"Benim için yaşamaya devam et, canımın içi." dedim kısık bir sesle altımdaki tabure kaymadan önce. "Kazan bu savaşı ve sonra benimle gökyüzünde buluş."
Sayfa 867 - Eftalya rip·Kitabı okudu
Kitaplar ve sönmek üzere olan mum. Darağacına çıkan tabure. Boynuma dolanan ip. Beni ardında bırakıp giden Ekin… Hıçkırıklarını duydum, Ekin. Benim için ağladığını, bu ana şahit olmamak için koştuğunu duydum. Teşekkür ederim, Ekin. Bizden olsun istediğin için teşekkür ederim. Ölümümü görmek isteyecek kadar benden nefret etmediğin için teşekkür ederim.
Alıntı
Reklam
"Sanki bir tür parlak zıhlı şövalyeydi. Sırf barı tek başıma kapatmayayım diye pazardan salıya kadar her gece bir tabure çekip gece yarısına kadar papatya çayı içecek türden."
Sayfa 29·Kitabı okudu
Alıntı
"Hakkında tutanak tutmam gerekiyor, Chinaski. Idare sana hesap soracaktır." Gidip yerime oturdum. On bir yıl! On bir yıl önce işe başladığımdan bir metelik fazla yoktu cebimde. Geceler çok uzun olmasına rağmen yıllar uçup gitmişti. Gece vardiyası çalışmaktı insanı yıpratan belki ya da aynı şeyi tekrar tekrar yapmak. Ama Taş'la çalışırken başıma ne işler açacağını kestiremiyordum hiç olmazsa. Burada sürpriz diye bir şey yoktu. Kafadan katledilmiş on bir yıl. Yıllar geçtikçe işin adamları yiyip bitirişine tanık olmuştum. Eriyorlardı sanki. Dorsey Postane-si'nden Jimmy Potts vardı mesela. İşe ilk başladığında beyaz tişörtlü, atletik yapılı bir adamdı Jimmy. Şimdi o gençten eser kalmamıştı. Taburesini yere mümkün olduğunca yakın ayarlar, tabureden devrilmemek için ayaklarını tabureye dolardı. Saçını kestiremeyecek kadar yorgundu, üç yıldan beridir aynı pantolonu giyiyordu. Haftada iki kez gömlek değiştiriyor, yavaş adımlarla yürüyordu. Katletmişlerdi onu. Elli beş yaşındaydı. Yedi yılı daha vardı emekliliğe. "Çıkaramayacağım," dedi bana. Ya eriyorlar, ya da şişmanlayıp genişliyorlardı; özellikle kıç ve bel bölgesinde. Tabure, aynı hareketler, aynı konuşmalar; buydu nedenleri. Ve ben de aralarındaydım; başım dönüyor, kollarım, boynum, göğsüm, her yerim ağrıyordu. İşe gidebilecek gücü bulabilmek için bütün gün uyuyordum. İşe başladığımda 82 kiloydum. Şimdi 102 kilo çekiyordum. Hareket ettirdiğin tek uzuv sağ kolundu.
Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz "Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz". Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere O gülün yüzü gülmüyor sensiz O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı Hepten hüzünlü bugünlerde Gür ve coşkun bir günışığı dadanmış pencereye Masada tabaklar neşesiz Koridor ıssız Banyoda havlular yalnız Mutfak dersen - derbeder ve pis Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş Vantilatör soluksuz Halılar tozlu Giysilerim gardropda ve şurda burda Memo'nun oyuncak sepeti uykularda Mavi gece lâmbası hevessiz Kapı diyor ki açın beni kapayın beni Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi Radyo desen sessiz Tabure sandalyalardan çekiniyor Küçük oda karanlık ve ıssız Her şey seni bekliyor her şey gelmeni içeri girmeni Senin elinin değmesini Gözünün dokunmasını Ve her şey tekrarlıyor Seni nice sevdiğimi
Şiir
nazım.. hapishanede kendini asan nazım
Sonra eğildi. Tabure üstünde duran ayağımın ucuna hürmetkâr bir buse bıraktı, omuzları, kolları düşük, çıktı. Bir daha görmedim
Reklam
Reklam