Bütün stratejik eleştirilerde temel nokta meseleye tamamen faillerin bakış açısından yaklaşmaktır; bunun genellikle zor olduğu doğrudur. Eğer yazarlar kendilerini faillerin içinde bulunduğu bütün koşullara düşünce yoluyla dahil etmek isteseler ya da bunu yapabilselerdi, stratejik eleştirilerin büyük çoğunluğu tamamen yok olurdu ya da çok küçük anlayış farklılıklarına indirgenirdi.
Alıntı
Truman Doktrini’yle ABD, asıl olarak Sovyet Rusya’yı çevreleme ve durdurma amacını güdüyordu. Bu amaca ulaşmak için Yunanistan ve Türkiye tampon (veya sınır karakolu) ülke görevini göreceklerdi. Yardımla Yunanistan’da daha çok ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmek, Türkiye’de ise askerî kuvvetleri güçlendirmek hedefleniyordu. Zaten Amerikalı ünlü yazar Walter Lippmann 1 Nisan 1947’de (New York Herald Tribune’de) bunu açıkça yazmıştır: “Türkiye ve Yunanistan’ı gerçekten yardıma muhtaç oldukları ya da demokrasi modeli teşkil ettikleri için seçmedik. Bu ülkeleri, Sovyetler Birliği’nin kalbine ve Karadeniz’e açılan stratejik kapılar olduğu için seçtik.” Truman Doktrini’yle Soğuk Savaş resmen başlamıştır ve bu Hobsbawm’a göre, yeni bir dünya savaşı riskinin yaşandığı “en tehlikeli dönem”in (1947-1951) başlangıcıdır.
Alıntı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Yenilikçi düşüncenin üç temel bileşeni vardır; 1. Yaratıcı düşünce 2. Stratejik düşünce 3. Dönüştürücü düşünce (yeniliğin insan yararına uygulanması) Kurumsal hayatta yeni fikirler bu üç alanın sinerjisinden kaynaklanır. Bunun için fırsatları başkalarından önce fark etmek, resmin bütününü görmek ve geleceğe odaklanmak şarttır. Yaratıcılık, çevreye başkalarından farklı gözlerle bakmak ve yeni bir fikir ya da yeni bağlantılar keşfetmek, daha sonra da onları farklı şekillerde birbirine bağlamaktır. Yenilikçilik ise yeni fikirler bulmak ve bunları birbirine bağlamaktan daha fazlasıdır. Yenilikçilikte strateji, uygulama ve sonra da kurum ve insanlar yararına yeni bir değer yaratma vardır. Bu özelliğiyle yenilikçilik, bir zekâ parıltısını aşan zorlu bir çalışmadır. Yaratıcılığa inanmak, merak duygusu ve yeni bağlantılar keşfetmek yaratıcı düşüncenin tohumlarını oluşturur. Resmin bütününü görmek, geleceğe bakmak ve sıra dışı uygulamalar yapmak ise stratejik düşüncenin tohumudur. Dönüştürücü düşüncenin özünde ise yeni fikirleri destekleyen işbirlikleri, cesaret, tutku, harekete geçmek ve değişime açıklık yatmaktadır.
Sayfa 178
Aşırı denetim ve sınırlar proaktiviteyi öldürür. Ancak proaktivitenin de denetlenmesi gereklidir, çünkü kontrolsüz bırakılırsa ortalığı kasıp kavurabilir. Her çalışanın gelişigüzel inisiyatif kullanması, harekete geçmesi, bir değişim başlatmaya kalkması tehlikeli sonuçlar doğurur. Bu nedenle proaktif davranış teşvik edilirken şu dengeler gözetilmelidir: Sistemin özelliklerine uyum: Etkili proaktif değişim, şirketin çıkarlarını gözden kaçırmadan bağımsız davranmayı gerektirir. Sistem açısından bakıldığında en uygun yaklaşım yalnızca kendi yaptığı işin verimliliğini artıran değil, aynı zamanda başkalarına da yarar sağlayacak proaktif girişimlerde bulunmaktır. Politik iç dengeler: Her toplulukta insanların bulundukları konumlardan ve işlevlerden kaynaklanan güç odakları ve ilişki ağları vardır. Proaktif davranışın etkili olması için kurum içindeki güç dengelerini dikkate almak gerekir. Özellikle de yeni girişimler, mevcut dengeleri ve sonuçtan etkilenecek tarafları göz önüne almak zorundadır. Bunun için ilişki ağlarını kullanmak ve gelişmeleri saate bağlayan bir acelecilikten, takvime uyan bir sabırlılığa geçmek yararlıdır. Stratejik sınırlar: İnisiyatifler ve proaktif girişimler, şirketin misyon ve amaçları göz önüne alınarak değerlendirilirse verimli olur. Başarılı bir performans için zorunlu olan temel iş faaliyetleri ile kurumun yasak alanlarını belirleyen normlar ve etik kurallar arasında kalan el değmemiş alan, proaktif davranış için elverişli alandır. Bu alanda çalışanlar şirketin asıl işini geliştirebilir, katma değer üretmek için yeni yollar bulabilir, yeni girişimler başlatabilirler.
Sayfa 176
Mesud Barzani ve Celal Talabani ile bizzat ilişki kurması, onları Ankara'ya çağırarak konuşması, Cengiz Çandar gibi gazetecileri Kürt sorununda aktif bir şekilde değerlendirmesi, Ortadoğu'nun bugünkü siyasi durumunu yirmi yıl önceden görmesi, özellikle hayatının son döneminde 'Kürt sorununu mutlaka çözeceğim' iradesini ortaya koyması onu tarihimizin misyon sahibi liderleri arasına sokmuştur. Turgut Özal'ın 1987 şartlarında çok cesur ve ani bir kararla Mardin' den aday göstererek milletvekili seçilmesini sağladığı Nurettin Yılmaz bu konuda şunları anlatmaktadır: "Celal Talabani, sürekl i Ankara'ya gel iyordu. Haberim olduğunda milletvekili olarak onu karşıl ıyor ve ilgileniyordum. Kürt l iderlere kırm ızı pasaport alınması nda Özal'a tel kinlerim oluyordu. Bir gün bana, 'Nurettin, lrak'taki Kürtlerin bir federasyon şekl inde Türkiye'ye bağlanması iyi olur, değil m i?' demişti. Özal, Irak Kürtlerinin Türkiye'ye bir federasyonla bağlanmasının, hem Türkiye'nin Ortadoğu'daki stratejik konumunu güçlendireceğini hem de Kürtler ile Türkmenlerin dayanışmasını pekiştireceğini düşünüyordu. Aynı zamanda 'Irak Kürtleri, Saddam'ın katliamından kurtulur ve Türkiye'nin gücünü arkasında görürse, korkusuzca yaşar bölgesinde' dem işti. Ben de gülerek, Tabii, Kürt ve Kerkük petrol üne Türkiye'nin hakim olma pol itikası da yatıyor bunun arkasında, değil mi?' esprisini yapı nca tebessümle 'O kadar da olur elbet. Şunu bil ki her uzlaşma ve antlaşmada, tarafların çıkarları kaçı nılmazdır' dem işti bana, ileriyi görebilen Özal. Talaban i'ye, Özal',ın federasyonla ilgili duygularını anlattığımda, 'Bana da açıkladı bu öneriyi dedi. .. Özal çok zekidir.
Tarih
DP iktidarı ile CHP arasındaki sertleşen siyasi mücadele, CHP'yi yeraltına itebilir ve sivil ayaklanmaların çıkmasına yol açabilir. Böyle bir durumda, ABD'nin Türkiye'deki faaliyetleri ile sahip olduğu stratejik varlıklar tehlikeye girebilir.