"İnsan büyük acılar içindeyken layıkıyla minnet duyamıyor tabii."
Sayfa 393·Kitabı okudu
Edebiyat
Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz. Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sukutu, ne inkisar kalır... Bu halimizle hepimiz acınmaya layıkız; ama kendi kendimize acımalıyız. Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur...
Reklam
"Yaşayacaksın Selim. O an ne getirecekse yaşayacaksın. Var olabilmek için yaşamın içinden geçip gidebilmeliyiz, yaşamın getirdiği her anın. Nefesi tutmamalıyız artık, nefes alıp vermeye devam ederek önümüze gelen ne ise yaşamalıyız. Zihin tabii ki izin vermek istemeyecek. Tabii ki seni eski hikâyede tutmak isteyecek. O, onun devam etmesi gerektiğine inanıyor, biliyorsun. Ama sen o hikâye değilsin. Sen o düşünceler ve o düşüncelerin yarattığı duygular değilsin. Sen şimdi burada olansın. Şimdi bu Selim var. O buluşma anında da, o anda olan Selim, ailesi ile olacak ve o anın sorumluluğunu alarak deneyimleyecek."
Sayfa 359·Kitabı okudu
Dışarıda nefeslenip koca binaya bakıyor. Kendi kendine söyleniyor: " Bu binaları niçin yaparlar, insanı ezmek için tabii. Ama kimse ezilmiyor senden başka."
Sayfa 100·Kitabı okudu
Alıntı
Uzun süredir okuduğum en çarpıcı sayfa
​"Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehâletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi biti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabii ayaklarına batacak. İşte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir."
Sayfa 111·Kitabı okuyor
Türk aydınına
Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehâletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabanî ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabiî ayaklarına batacak. İşte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir
Sayfa 111 - İletişim·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam