Fidan Hanım, Büyükada'da yaşayan ve yüreği gençliğin binbir umuduyla dolu olan bir tıp öğrencisidir. Ablasının kötü giden evliliğinden sonra, hayatındaki kötülükler birer zincir halkası gibi tek tek takip edecektir peşini. Sanki ablası, bir kara büyü bırakmıştır ardında.
Sinan Akyüz'ün diğerlerinde olduğu gibi bunda da yaşanmış bir hayattan esinlenerek yazdığı bu kitapta, açıkçası diğer kitaplarda bulduğumu bulamadım. Aslında, o kitaplarda ne bulduğumu da bilmiyorum. Aradaki fark, beni tatmin etmeyen şey neydi bilmiyorum.
Öncelikle dedim ki, diğer kitaplara göre daha az acı çekmiş. Bu yüzden çok büyük bir olay gibi gelmedi. Ama sonra dedim ki, acının yarıştırılması, karşılaştırılması mı olur?
Sonra aslında bunun da olmadığını fark ettim aradığımın. Ben, bağ kuramamıştım. Asıl sorun buydu. Neden bilmiyorum ama diğer kitaplardaki karakterler üzüldüğünde, ağladığında ben de öyle yapıyordum. Ama bu kitapta hiç öyle olmadı. Ve bunun, çektikleri acıların farkıyla zerre alakası yokmuş, bunu fark ettim.
Fidan Hanım karşımda oturup anlatsaydı bana yaşadıklarını, ona tüm samimiyetimle sarılır hatta onunla ağlardım. Ama kitaptan okuyunca derinden hissedemedim acısını. Mesele sadece bu anlaşılan.
Tüm bunlara rağmen, kitabın inanılmaz bir akıcılığı vardı. Bir kitap kafede 2 saatte 100. sayfaya geldim ama bırakmak zorunda kalmıştım. Haftalar sonra kitaba sahip olduğumda 3 günde bitirdim.