Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
Farz,Vacib,Sünnet
İslâm hukukunda deliller, sübût ve delâletinin kat'î ve zannî oluşuna göre dörde ayrılır: 1-Sübūtu ve delâleti kat'î olanlar. Açık anlaşılan âyetler ve tevâtürle, yani her nesilde yalan üzerinde birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun söz birliğiyle bildirdiği, açıkça anlaşılan hadîsler böyledir. 2- Sübūtu kat'î olup, delâleti zannî olanlar. Açıkça anlaşılamayan âyetler böyledir. 3- Sübūtu zannı, delâleti kat'î olanlar. Bir sahâbînin bildirdiği açık hadîsler böyledir. 4- Sübūtu da, delâleti de zannî olanlar. Bir sahâbînin bildirdiği ve açık olmayan hadîsler böyledir. Bunlardan birincisi farz ile haramları; ikinci ve üçüncüsü vacib ile tahrîmî mekruhu; dördüncüsü ise sünnet, müstehab ve tenzîhî mekruhu bildirir.
Sayfa 174·Kitabı okudu
Din İslam
"Size şâhidlerin en hayırlısını haber vereyim mi? O, kendisinden talep edilmezden önce şahâdet etmeye gelendir" hadîsi ile "Daha sonra öyle bir cemiyet gelir ki, istenmediği halde şâhidlik eder" hadîsleri arasındaki görünüşte teâruz vardır. Bu, her ikisinin de âmm olması dolayısıyla giderilemeyince; ikincisi hukukullaha (Allah haklarına, yani hadd cezalarına), birincisi ise hukuk-u ıbâda (kul haklarına) hamledilmiştir. Kul hakkına dair dâvâlarda şahidlik yapmak dinî ve hukukî vecibe iken; hadd suçlarında şahidlik yapmamak efdaldir.
Sayfa 170·Kitabı okudu
Din İslam
Delillerin Tearuzu
Deliller arasında teâruz meydana geldiğinde, deliller arasında tercih yapılır. Bu mümkün olmazsa neshe hükmedilir. Bu da mümkün olmazsa cem' ve te'life gidilir; yani deliller biribiriyle uzlaştırılmaya çalışılır. Bazı hukukçulara göre ise, önce deliller cem' ve te'lîf edilmeye çalışılır, bunun yapılamaması hâlinde neshe; sonra da tercihe gidilir. Bu da yapılamıyorsa, tevakkuf edilir. Yani orada durulur, sükût edilir. Nitekim İmam Ebû Hanîfe, on kadar meselede deliller arasında tercih yapamadığı için tevakkuf etmiş; yani sükût eylemiştir.
Sayfa 168·Kitabı okudu
Din İslam
Râbbü'l-âlemîn bunu, böyle bütün kalbini kavramak üzere Ruh-u emîn ile indirdi ki, temamen emniyyet hasıl edip لِتَكُونَ مِنَ المُنْذِرِينَ O münzirlerden olasın. Yâni inzar ile risaletleri meşhur olan bâlâdaki Peygamberler gibi Resul-i emin olup inzar edesin. بلسان عربى مبين Mübin yâni anlattığını açık ve güzel bir ifade ile anlatır bir Arabî lisan ile. Arabca hadd-i zatında her mânâyı iyi anlatabilen bir lisan olmakla beraber Kur'ân, onu en yüksek bir nekahat ve vuzuh ile parlatmıştır. Binaenaleyh yukarıki kıssalarla edilen inzarların mânâsını anlamamakta Arablar'ın hiç bir özrü yoktur. وأنه لفي زير الأولين Bununla beraber O, şübhesiz evvelkilerin kitablarında da vardır, yani evvelki kitablarda da bu Kur'ân'ın zikri geçmiştir. Böyle olduğunu inkâr ediyorlarsa أَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ آيَةً أَنْ يَعْلَمَهُ عَلَمَنُوا بَنِي‎ ‎‫ اسرائيل Beni İsraîl ulemasının O'nu bilmesi bile, O'nu inkâr edenlere bir‬‎ delîl değil midir? Beni İsraîl ulemasından bir kısmı Tevrat ve İncil'de Aleyhissalâtü vesselâm'ın sıfat ve na'ti zikrolunduğunu söylüyorlardı. Kureyş de, gidip onlardan bu haberi öğreniyorlardı. وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَى بَعْض الأعْجَمِينَ Eğer Biz, O'nu Arabca bilmeyenlerin birine indirseydik (böyle bir mu'cize yapsa idik) de فقراء عليْهِمْ onlara O'nu O, okusa idi ki, bu surette okunan Kur'ân hadd-i zatında bir mucize olduğu gibi, okuyuş da başkaca bir mucize olurdu ما كَانُوا به ‫مؤمنين yine ona inanmazlardı. "Acemî değil, pek a'lâ Arabca biliyormuş" derlerdi. İşte bu Kur'ân'ın Allah'dan inme bir mu'cize olduğuna inanmayanlar, böyle inadcı kâfirlerdir. كذلك سلكناه في قلوب المجرمين Biz O'nu mücrimlerin kalblerine böyle sokmuşuzdur. Mânâsını anlarlar, fesahat-ü belâgatinin güzelliğini tanırlar. Gerek nazmı ve gerek mânâsındaki gayb haberleri i'tibariyle i'cazını ve
Sayfa 140 - 26/193-201 6.cild·Kitabı okudu
Din İslam
İlham(Fer'i Delil)
Kalbe feyz yoluyla, yani kesbî olmayarak gelen mânâlardır. Sünühât da denir. Peygamberlere gelen ilham, ya vahydir veya sünnet olarak tezahür eder. Bunun dışında kalan ilhamlar, yani evliyâ denilen kimselere gelen ilhamlar, başkası için hüccet olmaz. Bunlardan şer'î esaslara aykırı olmayanları, sadece ilham sahibi için delildir. Bu hususun tesbiti de bir ictihad sayılır. İlham çoğu zaman zayıf kıyasların, zayıf istishabların, hatta zayıf hadîslerin çoğundan daha kuvvetli görülmüştür. Nitekim "Ey iman edenler! Eğer Allah'an korkarsanız, O size iyi ile kötüyü ayırd edecek bir ma'rifet ve nur verir" meâlindeki âyet (Enfâl: 29) ve "Mü'minin firâsetinden sakının, çünki o Allah'ın nuruyla bakar" hadīsi ilhamın meşruluğuna delâlet edebilir. İlham da şahâdet-i vicdanda olduğu gibi zâhirî bir delil bulunmadığı zaman hukukî bir kıymet taşır.
Sayfa 164·Kitabı okudu
Din İslam