BORGES’E YOL SORMAYIN, KAYBOLURSUNUZ!
7/10
·146 syf.··
2026 90. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 23:27
Borges çok az metinle çok büyük şeyler anlatır. Özellikle Yolları Çatallanan Bahçe, insanı düşündürür, durdurur, geri döndürür. İlk bakışta bir hikâye okuduğunuzu sanırsınız; sonra fark edersiniz ki aslında zamanın içinde dolaşıyorsunuz. Borges'in derdi yalnızca kelimelerle değildir; onun asıl meselesi zamandır. Hikâyelerinde zaman doğrusal olmaktan çıkar. Geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine karışır. Bir yol başka bir yola açılır; o yol başka bir ihtimale. Her seçim yeni bir evren yaratır. Bugün internette bir bağlantıya tıkladığınızda açılan yeni sekmeleri düşünün. Her sekme başka bir pencereye, o pencere başka bir dünyaya açılır. Borges bunu internetten onlarca yıl önce hayal etmiş. Yolları Çatallanan Bahçe aslında bir tür hipermetin deneyimidir. Hikâyedeki yollar, gerçekte zamanın dallanıp budaklanan ihtimalleridir. Çok ileri görüşlü bir yazar. Bu yüzden Borges'i okurken bazen bilim kurgu okursunuz, bazen felsefe. Bir sayfada Doğu mistisizmine rastlarsınız, diğerinde İslam, Hristiyanlık ya da Yahudi düşüncesine. Rüyalar, aynalar, sonsuzluk, kader, zaman... Ne ararsanız vardır. Borges'in zihni o kadar doludur ki bazen kelimeler yetersiz kalır. K.Sayfa 139: "Borges'e en büyük keyfi veren şey, zihinle, rüyalarla, uzam ve zamanla böyle oynamaktır işte. Oyun ne kadar karmaşıklaşırsa, o kadar çok keyif alır. Sırası gelince rüyayı görenin de rüyası görülebilir. 'Zihin rüya görüyordu; gördüğü rüya Dünya'ydı.'" İşte bu yüzden Borges'e yol sormayın. Çünkü onun evreninde yollar mekâna değil, zamana çıkar. Haritalarla değil, ihtimallerle çizilir. Ve bir kez o labirente girdiniz mi, kaybolmak kaçınılmazdır. Belki de Borges'in istediği tam olarak budur: Yolunuzu bulmanız değil, kaybolmanız. Borges'in bu kısa kitapta bir çok öyküsü var. Fakat bir diğer dikkate değer
Edebiyat
Yolları Çatallanan BahçeJorge Luis Borges · İletişim Yayınları · 1995240 okunma
Tlön, Uqbar, Orbis Tertius
Puan vermedi·176 syf.··
2026 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 00:00
Jorge Luis Borges, bu öyküde, zaman kavramının algılanışını düzenleyerek bir toplulukça aslında olmayan bir ülke (Uqbar) kurgulanması ve bu ülkenin izlerini ansiklopedilere taşınması sonucu bu yerleri bulmak için çeşitli yollar arayan insanların gerçeklik-kurgu arasındaki sınırsızlığı konu edinmiştir. Bir üstkurgu yaratımıdır. Öykü başlığındaki Orbis Tertius ise Tlön’ü yaratıp dünyamıza getiren ve kim oldukları bilinmeyen kişiler topluluğunun ismidir. Bu metni iyice anlamak için birbirine bağlı birkaç düşünürden bahsetmek yararlı olacaktır. ‘Algı tek gerçekliktir’ yaklaşımını öne süren Berkeley’e yapılan vurgudan önce John Locke’dan bahsetmek gerekir. John Locke’ a göre zihin tüm bilgi ve sağduyu malzemelerini ‘deneyimler’ aracılığıyla edinir. Tüm bilgiler deneyimlerden türeyerek meydana gelmiştir. Ve ‘bilgi sonunda kendi kendisinden türer’ der, Locke. Deneyimi ise Birincil ve ikincil niteliklerine göre ayırır. Birincil Nitelikler: Biz algılayalım ya da algılamayalım nesnenin kendiliğinden verdiği niteliklerdir. Örneğin bir binanın şekli ve boyu. İkincil Nitelikler: Bunlar nesnenin aslında yoktur. Tecrübe eden kişiye bağlıdır. Renk, tat, koku, sıcaklık, ses gibi ikincil özellikler nesneyi algılayan kişinin algısında vardır. Berkeley ise tüm bilgilerin deneyimler sonucu kazanıldığı konusunda Locke ile aynı fikirdeydi. Fakat birincil niteliklerin var olmadığını iddia ediyordu. Var olanlar sadece ikincil niteliklerdi. Tüm Bilgiler bireyin algısının ve tecrübelerinin bir fonksiyonudur, diyerek materyalizmden sıyrılmıştır. Nesnelerde belli derece bağımsızlık, uygunluk, süreklilik kabul etmiş. Bunu da Tanrı’nın istemesiyle açıklamıştır. Tanrı evrendeki nesnelerin bir tür devamlı algılayıcısıdır. ‘Tanrı sürekli algılayandır.’ Görüşlerini benimsemiştir. Borges, Berkeley’in
FiccionesJorge Luis Borges · Can Yayınları · 2024571 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Gelme Ey Sürur
Puan vermedi·80 syf.··
2025 93. kitabı
Byung-Chul Han, Güney Kore'de doğmuş, Almanya'da felsefe eğitimi almış kültür üzerine yoğunlaşarak eserler veren bir kuramcıdır. Açık konuşmak gerekirse, bu eser oldukça sloganik ve okuyanı ne okuduğuyla alakalı gaza getirmeye çok uygun bir tarzda inşaa edilmiştir. (Burada tamamen kitabın yazılışındaki yola çıkışı tarif etmeye çalışıyorum; kitabın ne demek istediğinden bağımsız olarak.) Bunun sonucunda da ortaya çıkan eser şunu vaad etmektedir: Benden herhangi bir cümleyi cımbızlanıp bir yerde paylaştığında oldukça "like" alırsın! Hatta kitap bu noktada insanı şevklendiriyor, gaza getiriyor ve tahrik ediyor. Peki, kalabalıklarla da iletişime geçme kudretine sahip Byung-Chul Han'ın gerçek etki alanının çapı neden bu kadar küçük gözüküyor bu afsunlaşmış dünyaya karşı; birileri de bunu düşünmeli sanırım. Tabi burada afsunlanmak yerine uyuşturulmuş diyeceğiz usule uygun olarak. Kitabın muhtevasına gelecek olur isek, aslında Han bir neo-liberalizm eleştirisi yapıyor. Peki, bu eser özelinde temel eleştiri noktası nedir? "Acıya karşı uygulanan anestezidir.". Han bu konudaki alegorisini kurarken çok güzel kelime seçimi yapıyor. Palyatif tıp kavramından, palyatif'i tek bırakıyor ve bunu toplum için kullanmaya başlıyor. Palyatif tıp zahiren ölüme çok yaklaşmış insanların acılarını olabildiğince azaltmak adına anestezi ve ağrı kesiciler ile sakinleştirilip, duyarsızlaştırılıp hayatlarını mutluluk üzerine sonlandırmalarını sağlamaya çalışmaktır. Han diyor ki; buna benzer bir yaklaşım artık toplum ve bireylerin üzerinde de vardır. Hatta insan organizasyonunun her bir noktasında da bu geçerlidir. İlk örneği siyasettir mesela; siyaset hiç bir zaman için gerçek bir çözüm için acı ilacı içmeyi istemez artık; bunun yerine risksiz, hiç bir şey söylemeyen ortada bir yolu tercih
Felsefe
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,349 okunma
Olasılıklar bazen bitirmez hikayeyi.
7/10
·146 syf.··
2025 41. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2025 20:50
Her hikaye farklı tarzdaydı yine de ister istemez insanın okuyası geliyordu ancak aralarında yalnızca üçünü gerçekten büyük bir hevesle okudum. Yolları çatallanan bahçe, Zahir ve Tlön. Bazı bölümler için aldığım notlar; Yolları çatallanan bahçe bölümü: Sondaki cinayet, iki adam arasındaki iletişimi bozan, savaşın soğuk mantığını vurgulayan acımasız ve alaycı bir eylem gibi görünüyordu.Bir savaş belgesi olarak başlar, tarihsel bir anlatıya, oradan felsefi bir diyaloğa ve son olarak da bir haber raporuna dönüşür. Kendi içinde birden fazla tür içerir ve adının hakkını verir. O bahçede verilen korkunç karardan çok hikayenin kalıcı etkisi olasılıkları fark etmemizi sağlanmasıdır ve buna rağmen baştaki amacına ailesinin mirasını gerçekten anlayan tek adamı yok ederek ulaşmaıyla gerçekliği tokat gibi çarpmasıydı. Zahir, Borges için “gözden kaybolmayan, zihni tek noktaya çivileyen nesne.” Tek gerçeğe saplanma. Tek yorum, tek kavram, tek hakikat arayışı. Zahir seni özgürleştirmez; seni büyü gibi tek bir hikâyenin mahkûmu yapar. Şimdi “Yolları Çatallanan Bahçe”ye dönün: orada her an yeni yola ayrılır. Sonsuz ihtimaller, gerçeklik dalları, paralel zamanlar. Bir anlamda “özgürlük”. Zahir: tek yol. Çatallanan bahçe: milyon yol. Bu iki fikir çarpıştığında güzel bir elektrik çıkıyor. Zahir, Borges’te zihnin aşırı odaklanmasıdır; Çatallanan Bahçe ise zihnin sonsuz genişliği. Birinde bilgi kıstırılmıştır; diğerinde bilgi çoğalır. İkisi de insan zihninin aşırılıklarının alegorisi: —Her şeyi görmek isteyen zihin (bahçe) —Sadece tek şeyi gören zihin (Zahir) Takıntı ile olasılık arasındaki gerilim. Her iki fikri oldukça başarılı resmetti . Ölümsüzlük bölümü: En çok arzulananın laneti üzerineydi, karakterin yapısı hikaye örgüsüyle beklenmedik şekilde uyuşuyordu. İnsanı huzursuz etmeyi
Edebiyat
Yolları Çatallanan BahçeJorge Luis Borges · İletişim Yayınları · 1995240 okunma
9/10
·176 syf.··
2025 4. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2025 21:57
Evet! Beni şok eden bir yazar ile karşı karşıyayım. Jorge Luis Borges; Arjantinli yazar, şair ve denemeci. 20. yüzyıl dünya edebiyatının en önemli figürlerinden biri olarak görülüyor. Eserlerinde gerçeklik, sonsuzluk, zaman, bilinç ve labirent gibi felsefi temaları işliyor. Namını çok duyduğumdan, biraz araştırma yapıp Ficciones adlı bu kitabını seçtim. Ondan okuduğum ilk kitap olarak bu kitabı seçmiş olmak çok güzel bir deneyimdi. Okurken birçok kere anlamadığım, tekrar okuduğum cümleler oldu. Bana kalırsa Borges, kesinlikle edebiyat tarihinin en zeki yazarlarından; ve de hem entelektüel hem de genel anlamda çok kültürlü biri. Tabii ki bu kitapta beğenmediğim öyküleri de oldu, ama buna karşın bazı öyküleri ise aklımı başımdan aldı. Özellikle ‘Tlön, Uqbar, Orbis Tertius — Dairesel Harabeler — Babil Piyangosu — Babil Kütüphanesi ve Kılıcın Biçimi benim dönüp tekrar tekrar okuyacağım hikayelerinden. Genel olarak yazarın zekasına hayran kaldığım için bu kitaba —düşük verdiğim hikayeleri hiç yoklarmış gibi geçerek— 9 puan veriyorum. Başka kitaplarında görüşmek üzere. Herkese de tavsiyemdir, emin olun pişman olmayacaksınız. (Bu arada hiç roman yazmamış. Daha kısa bir şekilde ifade edebileceği fikirleri uzatmayı saçma buluyormuş. )
FiccionesJorge Luis Borges · Can Yayınları · 2024571 okunma
10/10
·203 syf.··
2021 52. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 09 Temmuz 2021 22:52
Borges'i okumak onun da inandığı düşlerin önüne çekilmek gibidir. O Ficciones'de öncelikle Menard karakterini yaratırken gerçekten de Don Quixote'yi onun dünyasında Cervantes’ten başkasının da yazabileceğine inanmıştır. Don Quixote'yi Wall Street’e oturtmaktan hiç çekinmemiştir. Kendi tabularına, politik görüşüne, felsefesine tamamen zıt karakterler yaratmıştır. Menard'a Don Quixote'yi yazdırırken aslında tüm yaratımın kendisinin elinde olduğunun bilincinde değil gibidir. Hep arkasıyla konuşur gibi bir hali vardır. Önünü döndüğünde gördükleri ve arkasında görmek istedikleri birbiriyle uyuşmaz, o iki tarafı da izlemek ister. Arkamı da görebilseydim, politik görüşüm sağ olsaydı, soldan nefret etmeseydim, anakronizmayı benimseseydim, arkamı görebilseydim… Zıtlıkları hayal eder. Zihnindeki cümleleri hep ''Şayet'' ile başlar. Şayet Berkeley veya Hume'un idealist dünyasına sahip olsaydık diyerek Tlön, Uqbar, Orbis Tertius'u yaratır. Tlön'de hayatı ''Esse est percipi!'' diyerek başlatır ve Berkeley'in dünyasında olduğu gibi Tanrı tarafından belirlenen bir düşünceler dili oluşturur. Bu dil içerisinde fiillere yer verilmez, Borges’in ütopyasında cümleler yalnızca isimler ve sıfatlarla kurulur. ''Ay nehrin üzerinde yükseldi.'' gibi bir cümle Orbis Tertius dilinde ''Durmazakanın arkasından yukarıya doğru ayladı.'' şeklindedir. Tlön'ün sakinlerinin de herhangi isimleri yoktur. Çünkü onların ne eyleme ne de varlıklarını kanıtlayacak isimlere ihtiyacı vardır. Tlönlülerin bu sebeple fiili bir zaman algıları yoktur. Orada yalnızca birbirinden bağımsız, bir dizgeselliğe oturtulmamış anlar vardır. Gerçeklik duygusu pes etmiştir, tüm dünya bir gün Tlön olacaktır. Tlön bir düş müdür, geciktirilmiş bir gerçeklik mi? Veya o da yalnızca döngüsel bir yıkıntıdır. Tlönlülerin bedenleri de düş
FiccionesJorge Luis Borges · İletişim Yayınevi · 2013571 okunma