Elbette herkes her seferinde kendini şunu söyleyerek koruyor: Ben buraya ait değilim!; ve bu onun hakkı. Ben de hiç durmadan buraya ait olmadığımı, hiçbir yere ait olmadığımı söylüyorum. Fakat yine de birlikte kaza eseriyiz.
Şunu bil ki Allah Teâlâ, gizlediklerini bilen ve kalbine nazar edendir. Cenâb-ı Hak namazdaki huşûun, huzûun, tevazûnun ve tazarrunun (samimiyetin) ölçüsünde namazını kabul eder.
Adam heyyi hey diye bağırmak istiyordu, hem de ciğerlerinin bütün gücüyle. Ama artık kendisi için değil, o bir yıllık evli için, onun adına, onun korku sinmiş, dert bürümüş evi adına. Ve adam; ah gene o ilk işsizliğindeki gibi genç olsaydım diye hayıflanıyordu, gene bir çiçekçi dükkânının vitrinini tekmelemek istiyordu. Üstelik bu sefer mutlaka, ama mutlaka bir demet karanfil alıp kaçmak için, o korku sinmiş, dert çökmüş evin erkeğine bir demet karanfil götürebilmek için.Ama adam şunu da biliyordu ki, şimdi genç olsaydı yalnız bir çiçekçi dükkânının camını tekmelemekle kalmaz, akşamların et kokulu, huzur kokulu, güven kokulu, kedili, radyolu, ışıklı ve iyi ısıtılmış, ve sevgileri bütün bunlarla pekiştirilmiş -sanılan-mutluluklarını sımsıkı örtmüş -sanılan- kapılarını da tekmelemek ister.. ve tekmelemeden yapamazdı.
'Tövbe günahını unutmandır.’ Bunu söyleyen şunu demek ister: Allah Teala senin tövbeni kabul ettiğinde, sana günahını unutturur ve bir daha onu hatırlatmaz. Çünkü günahını hatırlarsan, nahoş bir yapısı var iken, onu Hak ile arana yerleştirirsin. Bu durumda Hak ile arana uzaklığı dillendiren çirkin bir sureti yerleştirmişsindir. Günahı unutmanın yararı böyle bir duruma yol açmamaktır.