Yasee, Fareler ve İnsanlar'ı inceledi.
 15 May 12:47 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Seni bu kadar geç okuduğuma mı üzüleyim?
Aynı gün başlayıp bitirdiğim için çok kısa sürmüş olmana mı?
Yoksa hiç beklemediğim şekilde sonlanıp tüm dengemi alt üst etmene mi ?
Normal şartlar da bir kitap bitince kafandaki tüm soru işaretlerini de cevaplamış oluyorken,
asıl soru işaretleri kitap bitince başlıyor.
Ters giden planlar üzerine…
Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşamanın hayalini kuran iki zıt karakter Lennie ve George...

*Toprak satın alma hayalleri, İnsan Ne İle Yaşar kitabındaki Pahom’u hatırlattı bana. Hani şu çok daha fazla toprak uğruna ölümüne girdiği ve tek şartı bir noktadan almak istediği toprağı küçük çukurlar kazarak işaretlemesi ve akşama kadar istediği genişlikte araziyi kazarak başladığı noktaya gelmek zorunda olduğu yarış. İlerledikçe daha güzel meraları görüp her seferinde işareti genişlettiği için akşam başladığı noktaya vardığında ayakları kan içinde bitmiş durumda yığılıp kalır ve orada ölmesi...
Yani aslında insanın ihtiyacı olduğu üç arşın kadar bir toprak…

Gelelim kitaba
Konusunu ilham aldığı Robert Burns’un 'Tae a Moose' isimli şiirinden bir kaç dize

Merak etme minik Fare
Bir sen değilsin hayalleri suya düşen.
Fareler ve insanların en sıkı tasarıları dahi
Sıklıkla ters gider,
ve vadedilen mutluluktan geriye
Acı ve keder kalır.

Yine de şanslı sayılırsın bana göre!
Hep burada, şimdiki zamandasın:
Ama, of! Gözlerim geçmişe bakar benim,
Kaçan fırsatları arar,
Ve geleceğe bakarım, göremesem de daha,
Tahminler yapar, korkarım !

Mevsimlik tarım işçileri George ve Lennie'nin küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşama hayali için para biriktirmelerinin öyküsünü anlatır. İkilinin arasındaki dostluk ve dayanışmaları öykü boyunca önemli bir yer tutar.
İnsanın insan ile ilişkisinin yanında insanın doğa ile ve toplum ile de kurduğu ilişkiyi anlatır.
Lennie'nin başlarına iş açmaları sonucu tekrar para kazanmak ve çalışmak için en son geldiği yerdeki iş arkadaşları, patronun psikopat oğlu ve fingirdek karısı ile olan olaylar, aralarında geçen diyalogların hepsi koca bir ders niteliğinde. Tek amaçları hayalini gerçekleştirmek olduklarından dolayı her ne kadar beladan uzak durmaya çalışsalar da hayatın bazen tüm planlarını alt üst ettiğini ve bütün planlarınızın yarım kaldığı anlatılmış.

Kitaba o kadar kaptırmışım ki kendimi beğendiğim yerlerin altını çizmek için elime aldığım kalemi bile çok fazla kullanmadığımı fark ettim.

Zeki George ve onun güçlü, kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie’nin kısacık öyküsü o kadar derinden etkiliyor ki sizi, kitap bittiği zaman hissettiğim duyguyu tarif etmem mümkün değil sanırım.

Hatta dünden beri kafamda dolaşan bir dünya düşünce içinde bunları yazıyorken bir yandan da içimden saçmalamamış olmayı diliyorum. Çünkü hala ne kafamdakileri toparlayabilmiş ne de kendime gelebilmiş değilim.

Kitabın başından beri çok farklı bir duyguyla okudum zaten. Lennie de benim için kitabın ana karakteriydi. Engelli bir insanın dünyasını, düşünce yapısını anlamak için dışarı da 3-5 dakika şahit olmak yetmiyor inanın. Sadece içindeyseniz bu durumun çok net anlayabiliyor ve hissedebiliyorsunuz. Ve öyle zor bir imtihan ki bundan dolayı kimsenin bu durumu anlamamasını da dileyebilirim sırf yaşamış olmasınlar diye. O yüzden Lennie ile ilgili olan satırları birden fazla okudum her seferinde de farklı bir duygu yaşadım sanırım.

Kitabın konusuna çok kısa değindim zaten. Öykü sonuna kadar bu iki arkadaşın yaşadıklarına bazen hayranlıkla, bazen öfkeyle, bazen de üzülerek şahit oluyorsunuz. Spoiler vermemek için çok detaya inmek istemiyorum. Ama sadece şunu belirteyim bittiği zaman inanın tüm duygu ve düşünceleriniz, fikirleriniz alt üst olacak.

Çünkü kitap bitince değil tüm soru işaretlerinizin çözülmüş olması aksine asıl soru işaretleri o zaman hatta daha da artarak başlıyor.

En son hangi kitabın etkisinde bu kadar kaldım hatırlamıyorum. Belkide kendimi fazla kaptırıyor bazı karakterleri de içimde yaşıyorum. O yüzden ilk defa bir incelemeyi normal bir ruh hali ile yazmadığımı söyleyebilirim. Hata ve yanlışlık varsa da şimdiden affola.

Son olarak kitap ile ilgili yapmak istediğim tek şey elime kooccaa bir megafon alıp “OKUYUUUUNNNNN VE OKUTUUUNNN“ Diye bağırmak.

Ve tabiki okumama vesile olan Sui Generis‘e kocaman bir teşekkürr <3

Şimdiden keyifli okumalar dilerim.

aşktan sonra
Bitmiş bir şeyin ardından koşmak nasıldır bilir misin? Zamanın içinde geçen her anın avuçlarımın yanmasına sebep olduğunu söylesem, bunun nasıl bir duygu olduğunu anlaya bilir misin? Bu durumlarda nefes almakta güçlük çektiğimi ben bilirim de, benim dışımda başka kimler bilir diye bir soruya genel bir tanımlama yaparak cevap bulabilir misin? Yağmurlu havalarda ıslanan kaç güvercin gördün hayatında? Islanmanın arınmak olduğunu düşünen kaç insan tanıdın? Yağmurdan koşarak kaçan insanların, bilmeden kendilerinden kaçtıklarını hiç düşündün mü? Kendisiyle konuşamayan insanların, yanılsama içinde olduklarını, aslında bu durumlarda insanın içine kapandığını, içine kapandığını sandığı anların da yalnızlık olarak nitelendirildiğini söyleyen birilerini tanıdın mı? Yalnızlık, yalnız yapabileceğini düşünen insanın kendisiyle konuşması olabilir mi? İnsan kendisiyle konuşuyorsa, bir mana da düşünüyordur diyebilir misin?
Yazmaya başladığımda henüz havanın soğukluğu sıfırın altına düşmemişti. Ocakta yanan odunların alevi ve çıtırtısı havanın kararmasıyla birlikte daha bir yükselişe geçmişti. Odunların çıtırtısını dinlemek için bile insan yaşamalı bence. Dünyada var olmanın tadını tüm olumsuzluklara rağmen çıkarmasını bilmeli insan. Acıların en büyükleri bile, ızdırap ile dolu bir mey içmek gibidir belki de. Zamana sıkıntılarını akıtamayanlar, -benim gibi olanlar- ruhun belli bir noktadan sonra bedenden çıkıp gitmesi için kapı açanlardır. Bir güvercin gibi kanat çırpacağım birazdan. Alevlerin sıcaklığıyla damarlarımda gezecek sıvının soğukluğu nasıl bir hissiyat uyandıracak bilmiyorum, bilmeye başladığım andan itibaren tüm bildiklerimle birlikte sır olacak her şey. Bu satırları sen okuyabilecek misin, bilmiyorum ve bu konuda da bu saatten sonra her hangi bir kaygı içinde bulunmuyorum. Vakit geldi. Yaşamımda geçeceğim en uzun uyku sürecini tadacağım şimdi. Ta ki, İsrafil’in Sur a ikinci defa üfleyesiye kadar sürecek derin bir uyku. Hoşça kal dünya.

Aklımdan bir türlü çıkmayan cümleleri gün içerisinde kaç defa okumuştum. Nedenini bilmediğim bir hüzün kaplamıştı içimi, bu kâğıtta yazılanların meydana getirdiği tecessüs dışında yaşamımla bağlantılı bir şeyler vardı sanki. Sözler benim tarafımdan yazılmış da kendimden bir parçayı kaybedip bulmuşum gibi. Kaybettiğim bir şeyi bulduğumda çok geç kaldığımı anlamışım gibi. Şimdi düşündüğümde alın yazısı denen şeyin, bizim oynamamız gereken oyunun sahnelerini birer birer yazdığını anlıyorum. Milyarlarca oyuncudan biri olarak bana düşen rolü oynuyordum. Göremediğim, ama hep hissettiğim o büyük yönetmenin, üzerinde çalışma fırsatı tanımadığı belki de farkında olmadan hep üzerinde çalıştığım bana biçilmiş, bana uygun olup olmadığını bilmediğim rolü diğer oyuncular gibi oynamaktan başka seçimim olmadığını biliyordum. Kaçıncı sahnenin çekildiği, kaç tane daha sahnenin beni beklediğini bilmediğim büyük film de –adı galiba hayat olacak- her gün oynamaktan vazgeçmemekle amacıma ulaşabileceğimi umuyordum. Neydi ki amacım? Hayatın manasını anlamak için düşünmek mi? Elimdeki defterin sayfalarını çevirdikçe yıpranmışlık hissediliyordu, rutubet kokusu genzimi yakmıştı. Her sayfadaki tozları, elimle bir çocuğu okşar gibi, yumuşacık hareketlerle siliyordum.

Bu satırları okumaya başladığın andan itibaren ben diye bir şey kalmayacak. Ben, senin içinde ben olacağım. Olmalıyım, olabilmeliyim, bu benim son ödevim. Direnme, ön yargı ile yaklaşma, ab-ı hayat özlemi içinde olamayanlar, tutunamayanlar ve ben, anlık mutluluklar peşinde koşan ezikler, ezilmişler. Bu tavrı itici bulma, kinci gözle olaya bakma, sen de kim oluyorsun asla deme. Bunlar uyarı değil, bunlar yaşanmışlıklar değil, bunlar yaşadığımı sandığım anlardan arta kalanlar. Yitirdiğimiz cennetin peşinde koşmayı öğrenemeyenler, önemsemeyenler, hatta tüketmekle tükenmek arasındaki farkı idrak edemeyenler, siz şöyle kenarda durun, hepsi bende saklı, saklı zannettiğim günahlar, artık içimde…
Şeytan her yerde! Mitolojik bir arayışa gerek yok, efsaneye yer yok. Çok gerilere gitme, Cleopatra, Marie Antoinette, Padme Amidala, Turuvalı Helen, Kösem Sultan, Anne Boleyn ve adını bilmediğimiz daha binlercesi. Onlar şekilden şekle girerler, ıssız bir karanlığın içinde ıslık çalarak seni beninden alırlar, bensiz bir kenara bırakırlar. Cesaretlendirirler, ayaklarını yerden keserler, şehvetin içinde yüzmesini öğretirler. Endorfin hormanı onların içinde bir salgı değildir, bilakis onlar endorfinin ta kendisidir, onların ruhu endorfinin hammaddesidir ve senin ruhunun emicisidirler. Bir kene gibi kanını değil, ruhunu emerler. Ruhsuz bir kan, kan değildir. Sadece renkten ibaret bir sıvı dolaşır damarlarında, kalbinin pompaladığı sıvı artık kan değildir; mutsuzluk, umutsuzluk ve bir adım ötesi ruhsuzluktur. Ruhsuz bir beden ölmüş insan demektir. Bir bakmışsın Zombi gibi sokaklarda yürüyorsun, bu andan itibaren asla adrenalin üst seviyeye çıkmaz, vücudun hiçbir zaman kasılmaz, gerginleşmez, nefes alış verişin sıklaşmaz ve nabzın yükselmez dolayısıyla şehvet denizi kurumuştur. Bir alt sekmede tutku gölü çekilmiş, daha alt sekmede aşk nehri akmıyor demektir. Artık içindeki beni kaybetmiş bir halde uçsuz bucaksız çöllerde suya, kadına, aşka ve yaşama susamış şekilde bir vaha arayarak ömrünü geçirmeye çalışırsın. Tüm bunları asla aklından çıkarma, kendini de çok akıllı sanma. Şimdi sadece oku!
ihtiyar - geçici insan masalları

Şeyda, bir alıntı ekledi.
06 Nis 06:15 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hz.Mevlana
“Evladım Hüsameddin!Biz de uyursak, halkı kim uyandırır.”

Suya Düşen Kan, Harun Tokak (Sayfa 372)Suya Düşen Kan, Harun Tokak (Sayfa 372)
Şeyda, bir alıntı ekledi.
06 Nis 06:03 · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Büyük insanların yetişmesinde,büyük olayların,büyük değişmelerin ve sosyal çalkantıların rolleri vardır.”

Suya Düşen Kan, Harun Tokak (Sayfa 364)Suya Düşen Kan, Harun Tokak (Sayfa 364)
Şeyda, bir alıntı ekledi.
 04 Nis 23:20 · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Allah herkesin niyetini ve kalbini bizden daha iyi bilir.”

Suya Düşen Kan, Harun Tokak (Sayfa 213)Suya Düşen Kan, Harun Tokak (Sayfa 213)
Şeyda, bir alıntı ekledi.
04 Nis 15:37 · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Arapın Arap olmayana,Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi;kırmızı tenlinin siyah üzerine,siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur.Üstünlük ancak takvada,Allah’tan korkmaktadır.”

Suya Düşen Kan, Harun Tokak (Sayfa 140)Suya Düşen Kan, Harun Tokak (Sayfa 140)
Şeyda, bir alıntı ekledi.
04 Nis 15:29 · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Size,sımsıkı sarıldığınız sürece asla hak yoldan uzaklaşmayacağınız,Allah’ın kitabı Kur’ân-ı ve Resulü’nün sünnetini bırakıyorum.Bunlarla amel ediniz,davranışlarınıza Kur’ân ve sünneti yansıtınız.”

Suya Düşen Kan, Harun Tokak (Sayfa 140)Suya Düşen Kan, Harun Tokak (Sayfa 140)
Şeyda, bir alıntı ekledi.
04 Nis 00:41 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Gökleri kucaklayan Sevr Dağı’nın doruklarındaki mağaranın kapısında örümceğin ağ bağlamış,güvercinin yuva yapmış olduğunu gördüler.
Oysa doğrusu şairin dediği gibi;”Örümcek,ne havada,ne suda,ne yerdeydi..Örümcek Hakk’ı görmeyen gözlerdeydi!”

Suya Düşen Kan, Harun Tokak (Sayfa 61)Suya Düşen Kan, Harun Tokak (Sayfa 61)

"Böyle güzel renkli insanlar, bu Dünya'dan göçünce Şiir'in de, arık tadı, rengi, kalmıyor). Güneş Topla Bizim İçin güzel İnsan bize veda etti... Şiirler Öksüz kaldı! "Ülkü Tamer aydın, yazar, şaiir, çevirmen ve en önemlisi (İnsan-diğer-Adı-Umut) Güle güle güzel renkli insan.. Işıklar içinde uyu.

Ülkü Tamer Kimdir?

20 Şubat 1937'te Gaziantep'te doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul'da tamamladı. 1958'de Robert Kolej'i bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü'nde okudu. 1964-1968 arasında özel tiyatrolarda oyunculuk yaptı. Tiyatroyu bıraktı, çeviri çalışmalarına ağırlık verdi.

Milliyet Yayınları'nı, Milliyet Çocuk, Milliyet Sanat Dergisi ve Sanat Olayı dergisini yönetti.

İlk şiiri 1954'te "Kaynak" dergisinde yayınlandı. Pazar Postası, Yelken, Yeditepe, "a" gibi dergilerde çıkan şiirleriyle tanındı.

1959'da basılan ilk şiir kitabı "Soğuk Otların Altında" ile başlayarak İkinci Yeni duyarlılığını yansıtan soyutlamalara yönelik, yoğun ve özgün bir imge anlayışı geliştirdi.
Yalın bir dil kullandığı şiirlerinde giderek toplumsal kaygılar ve düşünce öğeleri ağırlık kazandı.
Her dönemde kendine özgü olmayı başardı.
Türkü, koşma tadında, masalları, doğa görüntülerini, çocuksu duyarlılığını yansıtan özgür çağrışımların beslediği neşeli, humor yüklü şiirler yazdı.
Ülkü Tamer'in Eserleri:
Şiir:

Soğuk Otların Altında (1959)
Gök Onları Yanıltmaz (1960)
Ezra ile Gary (1962)
Virgülün Başından Geçenler (1965)
İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür (1966)
Sıragöller (1974)
Seçme Şiirler (1981)
Antep Neresi (1986)
Yanardağın Üstündeki Kuş (toplu şiirler, 1986)
Ben Sana Teşekkür Ederim (2003)
Bir Adın Yolculuktu (2014).
Antoloji:

Çağdaş Latin Amerika Şiiri Antolojisi (1982)
Öykü:

Alleben Öyküleri (1991 Yunus Nadi Öykü Armağanı)
Çocukluğumdaki Bayramlar (Alleben Öyküleri)
Anı:

Alleben Anıları (1997)
Yaşamak Hatırlamaktır (1998)
Bir Gün Ben Tiyatrodayken (2003)
Çocuk Kitapları:

Şeytanın Altınları (1989)
Pullar Savaşı, Günışığı Hoşça Kal (2000)
Tele Yunus
Çocuklara Genel Kültür
Ne Biliyorum?
Hangisi Doğru?
Tiyatro:

Kadı (Musahipzade Kemal’den uyarlama).
Senaryo:

Bir Milyara Bir Çocuk
Beni Bekledinse.
Ülkü Tamer, bunların dışında yetmişin üstünde kitap çevirdi; şiir antolojileri hazırladı.

Ödülleri:

1965- Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü, "Edith Hamiltondan Mitologya" çevirisi ile
1967- Yeditepe Şiir Armağanı, "İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür" ile
1979- Macaristan Halk Cumhuriyeti'nce verilen Endre Ady Ödülü, çevirileri ile
1991- Yunus Nadi Ödülü, "Alleben Öyküleri" adlı öykü kitabıyla
2015- Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü, "Bir Adın Yolculuktu" adlı kitabı ile.
Ülkü Tamer'in Şiirlerinden Örnekler
ÜŞÜR ÖLÜM BİLE

Bir ormanda tutup onu
Bağladılar ağaca
Yumdu sanki uyur gibi
Gözlerini usulca

Bir soğuk yel eser
Üşür ölüm bile
Anlatır akan kanı
Beyaz sesiyle

Diz çöktüler karşısında
Sonra ateş ettiler
Parçalanan yüreğine
Yuva kurdu mermiler

Bir soğuk yel eser
Üşür ölüm bile
Anlatır akan kanı
Beyaz sesiyle

Gelip kondu bir güvercin
Ellerine o gece
Kırmızı bir çelenk oldu
Bileğinde kelepçe

Bir soğuk yel eser
Üşür ölüm bile
Anlatır akan kanı
Beyaz sesiyle

AĞIT

Bu toprakta kalır adın
Tohumların arasında
Yeşilinde tarlaların
Başakların sarısında

Yıllar geçse de aradan
Kopar gelir ırmaklardan
Işır yine kurşunlanan
Dostlarının yarasında

Günü gelir dağa çıkar
Yıldızlardan şiir çeker
Kanımızı siler yıkar
Suların en durusunda

Bir annedir bir kardeştir
Ovalarda bir ateştir
Sırasında hayat verir
Ölüm saçar sırasında

Bayrak olur bize yarın
Rüzgârıyla ilkbaharın
Dalgalanır genç kızların
Gözlerinin karasında
DÜELLO

Yenilirsem yenilirim, ne çıkar yenilmekten?
Seninle çarpışmak kişiliğimi pekiştirir benim.
Ayak bileklerime kadar bu deredeyim işte,
Yerin yassı taşları tabanımın altında,
Alnımda birleşmekte güneşin raylarından
Hışırtıyla geçen kartalların sesleri.
Unuttuğum bir bitkinin yaprakları gibi
Göğsüme değerse kurşunların, ne çıkar?

Bilmem nişancılığı, tabanca kullanmadım;
Ama karşıma alıp seni horoz düşürmek de,
Seni vuramamak da yüreğimi pekiştirir benim.
Ölürsem güzel bir ölü olurum,
Saçlarıma yuva kurar bir anda kirpiler,
Kar, örtemeye kalkışır gökkuşağını,
Ve onurlu, yoksul böceklerin gazetecisi
Ben gülümserken resmimi çeker.

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

Seher yeli çık dağlara
Güneş topla benim için
Haber ilet dört diyara canım
Güneş topla benim için
Umutların arasından
Kirpiklerin karasından
Döşte bıçak yarasından canım
Güneş topla benim için
Seher yeli yar gözünden
Havadaki kuş izinden
Geceleri gökyüzünden canım
Güneş topla benim için

GÜL DİKENİ

Uçakları nedeyim
Gökkuşağı gönder bana
Senin olsun süngülerin
Gül dikeni yeter bana.

Kan kurşundan silinince
Kardeş olur kardeş olur eller bana
Kan kurşundan silinince
Kardeş olur kardeş olur kardeş olur eller bana.

Silahları nedeyim
Benim sevgim mavzer bana
Suya attığım çiçekler
Bir gün olur döner bana.

Kan kurşundan silinince
Kardeş olur kardeş olur eller bana
Kan kurşundan silinince
Kardeş olur kardeş olur kardeş olur eller bana

GECELEYİN

Geceleyin karanlıkta
Suya attım ben sesimi
Türkü oldu birdenbire
Denizinden geçen gemi

Geceleyin karanlıkta
Gülümsedim buluta ben
Saçlarına düşen yağmur
Gökkuşağı oldu birden

Geceleyin karanlıkta
Yıldız tuttum gök içinde
Işığını sana vurdu
Bir gül açtı yüreğinde
YAZMASINDA

Yazmasında bozkır uzanır.

Acısını dolar saçlarına.

Kasketinde kar ateşi.

Agilinde kurşun anısı taşır.

Arkadaştır
Doğan günle, batan günle
Güneşin her türlüsüyle
Ayın hilâliyle, ondördüyle
Gökte kalanıyla yağmurun
Selin savrulanıyla
Dikenin tırnak kadar gölgesiyle
Irmağın parmak kamaştıran taşıyla
Arkadaştır dağın efsanesiyle.

Mintanında sürüler otlar.

Rüzgârı yerleştirir derisine.

Yakasında küf böceği.

Sakosunda bebe kaçağı taşır.

Kardeştir
Kuzuyla, canavarla
Yol tüketen merkeple
Devenin resmiyle, kendisiyle
Kanat vuran sevdasıyla şahinin
Cerenin türkülenmiş sesiyle
Kumrunun dem çekeniyle
Yaralı toynağıyla atın
Kardeştir Şahmeran'ın masalıyla.

Çarığında sabır taşı büyütür.

Tohum eker ayağına.

Çorabında dut kurusu.

Şalvarında mayın tarlası taşır.

Candaştır
Sabah gözleyen nineyle
İstasyon görmüş oğulla
Tükenen tarhanasıyla gelinin
Sağdıcın borç bulanıyla
Komşunun ağıt dokuyanıyla
İçine ağu katılmış tuzla
Alın yazısını çatlatan kuraklıkla
Candaştır elinin emeğiyle.

Şiir bilmez, ama şiirin hasını taşır.