Pusula

Pusula
@theoverthinker
İflah Olmaz Bir ASOSYALİM : Yaşamak zorunda bırakıldığım bu son derce garip gerçek dışı dünya sanki hasta bir beynin ürünü kötü bir fantezi.
LİSE
İSTANBUL
İSTANBUL, 3 Aralık
1070 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Vakıf anlayış sistemleşmiş, tüm devlet ve millet neredeyse “vakıf devlet”, “vakıf millet” statüsü kazanmıştı. Borçtan dolayı cezaevine düşen birinin borçlarını mahalleli ödemek suretiyle onu kurtarıyor, kışın kömürsüz kalanlara ismi meçhul bir zengin kömür gönderiyor, mahalle bakkalının borç defteri, belli bir sayfadan belli bir sayfaya kadar ödeniyordu. Ve bu hayır sahipleri kendilerini özenle gizliyorlardı. Başta zekât-fitre olmak üzere, yaygın yardım kurumları toplumsal barışın da dinamosuydu. Bunu yitirince barışı da yitirdik. Özelliklerimiz, güzelliklerimiz git gide kayboldu. Bugün de zaman zaman muhtaçlara yardım ediyoruz, ama sanki yardımlarımız, eskisine nispetle, biraz gösteri, biraz da gösteriş kokuyor. Çünkü artık hayatımızı inançlarımız değil, gösteriş tutkumuzla ticari, sosyal, siyasal kaygılarımız biçimlendiriyor. Bu durumda tabii ki altta kalanın canı çıkıyor. Sonuç, “sende var, bende yok” hasedi ve ardından kavga…
Sayfa 25 - Nesil Yayınları·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Lüks, ihtişam, gösteriş gibi dünyaya yönelik kavramlar, inancımızın bir parçası olmadığı gibi, kültürümüzün, medeniyetimizin ya da tarihimizin de bir parçası değil. Biz eskiden böyle yaşamazdık, lüksümüz, tantanamız yoktu. Eski Müslümanlar, oturdukları muhitin malî durumuna uygun bir hayat tarzını tercih ederlerdi. Gösterişe kaçmazlardı. Diyelim ki Fatih’te yaşayan varlıklı bir Müslümanın yediği, giydiği genelde Fatihlilerin yediğinden, giydiğinden çok az farklıydı. Bu farkı da çevrelerindeki fakirleri doyurarak, muhtaçlara yardım eli uzatarak kapatırlardı. (Özellikle Ramazan ayında devlet önderlerinin konakları sabaha kadar açık olur, isteyen yer içer, üstüne bir de “diş kirası” alırdı.) Selâtin camilerinin bir köşesinde bulunan “Sadaka Taşı”na zenginler, özellikle kutsal gecelerde sadakalarını bırakır, fakirler gece yarısı sonrasında aynı taşı ziyaret edip, kimseye gözükmeden ihtiyaçları kadarını alırlardı. Ne veren alanı tanırdı, ne alan vereni... Böylece kimse kimsenin minneti altına girmezdi.
Sayfa 24 - Nesil Yayınları·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Rahatlıkla diyebiliriz ki, Osmanlı insanı, “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olan, malın en hayırlısı Allah yolunda harcanan, Allah yolunda harcananın da en hayırlısı halkın en çok ihtiyaç duyduğu şeyi karşılayandır” anlayışı çerçevesinde, hayatını yaradılış hikmetine hizmete vakfetmişti. Bir kişinin malını-mülkünü hiç tanımadığı insanların hizmetine sunması, insanı tüm teferruatı ve kıymetiyle kavramakla mümkündür! Belli ki bu idrak Osmanlı insanında mevcuttu. Şuradan belli ki, yirmi altı binden fazla vakıf kurdular. Bunlardan bazıları hayvanlara ve bitkilere yöneliktir ki, Ortaçağda böyle bir çevre bilincinin oluşmasını takdirle anmamak imkânsızdır.
Sayfa 22 - Nesil Yayınları·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme Tarih
Galiba bizler, kâinatın muhteşem sistemini, nizamını ve harikuladeliğini kanunlarla izah ettiğimizi zannedip işin içinden kolayca çekiliveriyoruz. Kanunları keşfetmekle iş bitmiyor. Asıl iş, o kanunu koyan kudret sahibini bulmakla başlıyor. İnsanda bir merak vardır. Bu merakla, keşfettiğimiz bir şeyin ustasına karşı hayranlığımız daha çok artmalı ve onun kim olduğunu anlamaya çalışmalıyız. Küçük bir incir çekirdeğinden koca bir incir ağacını ve onun binlerce meyvesini çıkaran, maddesi bir olan atom parçacıklarından kâinatı ve içindeki canlı cansız mahlukatı yaratan, dört ana kuvvetle varlıkları dengede tutan bir kudret sahibine karşı insan nasıl alâkasız kalabilir? Bu muhteşem sırları keşfettikten sonra kâinat sahibini nasıl görmezlikten gelebiliriz?
Sayfa 63 - Nesil Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Yani demek istiyor ki, bir eczanenin içinde bulunan hayat ve şifa verici ilaçlar, onların uzman bir kimyager tarafından yapıldığını gösterir. Bir ilacın ustasız ve kimyagersiz meydana gelmesi imkânsızdır. Aynen bunun gibi dünya da o eczaneden daha büyük ve daha mükemmel bir eczanedir. Dünyanın içinde bulunan dört yüz bin çeşit bitki ve hayvanların da o ilaçlar gibi uzman bir eczacı tarafından yapılması icap eder. O küçük eczanedeki ilaçlar nasıl ki bir kimyager tarafından yapılıyorsa bu dünya eczanesi de eczacısız ve kimyagersiz olmaz. O da Allah olmalıdır.
Sayfa 51 - Nesil Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat