Sonuç olarak büyümekle yavru kalmanın, insan olmak ile özneleşememiş bir nesne olmanın çelişkisidir bu. Diğer bir deyişle büyümenin ve özne olmanın, hukuki dildeki medeni ehliyete benzer şekilde sosyal olarak artık ehil olmaya başlamanın bir sonucudur. Yaşıyorsan büyürsün, büyürsen yitirirsin. İkinci kısım yani fark etme ilkinin yani yenilginin ve vazgeçmenin acısını da içerir. Yitirdiğinin farkında olmayı, aslında zaten yitirmiş olduğunu. Üçüncü ve ilk ikisi ile ilişkisini sürdüren ve diğerlerini niteleyen ve Freudyen açıdan asıl olan tema ise bu hem yitirmenin kaçınılmaz olduğu hem de yitirmeye direnmenin de başka bir yitirme ile bedellendirildiği gerçeğinin fark edilmesidir. Lacancı psikanaliz daha çok üçüncüyü tema, ilk iki kısmı ise kader travma olarak görüp bütünü vurgular. Aslında Lacancı yaklaşım, tam da bir nitel analiz yaparak Freudyen öyküden uzaklaşmış ancak öyküyü kısmen içeriksiz de olsa çocuk öznenin trajedisi, üçlemenin yaşantılaması olarak yeniden yazmıştır.
Ejder Akgün Yıldırım·Kitabı okuyor
KiTaPHaNe
Bilmediğini bilmek en büyük bilgidir.Bilmediğini bilmemek bir kusurdur. Ermiş kişinin kusuru yoktur. Çünkü kusuru, kusur olarak teşhis edebilir. İşte bu yüzden kusurdan uzaktır.
Sayfa 18·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Maori Mitolojisi
Maori mitolojisine göre Gök Baba Rangi ve Toprak Ana Papa olarak dünyevi her şeyin atalarıdır. En başta hiçbir şey yoktur ( tüm mitlerdeki ortak tema ) ve bu karanlığın içinde Rangi ve Papa birbirlerine sarılıp milyonlarca yıl uzanırlar.
‘Fotoğrafla yalnız “duygusal” nedenlerle ilgilenmiyordum; onu bir soru (tema) olarak değil, ama bir yara olarak derinlemesine incelemek istiyordum: görüyor, hissediyor, böylece fark ediyor, gözlemliyor ve düşünüyordum.’
Sayfa 34·Kitabı okudu
Bugün, Ki­tabı Mukaddes'in bu bölümüyle Sümer aşk şarkılarının, biçem, tema, motif, hatta deyimlerine varana kadar pek çok benzerlikler taşıdıgı açıkça görülmektedir.
Arap kroniklerinde yaygın bir tema olan yeniçeri erlerinin disiplininin azalması şüphesiz 17. yüzyılda, yeniçeri sayılarının hızlı bir şekilde artmasından kaynaklanıyordu. Artmakla kastedilen şuydu: Askere alınanların çok azı devşirmelere verilen sıkı eğitimden geçiyordu çünkü hizmette bulunan yeniçeler birliklerine kendi oğullarını kaydettiriyorlardı ve onlar da aynı şekilde kendi oğullarını. Diğerleri ise birliklere girmenin yollarını satın alıyorlardı. 1568 yılında İstanbul’daki Saray-ı Hümayun’da mevzilenen 12.789 yeniçeri vardı; 1670’te bu sayı 53.849’a çıktı. (..) 17. yüzyılın ortasında, Arap topraklarındaki yeniçeri garnizonlarında mevcut olan yeniçerilerin neredeyse tümü hür doğan müslümanlardı.
Sayfa 83