Ayşe Şasa'nın Şebek Romanı'nı okumadan önce hayatı hakkında birkaç yazı okumuştum. Bu yüzden kitaba başlarken ister istemez yazarı da düşünerek okudum. Ayşe Şasa'nın çocukluğu beni en çok etkileyen noktalardan biri oldu. Varlıklı bir ailede büyümesine rağmen anne ve babasından uzak kalmış. Çocukluğunu daha çok mürebbiyelerin gözetiminde geçirmiş. Maddi imkânların her zaman mutluluk getirmediğini gösteren bir hayat hikâyesi var. İlerleyen yıllarda yaşadığı ruhsal sıkıntılar ve ardından tasavvufa yönelmesi de eserlerine farklı bir derinlik kazandırmış.
Şebek Romanı 2075 yılında geçen bir bilimkurgu romanı. Hikâye, artık eski kimliğini kaybetmiş ve XB21 adını almış bir şehirde geçiyor. Teknolojinin son derece geliştiği bu dünyada insanlar dışarıdan bakıldığında ilerlemiş görünse de iç dünyalarında büyük bir boşluk taşıyorlar. Kitap bu yönüyle klasik bilimkurgulardan ayrılıyor. Çünkü bilimkurgu eserlerinde genellikle teknolojik ilerleme olumlu bir gelişme olarak sunulurken Ayşe Şasa bunun tam tersini yapıyor. Bu nedenle eser aynı zamanda bir bilimkurgu parodisi olarak değerlendiriliyor. Geleceğin dünyasını anlatırken aslında günümüz insanını ve modern hayatı sorguluyor.
Hikâyenin en dikkat çekici taraflarından biri bilimkurgu ile tasavvufu bir araya getirmesi. Türk edebiyatında buna çok sık rastlanmıyor. Distopik bir gelecek kurgusunun içinde insanın hakikat arayışı, maneviyat ve özüne dönüş gibi temalar yer alıyor.
Kitaptaki XB21 toplumu bana köklerinden kopmuş modern insanı çağrıştırdı. Her şeyin hesaplanabildiği ve kontrol altında tutulabildiği bir düzen kurulmuş ama insanların ruh dünyası ihmal edilmiş. Kitabın adındaki şebek motifi de bu noktada anlam kazanıyor. Şebek sözcüğü bende taklit eden ve özünden uzaklaşan insan fikrini uyandırdı. Sanki yazar, kendi
Hiç bir kitabı okuyup ertesi gün bambaşka biri olmaya çalıştığın oldu mu? Hıdır'ın hikâyesi tam da bunun üzerine kurulu. Sıradan bir hayat yaşayan Hıdır, kişisel gelişim kitaplarıyla tanışınca kendini değiştirmeye karar verir. Okuduğu her tavsiyeyi harfiyen uygulamaya çalışırken hem kendi hayatını hem de çevresindekilerin hayatını beklenmedik şekilde karmaşık hâle getirir.
Kitap, Hıdır'ın komik maceraları üzerinden kişisel gelişim dünyasına eğlenceli bir eleştiri getiriyor.
Okuduğu kitaplardaki karakterleri taklit ederek komik durumlar ortaya çıkıyor.
Hep aynı tarz kitap okumaktan sıkılanlar göz atabilir bence :)
Hint kökenli, Trinidad doğumlu yazarı hiç duymamıştım. Oysa 2001 yılında Nobel de almış.
Kendi yaşam öyküsünden izler taşıyan kitapta, Trinidad değil ama İsabella adlı bir ada mekan seçilmiş. Bir otel odasına kapanıp geçmişini 1. tekil kişili bir anlatımla yazan yazar, çocukluğundan siyasete atılış süreci , evliliği, Londra'daki yaşantısı arasında dağınık bir geri dönüş tekniği kullanıyor.
Aklına o gün hangi anısı geldiyse onu yazar bir hali var. Bazı olaylar kurgu olsa da birçok yönüyle kendi yaşamını, özellikle sömürge toplumları sorgulamış yazar.
Adından anlaşılacağı üzere sömürge ülkelerin Batı 'ya özenip kendi kültürlerinden uzaklaşması, daha doğrusu onları taklit etmesi ana konu.
Yazar da İsabella adası, Hindistan, İngiltere arasında tam bir aidiyet hissetmeyişini anlatıyor.
Sömürge ülkelerdeki siyaset üzerine öyle güzel tespitlerde bulunuyor ki birçok ülkeye uyan gerçekler bunlar. Yazar da zaten kendileri gibi en az 200 ülkede aynı siyaset anlayışı olduğunu söylüyor. Yani egemen güçlere bağlı, onların güdümünde yürütülen bir siyaset.
Sol görüşte bir parti kurup bakanlığa kadar yükselen kahramanın ani düşüşü hiç şaşırtıcı değil. Benzer örnekleri gerçekte de bolca mevcut.
Taklitçiler, kendisi olamayan insanların ve ülkelerin bir öz eleştirisi diyebilirim.
Anlatım biraz dağınık olsa da anlaşılır nitelikte.
TaklitçilerV. S. Naipaul · Alfa Yayınları · 202438 okunma
Bazı kapıların kilitli kalması gerekir. Hele ki kimsenin görmemesi gereken sırları saklıyorsa.
Nora, henüz 11 yaşındayken bu kilitli kapı açılır ve babasının öldürdüğü kadınları evlerinin bodrumunda saklayan bir seri katil olduğu ortaya çıkar.
Başarılı bir cerrah olan Nora, bu olayın üzerinden 26 yıl geçse ve soyadını değiştirse de hastalarından birinin, babasının kullandığı o eşsiz yöntemle öldürüldüğünü öğrendiğinde geçmişinden kurtulmanın o kadar da kolay olmadığını anlar. Üstelik işlenen bu cinayetler onun üzerine yıkılmaya çalışılır.
Bu ölümlerin arkasındaki kişi babası mı yoksa babasını taklit eden biri mi?
Yazardan yine sürpriz sonlu, oldukça sürükleyici bir kitap. Katili tahmin etmek ise neredeyse imkansız.
Sürükleyici ve sonuyla şaşırtan kitapları seviyorsanız bu kitap tam size göre Ters köşe sevenler listelerine mutlaka eklesin.
Yazarın kitaplarında sevmediğim şey ise karakterlerin birbirine olan benzerliği. Başroldeki kadın hep çok güzel, onunla ilgilenen erkek yine çok yakışıklı ve karakter olarak mükemmel Açıkçası ben, kitaplarında biraz daha farklı karakterler görmek istiyorum.
Bu gün Okuyan kadinlar kulubu ile birlikte #heraybirdünyaklasiği etkinliğimiz için seçtiğimiz #masumiyetçağı ile geldim.
Eski pembe dizileri bol bol anımsatan bir okuma oldu benim için. Büyük, büyük, büyük aileler, kuzenler, kalabalık 'dost' meclisleri, herkesin arkasından bir burun kıvırmalar, bir arada olunca 'ah canım benim' ler falan :) Herşey den önce kibar insanlar efendim. Kibar seviyorlar, kibar sinirleniyorlar, kibar münakaşa ediyorlar, kibar aldatıyorlar, bir cömertlik, bir bonkörlük değmeyin gitsin. Zaten yabancı isimler konusunda sıkıntı çeken ben, bir de akrabalık bağları kimliklerine yansıyıp üç dört isim ile anılınca epey sıkıntı çektim.
Konumuz imkansız bir aşktan fazlası. Eşinden ayrılıp büyüdüğü yere dönen Olenska açısından yalnız bir kadının toplumda karşılanışına değinilmiş. "aaa çok ayıp cıx cıx cıx her ne olursa olsun hemen kocasına geri dönmeli" şeklinde hali hazırda dillerinin ucunda tuttukları, acaba kime yapıştırsak diye bakındıkları dedikodular var mesela. Kuzeni May açısından saf aşk anlatılırken hem geleneklerine bağlılığına değinilmiş hem vazgeçmenin erdemine. Newland içinse aşk - tutku bir tarafta, sevgi - hayranlık - verilen sözlerin ağırlığı bir tarafta. Bir entrika ile karşılaşacağıma o kadar emindim ki, gel gitlere rağmen güzel bitti. Özet niteliğinde bir kaç alıntı bırakıp müsadenizi istiyorum efendim, kitapla kalın.
"Evlilikleri diğer çoğu evlilik gibi bir yanda cehalet diğer yanda ikiyüzlülüklerle ilerleyen, maddi ve toplumsal çıkarlar uğruna bozulmayan yavan bir birliktelik olacaktı. Gerçek şeylerin asla söylenmediği, yapılmadığı ve hatta düşünülmediği bir dünyada yaşıyorlardı."
"Gerçek yalnızlık, insanın yalnızca taklit yapmasını isteyen bütün bu insanların arasında yaşamasıdır."
"Artık yalnız değilim.Yalnızdım ve
Kafamı dağıtacak, beni yormayacak, tam anlamıyla Freida McFadden tarzı akıcı bir psikolojik gerilim okuma beklentisiyle "All Her Lies" kitabına başladım. Gerçekten de ilk sayfalardan itibaren yazarın niyetini anladım ve adeta "Hizmetçi" kitabındaki Millie’nin hikayesini yeniden okur gibi oldum. Ancak ne yazık ki bu benzerlik bir süre sonra tatlı bir esinlenmenin ötesine geçip bariz bir taklit hissiyatı verdi ve bir noktadan sonra beni fena halde baymaya başladı.
Kitabın ana karakteri Brie’nin durumu zaten tam bir Millie klasiği olarak tasarlanmış. Paraya sıkışmış, arabada kalıyor ve önüne çıkan bu çiftlik işine adeta bir can simidi gibi sarılıyor. Tek farkı, Millie hapisten çıkmıştı, Brie ise takıntılı eski sevgilisinden kaçıyor. Fakat aralarında dağlar kadar zeka farkı var; Millie en azından akıllı ve ne yaptığını bilen bir karakterdi, Brie ise kelimenin tam anlamıyla saflık derecesinde salak. Daha ilk günden Bradley ve Grace çiftinin lüks evinin yanında, kendisine elektriği olmayan, camları tahtalarla kapatılmış döküntü bir kulübe verilmesini zerre yadırgamıyor, bu işin içinde bir iş var demiyor. Üstelik eski erkek arkadaşından kaçan, travmalı bir kadının erkeklere karşı temkinli olmasını beklersiniz değil mi? Hayır, bizimki eve adım atar atmaz hemen "Millie 2" moduna bağlayıp Bradley ile yakınlaşmaya başlıyor. Adam evliymiş, karısı Grace varmış hiç umrunda bile değil. İçten içe "Bradley kesin bana aşık oldu, karısını boşayıp benimle evlenecek" kafasında takılarak, adım adım kurulan o büyük tuzağın içine kendi rızasıyla ve adeta güle oynaya yürüyor. (En tuhafıma giden de bizim kızın başta bu eve gelince işinin ne olduğunu anlamamam oldu. Çünkü Bradley ile yatak aktiviteleri dışında bir icraatı yoktu. Dedim heralde sadece bu iş için geldi. Meğerse bahçe düzenlemesi
All Her LiesMatt McGregor · Inkubator Books · 20262 okunma