8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 15:22
Besmele ile başlayıp şükür ile biten kitaplardan biri daha İmam Gazali'den.. Âlemlerin Rabbine hamd ve şükür ile.. Allah'ın varlığını inkar edenlere hep demişimdir, 'önce bir kafanı kaldır göğe bak' bak ki semayı böylesine eşsiz ve kusursuz kim bina edebilir gör diye. Göğe döşediği yıldızlar, ay, güneş her birini bir emir ile (kün) yaratan Rabbine bir bak.. Gök var olmasaydı yeryüzünde ne insan ne de hayvan ne de bitki var olurdu.. Gökyüzü, Ay ve Güneş ile döşendi ısı, ışık yaratıldı insanlık ve tabiat bunlar sayesinde işlerini ve ihtiyaçlarını gördü. Göğe Yıldızlar döşendi yol bulmak, doğumları belirlemek, Ay olmadığı gecelerde geceyi aydınlatmak için. Yağmurlar gökten yere indirildi, tabiat yeşersin, insanlık ve hayvanat besinlerini karşılayabilsin hayatlarını idam ettirebilsin diye.. Aynı zamanda gökyüzü insana huzur ve şifa kaynağıdır. Binlerce fayda ve bereket barındırır. İnsan Rabbinin varlığını en iyi göğe bakınca görür. İmam Gazali Yaratılıştaki Sırlar kitabında da bahsettiği gökyüzüne, Gökyüzüne Bakmanın Faydaları 'ında daha detay vererek bizlere huzur ve şükür demeyi Allah'ın rahmeti ve kudretinin ne kadar yüce olduğunu göstermiştir. Keyifle okumanızı dilerim..
Gökyüzüne Bakmanın Faydalarıİmam Gazali · Nesil Yayınları · 20233,121 okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2026 414. kitabı
Düşünmek, varlığın huzurunda durmaktır.#y3252 Çok yönlü derin birikimli kalemi güçlü İbrahim Kalın 'in Heidegger'in Kulübesine Yolculuk 'ni okuduk, böylece Ben, Öteki ve Ötesi ile başlayan yolculuğumuz devam ediyor .. Batı düşüncesinin "Varlık" sorusunu unutup, onu sadece nesnelere indirgemesinin (varlıklara kurban etmesinin) eleştirisi yapılır. Varlığa Dönüş Çağrısı: İnsanın kendi özüne ve Varlık'a yeniden dönmesinin felsefi ve ahlaki zorunluluğu vurgulanır.Doğu-Batı Sentezi: Farklı felsefi geleneklerin (Doğu hikmeti ve Batı felsefesi) aslında aynı temel soruya cevap aradığı gösterilir. İbrahim Kalın Heidegger’in kulübesini ziyaret etmesiyle başlıyor. Kara Orman’ın eşsiz tabiatıyla bütünleşen bu kulübede yazar, Heidegger’le derin bir sohbete koyuluyor. Onu kimi zaman Nesimî’nin, Yunus Emre’nin, Âşık Veysel’in meclisine davet ediyor, kimi zaman da Molla Sadra ile yüzleştiriyor. Böylece Batı ve Doğu düşünceleri arasında felsefi bir temas alanı açılıyor ve farklı ufukların birbirini nasıl beslediğine tanık oluyoruz. Kulübede kâfi derecede vakit geçirdikten sonra Kara Or­manın iç taraflarına doğru yürüyüşe çıkıyoruz. Ağır ve sakin adım­larla ilerlerken tabiatın saf ve bakir hâlinin nasıl muhteşem bir mu­cize olduğunu düşünüyorum. Her an değişen ama hep kendi ka­lan; hiçbir rengi, dokusu, ışığı, gölgesi, dalı, yaprağı aynı olmayan; hem mikro hem makro düzeyde bakınca muazzam bir derinliğe, düzene, hayatiyete ve enerjiye sahip tabiatın bu sade ve dingin gü­zelliği karşısında aynı anda aklımın, zihnimin, kalbimin, duygu­larımın ve muhayyilemin nefes almaya başladığını hissediyorum. “Varlığa komşu olmak için bakir tabiatın en elverişli yer olduğu­nu biliyorum ama bunu tabiat romantizmine ve doğa mistisizmi­ne kapılmadan yapmanın imkânlarını araştırmak gerekiyor diyorum Kendi kendime.. S;26 İbrahim Kalın'ın
Felsefe-Düşünce
Heidegger'in Kulübesine Yolculukİbrahim Kalın · İnsan Yayınları · 2025186 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 65. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:36
"İdam cezası adaleti mi tesis eder yoksa toplumsal-siyasal çerçevesi dışında düşünülemeyecek cürümlerin yükünü tek bir bireyin sırtına yükleyerek kolaycı bir adalet yanılsaması mı yaratır? Büyük yazar Victor Hugo, bir idam mahkûmunun kendi kaleminden aktardığı hikâyesinde işin insani boyutuna dikkat çekerken ağır bir toplumsal eleştiri de yapıyor aslında. Giyotinle yapılan infazların halk arasında coşkuyla karşılandığı bir dönemde Hugo'nun esere yazdığı önsöz ise, bugün dahi güncelliğini koruyan insani-toplumsal sorunlara dikkat çeken bir hukuk felsefesi dersi adeta." Kitabın arka kapağında bu açıklama var. Üç bölümden oluşuyor kitap. 1832 yılında kaleme alınmış bir "Önsöz" ile başlıyor. 1832 yılında Osmanlı Padişahı modernleşme adımlarıyla tanınan ve Yeniçeri Ocağı'nı kaldıran II. Mahmud idi. Saltanatı 1808 ile 1839 yılları arasında sürmüştü. Nereden çıktı bu bilgi şimdi. Önsöz'de şöyle diyor Hugo; "Rezil makine Fransa'dan çekip gidecek, buna güveniyoruz ve bizim ona indireceğimiz darbeler sayesinde, Tanrı'nın izniyle topallayarak gidecek. Konukseverliği başka yerlerde arasın, medeniyete ayak uydurmaya başlayan Türkiye'ye değil, onu istemeyecek vahşilere değil, ama barbar bir ülkeye, medeniyetin basamaklarından biraz daha aşağı inerek Rusya veya İspanya'ya gitsin." İkinci bölüm ise 1832 tarihli üçüncü baskıda yer alan "Bir Trajedi Hakkında Bir Komedi" diyalog şeklinde bir önsöz. Açıkcası bir ve ikinci bölümleri okuduğumda ben bunu neden okuyorum hissiyatındaydım. Üçüncü bölüm; "Bir İdam Mahkumunun Son Günü" "Yeter ki burada yazdıklarım bir gün birilerinin işine yarasın, hükmünü vermeye hazır yargıcı durdursun, masum veya suçlu bedbahtları, benim gibi can çekişmeye mahkûm edilmiş birilerini kurtarmış olsun. Neden? Ne için? Bunun ne önemi var? Kafam kesildiğinde
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2022152,4bin okunma
9/10
·255 syf.··
2026 9. kitabı
·
100 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 19:11
Alıkul Osmanov’un Isık Göl, Seni Sevdim adlı eseri, benim için yalnızca bir şiir kitabı değil; Kırgız edebiyatına açılan ilk kapılardan biri oldu. Kırgızistan’da bulunduğum bir dönemde bu eseri okumak, kitabın bende bıraktığı etkiyi daha da derinleştirdi. Çünkü şiirlerde sıkça karşılaşılan vatan, tabiat, yurt sevgisi ve memleket hassasiyeti, yalnızca edebî bir tema olarak değil; yaşadığım coğrafyanın ruhunu anlamaya yardımcı olan bir tecrübe olarak karşıma çıktı. Kitap, Kırgız edebiyatının önemli şairlerinden Alıkul Osmanov’a ait Kırgızca şiirlerden oluşuyor. Eserde şiirlerin Türkçeye çevirisi İbrahim Türkhan tarafından yapılmış. Bu yönüyle kitap, Türk okuyucusu için Kırgız şiir dünyasına ulaşmayı kolaylaştıran kıymetli bir çalışma niteliği taşıyor. Özellikle Kırgız Türkçesi ile Türkiye Türkçesi arasındaki yakınlık ve farklılıkları aynı anda görmek, şiirleri okurken ayrı bir dikkat ve zevk kazandırıyor. Şiirlerin genelinde güçlü bir vatan duygusu hissediliyor. Osmanov’un şiirlerinde Isık Göl yalnızca bir tabiat unsuru değil; aynı zamanda hafızanın, aidiyetin ve sevginin sembolü gibi duruyor. Şair, kimi zaman göl üzerinden memleketini anlatıyor, kimi zaman insanın iç dünyasına, özlemine ve bağlılık duygusuna temas ediyor. Bu bakımdan kitap, sadece bireysel duyguların değil, aynı zamanda bir milletin ruh dünyasının da izlerini taşıyor. Çeviri bakımından genel olarak başarılı ve okunabilir bir metinle karşılaştığımı söyleyebilirim. Şiirlerin duygusu büyük ölçüde Türkçeye aktarılmış. Bununla birlikte bazı şiirlerde satırların yerlerinin değişmiş olması dikkatimi çekti. Bu durum, özellikle orijinal Kırgızca metinle Türkçe çeviriyi karşılaştırarak okumak isteyenler için zaman zaman akışı takip etmeyi zorlaştırabiliyor. Yine de bu küçük eksiklik, eserin genel değerini
Şiir
Isık Göl Seni SevdimAlıkul Osmonov · Imak Ofset · 20181 okunma
Puan vermedi·240 syf.·
2026 392. kitabı
Cadı ne demekti?Nasıl yani?Nasıl?Görünmeyenlerle iletişim kurma,ölenlerle sürekli bağlantı içinde olma,insanları tedavi etme ve onlara şifa verme yeteneği,aslında saygı,hayranlık ve şükran uyandırması gereken üstün bir tabiat lütfu değil miydi?Bu yeteneğe sahip kişi cadı olarak nitelendirilse bile,ondan korkmak yerine üstüne titrenmesi,saygı görmesi gerekmez miydi?” Maryse Condé Annem erkek olmadığım için ağlamıştı. Kadınların kaderinin erkeklerinkinden daha acı olduğunu düşünüyordu. S:14 Barbados adasında doğan Tituba, doğaüstü güçlere sahip Man Yaya tarafından şifacılık ve büyücülük konularında yetiştirilmiştir. Evlendiği Kızılderili John’la birlikte bir din adamına köle olarak satılır ve Boston’a, ardından Salem kasabasına sürüklendiği hayat mücadelesi başlar. Bu kasabada yaşayan püriten cemaatin histerik ortamında, 1692’deki ünlü Salem Cadıları davasında cadılıkla suçlanan ilk kadın olur, özgürlüğe kavuşabilmek adına büyük mücadeleler verir. Tituba’nın çarpıcı hayat hikâyesi, Maryse Condé’nin olağanüstü dokunaklı anlatımıyla yeniden canlanıyor. Condé’yi Grand Prix Littéraire de la Femme (Kadın Edebiyatı Büyük Ödülü) sahibi yapan roman, Tituba’yı doğduğu ülke Barbados’a, adada ilk zenci köle isyanlarının yaşandığı döneme geri döndürüyor. Ben Tituba Salem'in Kara Cadısı Kölelerin çektiği acılar, ırkçılık, kadınlara yönelik cadılık suçlamaları, kadın dayanışmasının ve feminizmin ilk kıpırtıları, ölüm sonrası hayata dair bakış, Condé’nin etkileyici kalemiyle okuyucunun doğrudan yüreğine tesir ediyor. Tituba'nın mücadelesi bugün de “cadılıkla suçlanan” tüm kadınların mücadelesine ilham veriyor. Ben Tituba Salem'in Kara Cadısı Yosunsuz bir taş gibi hayatın içinde yuvarlandın ve şimdi ellerin bomboş geri dönüyorsun. S:35
Roman-Edebiyat
Ben Tituba Salem'in Kara CadısıMaryse Condé · Bilgi Yayınevi · 2021222 okunma
10/10
·198 syf.··
2026 195. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 13:59
Necip Fazıl’ın “Tohum” adlı harikasını gördükten sonra eserin felsefesi ve temsili hakkındaki fikirlerimi Tan gazetesinde yazmıştım. İçinde tam bir kâinat vizyonunun bütün unsurlarını taşıyan büyük kategoride piyesler, her sınıf düşünceyi ayrı ayrı mihraklardan harekete getirmek kabiliyetinde oldukları için Tohumu bir başka tarafından anlamaya çalışmak istiyorum. Necip’in eserinde Milli Mücadele sadece mazlum bir milletin emperyalizme karşı ayaklanması ve Anadolu, sadece bir istihsal perspektifi içinde mütalâa edilecek alelâde bir toprak yığını, ruhsuz ve şapşal bir tabiat parçası değildir. Zekâyı maddeden kaidesi üstüne kaskatı bir idrak cihazı gibi oturtan materyalist görüşü parçalıyarak bu maddenin dibini ve ruhunu eşeleyen Necip Fazıl, silâhın silâha değil, kendi muhtevasını seferber etmiş bir kahraman ruhunun bütün bir kavga endüstrisine karşı çıkarak onu nasıl mağlup ve kepaze ettiğini göstermek suretiyle ruhun topa tüfeğe, gizlinin açığa, sırrın bedâhete, merminin mermiye, kavranmayan, yakalanmayan mahiyetin tutulan ve dar bir idrakte zincire vurulan sathî realiteye galebesini ilân, telkin ve ispat etmiş oluyor.
Hayata Dair
TohumNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 19842,699 okunma