Şemseddin Efendi, son anlarında ara ara baygınlık geçiriyordu. Kendine geldikçe, dili döndüğünce nasihat ediyordu: "Evladım, dinine dikkat et! Dinini kimden öğrendiğine dikkat et. Dinini istikamet üzere olanlardan al. İlim ile uğraşmayı, âlimlerle görüşmeyi sakın ihmal etme. Ilim halkalarından ve âlimlerin dizinin dibinden ayrılma. Unutma, talebelik bir ömür sürer... Kimsenin gönlünü incitme... Bin düşün, bir söyle; ettiğin söz hedefine ulaşsın. Boş söz etme... Gafile kelam, nafile kelam... Daima güler yüzlü ol. Çocukluğundan beri bize tebessüm ettirdin. Güler yüzünle, tatlı dilinle insanların yüzlerine tebessümü getir..."
Sayfa 132·Kitabı okudu
Yavru güvercinlerim! Size böyle dememe izin verin! Sevimli, tatlı yüzlerinize baktıkça o güzel, küçük kuşlara ne kadar benzediğinizi düşünüyorum... İşte böyle sevgili yavrularım, söylediklerimi iyice anlayamayacaksınız, çoğu zaman söylediklerim kolay kolay anlaşılmıyor, gene de unutmamaya çalışın; zamanla bana hak vereceksiniz. Şunu bilin ki, hayatımızda en yüce, en güçlü ve faydalı dayanağımız ana baba evinden kalma hatıralarımızdır. Size sık sık terbiyenizden söz açılır; dediğim gibi, güzel, kutsal çocukluğunuzdan kalma bir hatıra terbiyenin en iyisidir. Böyle hatıralardan dağarcığına çokça toplayarak hayat yoluna çıkan insan, bütün ömrüne güvenle bakabilir. Kalbimizde kalan tek bir iyi hatıranın bile bir gün faydasını görebiliriz. Belki zamanla kötüleşir, kötülük etmekten kendimizi alamayız, başkalarının gözyaşlarıyla, Kolya'nın deminki, "Bütün insanlar için ıstırap çekmek isterdim!" gibi sözleriyle kötü kötü alay etmek isteyebiliriz. Gene de ne kadar kötü olsak, Tanrı bizi bundan korusun. İlyuşa'mızı nasıl toprağa verdiğimizi, son günlerini, onu nasıl sevdiğimizi, bu taşın başında toplanarak dostça konuşmamızı hatırlayınca en katı yürekli, en alaycımız bile bu anın iyi, güzel duygularını içinden alaya almaya cesaret edemeyecektir. Hatta belki, bu hatıra onu yapmak istediği bir kötülükten koruyacaktır. Kendini toparlayarak, "O zaman ben de iyi, mert, şerefli bir adamdım..." diyecektir. Sonradan buna içinden gülümseyecek belki, olsun, zararı yok; insan çoğu zaman iyi, temiz şeylerle alay etmek züppeliğinden kendini kurtaramaz. Ama emin olun çocuklar, hemen ardından, "Yo, buna gülmekle doğru etmedim, bununla alay edilmez!" diye kendi kendine geçirecektir içinden. Kolya'nın gözleri parladı. — Evet, doğrudur Karamazov! diye bağırdı. Anlıyorum sizi, Karamazov! Öbür
Sayfa 1023·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Davy
Ah Tanrım, o vakit tatlı bir sözle ömür boyu geliştirilebilirdim, destekleyici, açıklayıcı bir söz,çocuk cahilliğime merhamet eden, bana kucak açan, buranın yuvam olduğuna beni ikna eden bir söz, ona görünüşte hürmet etmek yerine, yürekten hürmet etmemi sağlayabilirdi ve ondan nefret edeceğime saygı duyabilirdim.
Sayfa 58 - Türkiye iş bankası kültür yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Ömür bitiyo
Hepimiz dört bir tarafa inanılmaz derecede karışık ve tatlı zig-zaglar çizerek yaşıyoruz.
​Karıştı toprağa o narin çiçek, Dünyaya güvenmek beyhude emek... ​Ölüm, öyle bir değirmen ki, nice başları öğütüp un etti. Gaye, ölüm geçidinde ölümsüzlüğe ermek... Ömür ırmaklarını kevserleştirip cennet gölüne akıtabilenlere ne mutlu... ​ ​“Dost, öyle bir dosttur ki, ona başka bir denk ve kalbimizden başkası için zevk ve nasib yoktur. Gerçi kendisi şahsımdan ve gözümden kayıptır ama, içimden ve gönlümden asla ayrılmamıştır!..” ​“Bir gün Allah Resûlü’nün huzurlarında idim. Âlemin Fahr-i Kâinatın Efendisi onu işaret ederek dediler ki: Bu kişi ve onun Ehl-i Beyt’i cennetin direğidir!..” ​ ​“Hayır görmüşündür inşaallah!.. Fâtıma, bir oğlan doğuracak, sen de ona oğlun Kusem’in sütünü emzireceksin...” ​“Bir gün Hüseyin’i alıp Allah Resûlü’ne götürmüştüm. Allah’ın Resûlü’nü görünce üzerine atıldı. O da onu öptü, saçlarını tel tel okşadı, tatlı tatlı sevdi. Sonra eteğine oturttu. Oturunca, Âlemin Fahrinin kucağına akıttı. ​– Ey Ümmü Fadl, dedi; al tut oğlumu, üzerime akıttı. Mini mini Hüseyin’i hemen aldım ve çıkıştım: ​– Resûlullah’ın üzerine akıttın da üzdün onu... ​Çocuk ağlamaya başladı... ​– Ey Ümmü Fadl! Allah iyiliğini versin, Allah seni esirgesin. Sen oğlumun canını acıtıp ağlatmakla beni üzdün, dedi. ​– İhramını çıkar, başka bir elbise giy de yıkayayım. ​– Oğlan çocuğunun sidiği bulaşan yere su saçılır, akıtılır. Kız çocuğunun sidiği bulaşan yer de yıkanır...” ​Gaye insan ve Ufuk Peygamber bir gün mini mini Hüseyin’in ağladığını duydu. Muhterem kızı Hazret-i Fâtıma’yı ihtar etti: ​“(Yâ Fâtıma!) Onun ağlamasına üzüldüğümü bilmiyor musun?” ​ ​ ​“Allahım! Ben onu seviyorum. Sen de sev! Onu seveni de sev!” diye dua ederdi. ​“Hasan ve Hüseyin’i seven, beni sevmiş, beni seven de Allah’ı sevmiş olur.” ​“Onlar, benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır.” ​“Hasan ve
“Ömür beklemekle geçiyor zaten.”
Sayfa 29·Kitabı okudu