Ateşe tapınma meselesine gelince, bazı hususları burada belirtmek gerekir.
Kürtler’in ocağı mukaddes kabul ettikleri şüphesizdir. Ocak ateşinin sürekli yan ması, ailenin devamlılığının simgesidir. Muhsin Mokri’nin anlattığına göre, Kiir- distan’da bazı cemaatler, bazı mutasavvıfların ve Ehl-i Hakk’ın ocaklarının külü nün sihirli ve dini güçlerinin olduğuna inanırlar. Madam Chartre ise, bazı teferru at ekleyerek bu bilgiyi destekler: "Kürtler, hem kendilerinin hem de şeyhlerin ba ba ocağına karşı sınırsız bir hürmet beslemektedirler." Birkaç taştan inşa edilmiş olan ocak ve içinde yanan ateş, saf bir unsurmuş gibi görülmektedir. Ocağa ve ateşe tükürmek, ölümcül bir hakarettir. Kürt, ocağı üzerine and içer. Yeni doğmuş bebek, ocağın etrafında tutularak gösterilir. Gelinlik kız, yeni evine gitmek üzere baba ocağından ayrılmazdan önce, ocağın etrafında döner. Bir ana oğlunu evlen dirirken, yeni çiftin ocağını, baba ocağından alman ateşle yakar. Lâkin, komşular birbirlerinden ateş almaktan hoşlanmazlar; bu talihsizlik getirir. Ateş, baharda da kuzulama vaktine kadar gece gündüz yanık tutulur." Bundan başka, süt ısıtılan tencerenin altından ateş alınmamalı, bir koyun sürüsünün arasından ateş veya ışıkla geçilmemelidir.
Ateşe karşı aynı hürmet, Yezidi ve Kızılbaşlar’da da görülür.