Akıl bozukluğu XVII. yüzyıldan itibaren dünyanın büyük bir saplantısı olmaktan çıkmıştır; aynı zamanda aklın maceralarının doğal boyutu olmaktan da uzaklaşmıştır. Akıl bozukluğu insani bir olgu, toplumsal türler arasında kendiliğinden ortaya çıkan bir cins olma edasına bürünmektedir. Eskiden şeyleri ve insanın dilini, aklın ve ülkesini tehtid eden bir tehlike olan şey, şimdi bir kişilik çehresi kazanmaktadır. Daha doğrusu kişilikler.
Aklı bozuk olanlar toplumun tanıdığı ve soyutladığı tiplerdir: sefih, savurgan, eşcinsel, büyücü, intihar eden, âdetleri serbest olan. Akıl bozukluğu toplumsal kuraldan belli bir sapmaya göre ölçülmeye başlanmaktadır.
Fakat Deliler Gemisi'nde de kişiler yok muydu ve XV. yüzyıl metinleriyle kutsal yazıların sundukları bu büyük gemiye bindirme hareketi kapatmanın simgesel bir ön belirtisi değil miydi? Yaptırım farklılaştığında, gene eskiden beri sürmekte olan duyarlılıklar söz konusu değil miydi? Nitekim Stultifera Navis'te yalnızca soyut kişiler, durumlarından ders alınacak tipler bulunmaktadır: obur, nefsine düşkün, imansız, gururlu. Ve bunların hiçbir limana uğramayan bir deniz yolculuğunda meczup bir mürettebatın arasına zorla konulmuş olmalarının nedeni, bunların evrensel biçimi altındaki bir kötülük tarafından belirlenmiş olmalarıdır. Akıl bozukluğunun kişisi XVII. yüzyıldan itibaren, yukarıdakinin tersine, gerçek bir toplumsal dünyadan alınan, üyesi olduğu toplum tarafından yargılanan ve mahkûm edilen somut bir kişidir. Demek ki esas nokta şudur: delilik aniden toplumsal bir dünyanın içine konulmuştur, artık hemen hemen sadece burada gözükmekte ve burası onun ayrıcalıklı yeri olmaktadır; ona adeta bir geceden ertesi sabaha (Avrupa'nın tümünde elli yıldan daha az bir sürede) herkesin onu tanıyabileceği ve bu ihbar edebileceği sınırlı
Sayfa 171 - İmge Kitabevi