Hayatı tanımaya ve öğrenmeye çalışmak, aynı zamanda ölümü tanımaya ve öğrenmeye çalışmak demektir. Ölüme bir anlam yükleyememek, hayata da bir anlam yükleyememekle sonuçlanır. Ölüme bir son ve dolayısıyla bir ceza, bir felâket olarak bakan biri, hayata da bir son ve bir ceza olarak bakmak mecburiyetinde kalır.
Öleceğimiz hakkındaki kesin bilgimiz, var olduğumuz gerçeği kadar kesin bir bilgidir. İnsan, ölümü anlamaya çalışır ve onu zihninden attığını zannettiği zamanlarda bile şuur altıyla hep onu düşünür. İnsanın ortaya koyduğu her eylemde, ürettiği her eserde ölüm düşüncesinin etkilerini tespit edebilmek mümkündür. Esasında insanı asıl korkutan şey ölüm değil, bir daha dirilememektir.
Ebedi hayat âlemleri hakkında doğru ve yeterli bilgilere sahip olmak, ölüm korkusunun da kalıcı bir şekilde çözümüdür. Ölümün -inananlar açısından- bu hayattan daha özel ve daha nitelikli bir hayata erişmek anlamına geldiğini kavrayan ve bu gerçeği özümseyen birinde böyle bir korkuya rastlanmaz. Böyle biri için ölüm günü ikinci doğum günüdür ve bu ikinci doğum, ebediyete doğmaktır. Düğün gecesidir, Hakk'a kavuşma günüdür.