Ölüm bir ejderha gibi devamlı yutuyor.
Madem Allah bizi hiç yoktan var etti, var ettiği gibi öldürecektir de.
Gün gelir, ölüm bizi dostlarımızdan ayırır.
Bugün ve yarın diye gafil olmamak lazımdır.
Ölüm geldiğinde kimseye aman vermez.
Hz. Davud(as) evinde, taht gibi yüksekçe bir yer yapıp dört ayaklı bir merdivenle buraya çıkarak ibadet edermiş. Bir gün abdestini alır, taht gibi duran bu yere çıkıp namazını kılmak ve Mevla’ya niyazda bulunmak ister. Merdivenin birinci basamağını çıkıp ikincisine geçince ölüm meleği gelir, ruhunu almak ister. Hz. Davud, ölüm meleği Azrail’e, “Ya Azrail! Müsaade et, yukarı çıkıp başımı seccadeye koyayım. Başım secdedeyken ruhumu al.” der. Azrail(as), Hz. Davud’un iki basamak yukarı çıkıp başını secdeye koymasına müsaade etmez. Olduğu yerde ruhunu kabzeder. Şimdi, Azrail(as) Davud Peygamber’e dahi bu kadarcık mühlet tanımazken, sana ve bana tanıyacağını mı sanıyorsun? Davud’a(as), “Bu kadar yıl yaşadın, dünyayı nasıl görüyorsun?” diye sorduklarında, “Nasıl göreyim? Dünya iki kapılı bir handır. Çıkış kapısında Azrail yalın kılıç bekler.” diye cevap vermiştir.