddetle reddederim; bundan sonra yeryüzünde yalnız insanlar vardır, veled-i zinalar, piçler yoktur.”

“… Kanun-i Esasinin, zannederim bir maddesinde veyahut esas hükümlerinde diyor ki, bütün Osmanlılar müsavidir [eşit]. Eğer babası meçhul olduğundan dolayı zaten bedbahtlığa mahkûm olan bir adamı siz Osmanlılık şerefinde, mahrum ederek bir eksiklik ile ebedi surette lekedar edecekseniz, Meşrutiyet kalır mı? Öyle ise, nesebi tahripten bahsetmeyin, babası meçhul olan Osmanlının diğerlerinden daha ziyade şayan-ı himaye olması lazım gelir. Ona, ayıplı nazarı ile bakmak doğru değildir, onun velisi millet olmak lazım gelirken, bir veli-i hususisi olmadığından dolayı onu himaye etmemek, Meşrutiyete layık mıdır? Benim nazarımda bir çocuk dünyaya geldiği günden itibaren diğer çocuklara tamamiyle eşittir."

“Bendeniz derim ki, bu gibi ahkâmda mademki (kadına verilen cezayı) büsbütün kaldırmak mümkün olmuyor, yapılacak şey, hiç değilse asgari haddi daima azaltmak, cezayı bir seneden değil, belki sekiz günden itibar etmeli ve çünkü efendiler, iyi biliniz ki bir kadınla bir erkeğin temasından mutlaka en ziyade kabahatli olan, daima erkektir. Bunu bilmemiz lazım gelir. Zira her erkekte kadına nispetle daha fazla hürriyet var, nüfuz var, imkân var. Aksi sabit oluncaya kadar denilebilir ki, kadın iğfal olunur, erkek iğfal eder.” (2)

(1) Jaklin Çelik, “Krikor Zohrab Öykücülüğü”.

(2) Osmanlı Meclisinde Bir Ermeni Mebus Krikor Zohrab, s. 181-183; Osman Köker, Meclis-i Mebusa’da Zina Tartışması, Ağustos 1998, sayı 56.

II. Meşruriyet 1908'de ilan edildiğinde, Osmanlı'nın başkenti İstanbul'dan yurdun dört bir yanına "eşitlik, kardeşlik, özgürlük" düşünceleri yayılıyor ve Osmanlı halkını oluşturan bütün unsurlar için daha güzel bir gelecek hayali tazeleniyordu. İşte Ermeni yazar, mühendis, hukukçu, siyaset adamı Krikor Zohrab da bu ortamda Meclis-i Mebusan'a girerek, üç dönem İstanbul Mebusluğu yaptı. Yedi yıllık görev süresi boyunca milletler arasında dost ve kardeşçe ilişkilerin, toplumsal eşitliğin kökleşmesi anlayışına bağlılığıyla ve keskin hitabetiyle dikkat çekti. İstanbul Ermenileri arasında 1890'lı yıllarda hâkim edebi tür olarak beliren realizm akımının öncülerinden biri olan Zohrab, öykülerinde, eğitim görmemiş, korunmasız, sıradan insanın yanında saf tutar ve toplumun dikkatini alt sınıftan bu insanların trajedisine çekmeye çalışır. Bunu yaparken de eşsiz ruhsal betimlemeler ve sosyolojik çözümlemelerle çağının insanının ve toplumunun fotoğrafını çekmeyi ihmal etmez.

serçe, bir alıntı ekledi.
5 saat önce

bazen sözler boşa gider mektuplar boşa 
bazen bir cümleden mektup yanar.

Zarf, Haydar ErgülenZarf, Haydar Ergülen
Tek Umut Barış, bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okuyor

Oğlan martıları almış omuzlarına
Derin kederler içinde denize bakıyor
Kötü sözler duydu biraz önce sevdiğinden
...
Deniz dindi, martılar yok, kurudu duvarda yaş
...
Anne başladı bu kez içerde bir gizli ağıda...

https://www.youtube.com/watch?v=l0VK260mIos

Bütün Şiirleri 2, Şükrü Erbaş (Sayfa 18 - Kırmızı Kedi)Bütün Şiirleri 2, Şükrü Erbaş (Sayfa 18 - Kırmızı Kedi)
Filiz Taşcı, bir alıntı ekledi.
15 saat önce

Belleğin Azmi
"Şairler ve ressamlar, sözler ve resimler...Onlar gerçek zamana aitler. Ve işte bu yüzden ebediyete kadar var olacaklar.

Her şey Aşk' tan.

Kafka Okur Sayı 14, Kolektif (Sayfa 11 - Esra Pulak)Kafka Okur Sayı 14, Kolektif (Sayfa 11 - Esra Pulak)

Vera - Numan Arıman
https://youtu.be/R24RKHVTu6E

Hiç söylenmemiş sözler söylemeli.. 
El değmemiş,duru sözler sevdiğim için.. 
Sevdiğim..!

Şehir giysilerini kıskanır 
Ve bu yüzden bürünür geceye 
Güneş gözlerinden beslenir 
Ve saçlarını kollar görmek için…

Sensizken, şehrin boş meydanlarında yürüdüm 
Kalın puntolarla 
İri laflar ettim, 
Öfkemi saldım, 
İri dişli postallar üzerine…

Sevdiğim … 
Vera..! 
hangi çocuğu okşadın..?

ellerinde gülden kokular, 
dilinde aşk nağmeleri

Söylesene Vera, 
Hangi çocuğun adını andın..?

Sahi Vera, 
En son ne zaman görmüştük Sena’yı 
Hatırlasana deli kız sana emanet etmiştik o bombaları

Sevdiğim..! 
Bak; 
Umut kan pıhtısı rengine döndü

Sen Vera, 
Filistin’den geçerken sakın eteklerini toplama 
Biraz kan bulaşmış şekilde çık karşıma

Ve sakın unutma 
O ilk çocuğumuzdur.. 
Asırlardır dillerde olan Leyla’dır..

Meryem’in suskunluğunda can bulan gözleri vardı Züleyha’nın 
Daha düşmeden, kirli kelimeler diyarına…

Bilirmisin Vera, bu kaçıncı çocuk 
bu kaçıncı kertik yüreğe atılan..

Artık eskisi gibi değil, daha da sancılı 
Artık daha da sancılı

Asırlardan uzat ellerini Vera, 
Ellerini bulur ellerim bir Grozni kuşatmasında…

Dağları görüyormusun Vera..?

Her bir dağa bir çocuğumuzun adını koymuşlar 
Murat’ım… Metin’im… Berat,ım…

Hani omuz omuza vermiştik ya bir namaz kıyamında.. 
Hani beraber açmıştık orucumuzu… 
Kimi Marmara’da, kimi Yıldız’da..

Koş Vera koş.. 
Ülkemin sürgün yerlerine koş..

Ağlama deli kız, ben ağlarım.. 
Seni böyle görmemeli her okul kapısında türkümüzü söyleyen kızlarımız.

Ve annelere de söyle,sakın ağlamasınlar.. 
Ve onlara sakın ölüler demesinler..

Söylesene Vera, 
Çocuklara sıkılan hangi kurşun kahpece değildir.?

Öfkemiz taş doğursun Vera 
Taş doğursun.. 
Yüreklerimizi söksün yerinden..

Bak her tarafta elleri sapanlı Ebabiller.. 
Ebrehe’nin tanklarına kan kusturur..

Şimdi firavun’u boğan kızıldeniz’i ağlama duvarının önünde görüyorum.

ki; 
Asa değil Musa’nın elindeki, çağın sökülmüş kalbidir..

Bir şubat gecesi kaybettik esrarımızı Vera 
kendimizi odalarımızda bulduk 
Postallı korkularımızla..

Söylesene Sevdiğim… 
Hangi rengini çaldılar gökyüzünden..?

Bak zulüm, çin seddini aştı.

Aaaah Sevdiğim..! 
İçimizdeki Musalardan ne haber vardır..? 
İbrahimlerden.. Yusuflardan…

Yoksa Musa’yı Kızıldenizde yalnız mı bıraktık..? 
Kendi ellerimizle mi verdik İbrahim’i nemrutlara..

Şimdi hangi kuyudan gelmede Yusuf’un sesi..

Unutma Vera’m..! 
Filistinde doğan her çocuk, ilkin annelerinin göğsüne; 
sonra yerdeki taşlara uzanırlar.. 
Neredesin..! 
Ey İsmail’in boğazındaki merhamet..! 
Üzerimizdeki bu acıyı kaldır..! 
Ya ebabilleri gönder, ya bizi de oraya aldır..! 
Her taraftan bana yönelir seni arayan sesim..

Vera benim… Vera benim…

Numan ARIMAN

erkam, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Doğa, hoşgeldin diyen kollarıyla uzanır bize, güzelliğinden haz almaya çağırır bizi; ama biz onun sukunetinden ürker, kalabalık kentlere akın ederiz ve orada vahşi bir kurdun önünden kaçışan koyunlar gibi birbirimizi sıkıştırarak yaşarız.

Sözler, Halil Cibran (Sayfa 51)Sözler, Halil Cibran (Sayfa 51)
erkam, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Güzel, görkemliliğin tahtına oturur oturmaz gösterir kendini bize; ama biz şehvet adına onun saf ve temiz tacını parçalarız, çirkin girişimlerimizle kirletiriz, üstündeki şalı.

Sözler, Halil Cibran (Sayfa 51)Sözler, Halil Cibran (Sayfa 51)