Ateşe tapınma meselesine gelince, bazı hususları burada belirtmek gerekir. Kürtler’in ocağı mukaddes kabul ettikleri şüphesizdir. Ocak ateşinin sürekli yan­ ması, ailenin devamlılığının simgesidir. Muhsin Mokri’nin anlattığına göre, Kiir- distan’da bazı cemaatler, bazı mutasavvıfların ve Ehl-i Hakk’ın ocaklarının külü­ nün sihirli ve dini güçlerinin olduğuna inanırlar. Madam Chartre ise, bazı teferru­ at ekleyerek bu bilgiyi destekler: "Kürtler, hem kendilerinin hem de şeyhlerin ba­ ba ocağına karşı sınırsız bir hürmet beslemektedirler." Birkaç taştan inşa edilmiş olan ocak ve içinde yanan ateş, saf bir unsurmuş gibi görülmektedir. Ocağa ve ateşe tükürmek, ölümcül bir hakarettir. Kürt, ocağı üzerine and içer. Yeni doğmuş bebek, ocağın etrafında tutularak gösterilir. Gelinlik kız, yeni evine gitmek üzere baba ocağından ayrılmazdan önce, ocağın etrafında döner. Bir ana oğlunu evlen­ dirirken, yeni çiftin ocağını, baba ocağından alman ateşle yakar. Lâkin, komşular birbirlerinden ateş almaktan hoşlanmazlar; bu talihsizlik getirir. Ateş, baharda da kuzulama vaktine kadar gece gündüz yanık tutulur." Bundan başka, süt ısıtılan tencerenin altından ateş alınmamalı, bir koyun sürüsünün arasından ateş veya ışıkla geçilmemelidir. Ateşe karşı aynı hürmet, Yezidi ve Kızılbaşlar’da da görülür.
Lenin'e bir de böyle bakalım
Rusya'da komünizm öldü! Komünizm iflas etti!" diye söylenen sözler tamamıyla nefes alamaz muhalif, manasız ve cahiane sözlerdir, çünkü komünizm daha doğmamıştır. Lenin komünizme çıkan yolu açmış, fakat oraya henüz vanlmamıştır. Marx nasıl kapitalizmi takip edecek proleter diktatora safhasının teferruatıyla uğraşmamışsa, aynı suretle Lenin de proleter diktatorası devrinin esas hatlarını şerh ve tespit etmemiş ve onu takip edecek olan komünizmin eşkal ve teferru atılmıyla meşgul olmamıştır. Bunlar ütopistlerin- hayalci sosyalistlerin- işidir. Binaenaleyh gerek Marx, gerek Lenin ancak kendi zamanlarındaki içtimai cehti temsil etmişlerdir. Birer ilmi komünisttirler. Birer materyalist deterministtirler.
Siyaset
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Allah” ismi ile ifâde edilen “ulûhiyet mertebesi”, bütün isimlerin özelliklerini, bu isimlerin tafsilî hükümlerini, başlangıçta kendilerinden ortaya çıkıp/teferru’, sonradan hükmü onlarda sona eren nispetleri kuşatmaktadır; bu nispetler ile Zât arasında isimlerden herhangi bir “vâsıta” yoktur, nitekim ona, yani ilâhî mertebeye nispetle isimlerin dışındaki diğer şeyler ile zât arasında da herhangi bir vasıta yoktur. İşte, insan da böyledir.
Sayfa 19 - İz Yayıncılık·Kitabı okudu
Tasavvuf Felsefesi
Her dilde kendine mahsus bazı sesler vardır. Ashabı bunlar için ayrıca harfler vazeylemişlerdir. Şu kadar var ki vazeyledikleri harflerin cümlesi Arabın huruf-1 hecesinden alınarak noktalar ve işaretler ilavesiyle aslından temyiz edilmiştir. On iki esasî dillerden teferru eyleyen otuz bir lisanda huruf-1 heceye ilave edilen işaretli harflerin yekunu ise elli üç harftir. Yirmi sekiz harfle huruf-1 hece-i İslam'ı buna zamm edersek mecmuu seksen bir harf oluyor. Mesela biz Türkler "ب چ ژ " üç noktalı harfleri kullanıyoruz. “Malayular" ise "غ ن ف" harflerine ikişer nokta daha koyarak sırasıyla "Nğa, Pa, Niya" seslerini vermişlerdir.
Sayfa 61 - Tiyo Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
MECELLE, MADDE 26
- "Zarar-ı âmmı def için zarar-ı hâs ihtiyar olunur. Tabîb-i câhili men’ etmek bu asldan teferru’ eder." (Genel zararı gidermek için özel bir zarar giderme şekli tercih olunur. Cahil doktoru men etmek bu gerekçeden doğar.)
KETEBE Yayınları
İslam Hukuku