• Şöyle demiş Tezer Özlü;

    "Gecenin bu saatlerinde insanlar kısıyorlar seslerini. Sessizlik bürüyor ortalığı.
    Ben de daha iyi duyuyorum dinlediğim müziği. Daha çok yitiriyorum her şeyi, tüm düşüncelerimi. Olmayan düşüncelerimi...''
  • İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur. Ve acısı da o denli büyük …
  • Turgut uyar demiş ki :
    - En iyi ben yenilirim;
    dosta, düşmana, aşka...

    Tomris Uyar eklemiş peşinden:
    - Biri geliyor,
    hayatımıza bir makas atıyor;
    o yaşadığımız bölüm,
    bütünün dışına düşüyor.

    Cemal Süreya hüzünlü ses tonuyla :
    - Kim istemez mutlu olmayı
    ama mutsuzluğa da var mısın?

    Edip Cansever sessizce mırıldanarak :
    - Özlemim sanadır,
    varsın kar yağsın, daha yağsın
    seni arındırıncaya kadar.

    Didem Madak sormuş peşinden :
    - İnsan kaybolmayı ister mi?
    Ben işte istedim bayım.
    Uzaklara gittim
    Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
    Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

    Sabahattin Ali demiş ki :
    - Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor da, kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlanış da insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde "bu böyle olmayabilirdi" düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.

    Tezer Özlü sesini yükselterek haykırmış :
    " Haykırmak istediğim çok şey var. Büyük kayıplar yıkacak değil bizi. Açıkça birbirimizle konuşamıyorsak ben ağlamak, bağırarak ağlamak için bahçenin yeşillikleri gerisindeki odama geçiyorsam, biliyor musun, ne güzel ağıtlar içinde uyuyakalmak ? "

    Oğuz Atay içinden şöyle geçirmiş :
    - Kelimeler albayım, kelimeler.
    bazı anlamlara gelmiyor.

    Attila İlhan demiş ki :
    çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    çünkü ayrılanlar hala sevgili!

    Metin Altıok sitemkar bir şekilde :
    Öyle yalnızız ki bu panayırda
    Sevgimiz durmadan bir taşı ovar.
    Sevgilim aşk da uyar çevreye
    Ve kendine parlak bir yalan arar.

    Behçet Aysan :
    Kırgınım, saçılmış
    bir nar gibiyim
    sessiz akan bir ırmağım
    geceden
    git dersen giderim
    kal dersen kalırım.

    Nazım Hikmet şöyle tamamlamış :
    Seni düşünmek güzel şey,
    ümitli şey,
    dünyanın en güzel sesinden
    en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey...
    Fakat artık ümit yetmiyor bana,
    ben artık şarkı dinlemek değil,
    şarkı söylemek istiyorum.

    - Melih Tansuğ
  • Turgut uyar demiş ki :
    - En iyi ben yenilirim;
    dosta, düşmana, aşka...

    Tomris Uyar eklemiş peşinden:
    - Biri geliyor,
    hayatımıza bir makas atıyor;
    o yaşadığımız bölüm,
    bütünün dışına düşüyor.

    Cemal Süreya hüzünlü ses tonuyla :
    - Kim istemez mutlu olmayı
    ama mutsuzluğa da var mısın?

    Edip Cansever sessizce mırıldanarak :
    - Özlemim sanadır,
    varsın kar yağsın, daha yağsın
    seni arındırıncaya kadar.

    Didem Madak sormuş peşinden :
    - İnsan kaybolmayı ister mi?
    Ben işte istedim bayım.
    Uzaklara gittim
    Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
    Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

    Sabahattin Ali demiş ki :
    - Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor da, kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlanış da insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde "bu böyle olmayabilirdi" düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.

    Tezer Özlü sesini yükselterek haykırmış :
    " Haykırmak istediğim çok şey var. Büyük kayıplar yıkacak değil bizi. Açıkça birbirimizle konuşamıyorsak ben ağlamak, bağırarak ağlamak için bahçenin yeşillikleri gerisindeki odama geçiyorsam, biliyor musun, ne güzel ağıtlar içinde uyuyakalmak ? "

    Oğuz Atay içinden şöyle geçirmiş :
    - Kelimeler albayım, kelimeler.
    bazı anlamlara gelmiyor.

    Attila İlhan demiş ki :
    çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    çünkü ayrılanlar hala sevgili!

    Metin Altıok sitemkar bir şekilde :
    Öyle yalnızız ki bu panayırda
    Sevgimiz durmadan bir taşı ovar.
    Sevgilim aşk da uyar çevreye
    Ve kendine parlak bir yalan arar.

    Behçet Aysan :
    Kırgınım, saçılmış
    bir nar gibiyim
    sessiz akan bir ırmağım
    geceden
    git dersen giderim
    kal dersen kalırım.

    Nazım Hikmet şöyle tamamlamış :
    Seni düşünmek güzel şey,
    ümitli şey,
    dünyanın en güzel sesinden
    en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey...
    Fakat artık ümit yetmiyor bana,
    ben artık şarkı dinlemek değil,
    şarkı söylemek istiyorum.

    - Melih Tansuğ
  • "... bundan böyle acıları mutluluk olarak nitelendirmeye karar verdim. Yaşamımın en mutlu anlarımda da aynı güçle acıyı duymadım mı." diyor edebiyatımızın gamlı prensesi...
    2 Ağustos... Saat 01:06... Türkiye'nin herhangi bir kentinde gecenin sessizliğinde yaşamımın ucuna doğru yol alıyorum Tezer Özlü ile...

    Tezer Özlü'nün 1983' te orjinal adı ile" Auf den Spuren eines Selbstmors"(Bir İntiharın izinde) Almanca yazdığı kitabı nedense Türkçeye çevirirken Yaşamın ucuna yolculuk olarak çevirdiğini konuşuyoruz. Orjinal adı daha güzelmiş kitaba uygunmuş diyorum ona gülüyor aynı kitap kapağındaki gibi içten, samimi ama acı dolu bakışlarıyla. Umursamıyor dediğimi sadece dinliyor, hiç konuşmuyor.
    Gitmek ve intihar diyor sürekli bir de kendisine kızıyor "Uçaklara, trenlere, otobüslere bu denli çok mu binmeliydim." (syf:42)

    Ama bir yandan da baskıcı toplumdan, kalıplardan, insanlardan kaçmak için gidiyor. Gitmekten de yılmayacağını söylüyor bana. Yaşamı GİTMEK olarak algıladığını, oradaki gitmek kelimesinin ne anlama geldiğini yüzüme tokat gibi çarpıyor. Yediğim tokatın etkisi ile ben daha kelimelerinin içinde boğuşurken kolumdan tutup çıkarıyor beni ve aslında sürekli gitmek istemem de hiçbir yerde olmak istemememden dolayı diyerek biraz daha aydınlatıyor beni.

    Hiç kimseden bir şey istediği yok, yanında kimse olmadığı zaman ve yağmurdan mutlu oluyor... Yağmuru seviyor doğadaki en yakın arkadaşı olarak görüyor...

    O kadar belirgin şekilde okudum ki cümleleri düşüncelerini ifade edişi o kadar netti ki... Düşünce tarzı tamamen farklı olmasına rağmen doğruları savunuşu... Kendinden hiç ödün vermeyen cümleleri...
    "Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok." (syf:57)
    Hiçbir yere, hiçbir zamana, hiçbir kimseye hatta eşlerine bile ait değildi. Hiçbir yerden gelip hiçbir yere gitmiyordu, kendinden başka...

    'Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum. Ölemiyorum. ' diyordu Gamlı Prenses bana. Peki neydi o yükseklik doğum? Yaşam.? Ölüm? İntihar? Yaşamak? Evet evet en iyisi yaşamak oldu sanırım çok yüksek değil mi yükseklik korkusu olmayanların bile başını döndüren derecede yüksek... Ve hepimiz onun ucundayız ama bazı sebeplerden dolayı inemiyoruz yaşamın ucundan, yaşamak mı o zaten çoktan elimizden kaçarak uçup gitti. Ölmek.? "Ölmek hiçbir şey değil... Ya intihar?" (116)

    Kitap Tezer Özlü'nün kendi ucunda yaptığı yolculuğu anlatıyor. En sevdiği yazarların yaşadıkları yerlere gitmeyi intihar ettikleri/öldükleri yerleri görmeyi ve bol tren yolculuğu diş ağrısı,baş ağrısı uykusuzluk... Sanırım az biraz spoi verdim ama bu kadardan birşey olmaz değil mi :)

    Ve incelemenin sonunu nasıl bağlayacağımı bilmiyorum o zaman şöyle bitireyim;

    "Yeryüzünün gözyaşları sonsuzdur. Biri ağlamaya başladığında, vir başka yerde , bir başkasının gözyaşları diner. "
    Demiş Beckett... Tezer Özlü ise değiştirirmiş bu cümleyi şöyle ve ne kadar güzel söylemiş.

    *Yeryüzünün öyküleri sonsuzdur. Biri anlatmayı bitirdiğinde, bir başka yerde, bir başkası anlatmaya başlar.
    *Yeryüzünün intiharları sonsuzdur. Biri, bir yerde intihar ettiğinde bir başkası intihar etmeye hazırlanıyordur.. Biri ölmeye başladığında, bir başka yerde yaşama başlıyordur diğeri.

    Kitapta o kadar çok çizdiğim yer var ki boş sayfa yok diyebilirim. Bazı sayfalarda ikişer üçer cümle çizdim, bazen paragrafı çizdim. Beni bu güzel cümleler ile tanıştırdığı için kitabı bana hediye eden arkadaşıma ve bu güzel yazarın okunması için etkinlik düzenleyip emek harcayan arkadaşımıza da teşekkürlerimi gönderiyorum...
  • Ne desem, ne yazsam bilemiyorum gerçekten.

    Tezer Özlü'den okuduğum ilk kitaptı. Yazdığı şeyler beni yazarın hayatı hakkında çok meraklandırdı, biyografilerine de bir göz attım bu sırada. Bir insanı bu kadar sıkabilecek, bu kadar üzebilecek, bu kadar bunaltıp bu kadar düşündürtebilecek ne olabilirdi? Veya şöyle sorabilirim, olay ne olursa olsun insan nasıl bu kadar hassas ruhlu ve kırılgan ve bıkkın ve düşünceli ve ve ve...Kısacası nasıl olabilir, diye düşündüm ve bunca şeyden sonra ölüm sebebinin kanser olması beni fazla şaşırtmadı. Keşke şaşırtsaydı, keşke bilmeseydim, gerçekten fazlasıyla üzücü.

    "Küçük dünyanız sizin olsun" demiş...

    Tezer Özlü, büyük bir Pavese hayranı ve kitapta yer alan bütün alıntılar da bu yazardan. Anlayabildiğim kadarıyla anlayışları, kalemleri birbirine benziyor, çünkü Özlü'nün anlattıklarıyla Pavese'nin alıntıları birbiriyle o kadar uyumlu ki... Demek ki kendine çok yakın hissetmiş, uygun bulmuş, beğenmiş diyorsunuz.

    Yaşama cesaretini ölülerden aldığını ve öldüğünde İstanbul'a gömülmek istemediğini söyleyen Özlü'nün mezarının Sarıyer'de olduğunu öğrendiğimde pek de rahat kalamadım. Yaşanacak bir yaşamdan, binilecek bisikletlerden bahseden ve tüm amacı bu yaşamı gerçekten yaşanmaya değer kılmak olan bu naif insanın isteği neden yerine getirilmedi acaba diye düşündüm ama pek de bir şey bulamadım.

    Kendini kalıplara kaptırmaktan adeta kaçan bu kadın, yaşamı "gitmek" olarak görmüş. Yabancıların dostlardan daha verici olduğunu söylüyor, bulunduğu yeri değiştiremese bile kaldığı oteli değiştiriyor ki böyle bir gitmek bu gitmek. Bu kadar çok düşünmesi, uykularının kaçması, diş ve baş ağrıları, psikolojik sebeplerden dolayı hastahanelerde kalması gibi birçok olay onun ne denli derin bir insan olduğunu düşündürüyor. Çünkü kendisi de söylüyor: "İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur. Ve acısı da o denli büyük."

    Tezer Özlü, gerçekten, ama gerçekten çok derin.

    İlişkilere yaklaşımı var sonra. 43 yaşında dünyadan ayrılan bu kadın, sevginin neden tek bir kişi üzerinde toplanması gerektiğini sorguluyor. İnsanı sevmek, insanları sevmek, sevgiyi yaymak diyor, daha iyi olmaz mı? Bencilliği eleştiriyor fikrimce, günümüzde de böyle değil mi? Beni sev, sadece beni, diyor insanlar. Ne şımarık bir toplum.

    Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabında bir alıntı vardı. Bir kitabı okuduğunuzda eğer bunu yazan çok yakın bir arkadaşım olsaydı da istediğimde arayıp konuşabilseydim diyorsanız o kitabın gerçekten iyi olduğunu söylüyordu. Kitap hakkında ne düşünürsünüz bilmem ama, ben ciddi anlamda istedim Tezer Özlü'nün yaşıyor olmasını, onu aramayı, hatta yanına gitmeyi, şu kitaba sığdırmaya çalıştığı üstü açık veya kapalı zilyon derdi, onu uyutmayan, göz altlarını tıpkı kitabın kapağındaki gibi mor mor yapan, alkole sigaraya teşvik eden şeyleri dinlemeyi. Gözyaşlarını silmeyi isterdim. Çünkü okuduğum şeyler gerçekten mutsuz bir insanın, ve daha kötüsü bu mutsuzluğa, bu durgunluğa alışmış bir insanın cümleleriydi. İnsanın sevdikçe iyileştiğine inanan Turgut Uyar canlanır kafalarda, bir şey olsa, bir sevgi düşse yeryüzüne, mutlu olsa, iyileşse şu insanlar. Tezer Özlü de Sarıyer'deki mezarından gülümsese bize.

    Sınırları sınırlayan güzel ama ölü kadın, yaşam gitmekti ve sen gittin. Kitabın hep bizlerle kalsın.

    İyi okumalar...
  • Bence eleştirmenlerden daha dikkatle okuyan okuyucular var. Kaç kişiler, bilmiyorum. Ama geçende ölen, beni de özellikle gençlik yıllarımda bir hayli etkileyen Michaux, bir dostuna şöyle demiş: "İki bin okuyucum var. Şimdi bunu yirmi bine çıkarmaya çalışıyorlar. Ne gereği var?"