Diğer yandan şirk, tabiat varlıklarını yüceltmekten ve kutsamaktan da kaynaklanabilir.
Sayfa 6·Kitabı okudu
“Doğuştan kör olmak büyük bir tabiat haksızlığı, bir felakettir. Sonradan kör olmaktan daha acı değil ama. Anadan doğma körün dünyaya kendine göre bir şekil vermesi, hatta bir dünya görüşüne, bizim kavrayamayacağımız bir dünya görüşüne sahip bulunması mümkün. Kim bilir güzellik dediğimiz garip, müdafaası müşkül, çoğu zaman haksız şey belki sesimizde, belki kokumuzda, belki ellerimizin sıcaklığında ve titreyişindedir. Herhalde anadan doğma bir kör kızın seçeceği erkek mühim bir adamdır. Gözlü kadınların anlayamayacağı bir güzelliğe, bir erkekliğe sahiptir.”
Sayfa 62·Kitabı okudu
Reklam
Genç Fransız şairi, eleştirmecisi Rousselot şöyle bir hikâye anlatır : bir ressam, manzara resmi çizen başka bir ressama : "Sakın koyun resmi yapmayın," demiş. "Biri çıkar, koyunu sizden çok benzetir. Başka biri ondan da çok benzetir. Ama hiç kimse tabiat kadar koyunu koyuna benzetemez. İyisi mi gördüğünüzün değil, görmediğinizin resmini yapın."
Sayfa 76·Kitabı okudu
Dünyanın onurlu halkları arasına girmenin bir tabiat kanunu yok. Tarih bir topaç gibidir, hangi hız ve hangi ustalıkla çevirirsen öyle devam eder. Ama bunu iradi olarak yapılması lazım.
Sayfa 354 - Aram Yayınları·Kitabı okudu
Araştırma
S: Nedir şu tabiat, kavanin, kuva ki, onlar ile kendilerini aldatıyorlar? C: Tabiat, âlem-i şehadet denilen cesed-i hilkatin anasır ve a'zâsının ef'alini intizam ve rabt altına alan bir şeriat-ı kübra-yı İlahiyedir. İşte şu şeriat-ı fıtriyedir ki, sünnetullah ve tabiat ile müsemmadır. Hilkat-i kâinatta cari olan kavanin-i itibariyesinin mecmu ve muhassalasından ibarettir. Kuva dedikleri şey, her biri şu şeriatın birer hükmüdür. Ve kavanin dedikleri şey, her biri şu şeriatın birer mes'elesidir.
Ölüm, tırpanını yine işletiyor ve o konuştukça, her zaman olduğu gibi bütün sesler susuyor; aşk, müphem ümitler, yine içimizde yalancı aynalarını oynatıyorlar, herkes yine eskisi gibi seviyor, birleşiyor, ayrılıyor, çocuklar doğuyordu. Fakat hadiselere ve kendimize biraz dikkat ettiğimiz zaman bütün bu işler, tabiat çarkının bu tabiî dönüşü, çok zalim bir şuurun, bir nevi çok zalim bir meleğin emri altında oluyordu. İstanbul esirdi ve hepimizi taşıyan içtimaî gemi alevler içindeydi.
Sayfa 240 - Dergah Yayınları 16. Baskı Eylül 2016
Reklam
Reklam