Güven sorunu iki biçim alır; birincisinde, sadece ortada güven
yoktur, İkincisindeyse, kişi diğerlerinden aktif biçimde şüphe de etmektedir. Yukarıda değindiğim iz gibi, güven ilişkisi, bürokrasilerin çatlak ve yarıklarında, insanların kime güvenebileceklerini öğrenmesiyle birlikte, enformel biçimde gelişir. Güven ilişkileri, asıl olarak, insanların sorun yaşadığı ve yardım ihtiyacının yoğunlaştığı dönemlerde sınanır. Boston’daki fırıncıların arasında bu kadar zayıf
bir dayanışma duygusunun olmasının nedeni, makineler bozulunca çaresiz duruma düşmeleriydi. Fırıncılar, haklı olarak, bir kriz anında birbirlerine güvenemeyeceklerini düşünürler. Kimse makinelerden anlamaz; insanlar esnek bir zaman programına göre içeri hızla girer ve çıkar; her birinin ikinci işi ve başka sorumlulukları vardır. Karşılıklı bir şüphe olmasa da, güven de yoktur; zira güvenin yeşereceği bir temel bulunmaz. Esnek bir iktidar ilişkisi de güvenin olmadığı bir durum yaratabilir. Anthony Sam pson’a göre, IBM işten çıkarmalar sürecinde, şirkette kalan çalışanlarına, yalnız olduklarını ve şirketin koruması altında olmadıklarını hissettirerek güveni
yok etti. Bu davranış şu güçlü mesajı verdi: Kriz sırasında kendimizi toparlamamiz gerekli; eğer adımlarına dikkat etmezsen yola sensiz de devam ederiz.
Şüphe güçlü bir silahtır. Şüpheyi sinsi dedikodularla çantadan çıkardığınızda rakipleriniz korkunç bir ikilemle karşı karşıya kalırlar. Bir yandan dedikoduları inkar ederler hatta onlara kara çaldığınızı kanıtlayabilirler. Ama bir şüphe tortusu yine de kalır. Neden kendilerini bu kadar umutsuzca savunmaktadırlar? Dedikoduların bir kısmı doğru olabilir mi? Öte yandan en kolay yolu seçer ve size aldırmazlarsa reddedilmeyen şüpheler daha da güçlenecektir. Eğer doğru biçimde yapılırsa söylenti çıkarma, rakiplerinizi o derece kızdıracak ve rahatsız edecektir ki kendilerini savunurken çok sayıda hata yapacaklardır. Bu dayanacakları şöhretleri olmayanlar için mükemmel bir silahtır.