Sarı Yüz, yüzeyde bir başarı hikâyesi gibi dururken aslında içten içe çürüyen bir vicdanın ve edebiyat dünyasının karanlık tarafının kitabı. Kuang, bir anda değişen bir hayatın, “hak etmek” ile “elde etmek” arasındaki o rahatsız edici farkın etrafında dolaşıyor ama bunu açık açık anlatmak yerine ipuçlarıyla, küçük ama sert hamlelerle yapıyor. Okurken neyin doğru neyin yanlış olduğu sürekli bulanıklaşıyor; tam “burada durur” dediğin yerde karakter bir adım daha ileri gidiyor. Kitap hiç bağırmadan ama çok net bir şekilde şunu sorduruyor: Bir şey mümkünse, gerçekten yapılabilir mi? Kimlik, görünürlük ve başarı üzerine düşündürüyor ama asıl gücü, okuru fark etmeden suç ortağı gibi hissettirmesinde.
Yarattığın şeyi herhangi bir kıymeti olduğuna dair hiçbir güvencen yok, bu kör yarışta geride kaldığına dair her türlü işaret ümitsizlik çukurlarına atıyor seni. Sen kendi önündeki kâğıda bak, diyorlar. Ama diğer herkesin kâğıtları sürekli gözünün önünde uçuşurken bunu yapması zor.