Ben janson ünü ve dillere destan bilgisi sayesinde, çağın bir çeşit edebiyat diktatörü sayılırdı. Bu alanda dediği dedikti her zaman. Sevenleri de çoktu, düşmanları da. Hırçın bir adam olduğundan,
yazar takımından birçok kişiyle kavga etmiş, acımasız polemiklere girmişti. Çevresindeki genç hayranlar grubuna
"the tribe of Ben" (Ben'in kabile si) ya da "the sons of Ben" ( Ben'in oğullan) denilirdı. XVII . yüzyıl yazarlarından Thomas Fuller'in The Worthies of England'de (\ngiltere'nin Değerli Kişileri) anlatlığına göre, Ben Janson o çağın sanatçılarının buluşma yeri olan
Mermaid, yani Denizkızı meyhanesinde saltanat sürer önüne çıkanla
tartışmaya başlarmış.
İngiliz filozof Thomas Hobbes, Leviathan'da dinin "yalnızca insanlara özgü" olduğuna dikkat çekerek "dinin tohumunda diğer canlı yaratıklarda görülmeyen bazı tuhaf nitelikler bulunması gerektiğini" söyler. "Bu tuhaf nitelik," der Hobbes, "gelecek kaygısıyla insanın çok uzağına bakan, bütün gün yüreğini kemiren ölüm korkusudur. (...) Tanrılar ta en başından insanların korkusu tarafından yaratılmıştır."
Avustralyalı psikolog Thomas Suddendorf ve meslektaşları şuna dikkat çeker: "Dilin evrimi, zihinsel zaman yolculuğunun evrimiyle yakından bağlantılıdır. Dil, kişisel olayların ve planların paylaşılmasını sağlayarak yaşanabilir geleceği planlama ve inşa etme yeteneğini artırır." "Suddendorf ayrıca "zihinsel zaman yolculuğunun insan evriminde itici bir güç olduğunu" da iddia eder.