Özgür bir insanın kahramanları olamaz, çünkü kahraman statükoyu simgeler. Taklit edilmesi gereken bir modeli simgeler. Kahraman yaratma özlemi, hepimizin içindeki totaliter eylemi güçlü bir kişiye gönüllü olarak boyuneğme ihtiyacını gösterir. Kahramana duyduğumuz gereksinim, kendi içimizdeki güvensizlikten doğar. İster muhalefette, ister iktidarda, ister balığa çıkmış ister işte olalım; hepimiz bir başkasından(saygı duyulan bir meslektaşımızdan tutunda kendisini de bir tür kahraman olan Tanrı’ya kadar) neye, nasıl ve ne zaman yapmamız gerektiğini ilişkin bir işaret bekleriz.
Amerikalı bir sosyalist lider, bir işçi kongresinde bir gün, “ben size sosyalizmin kaplarından içeri sokabilirim, ama bir başkası, size aynı kolaylıkla dışarı çıkarabilir.” demişti. Kahramanlar, bizi sakatlayarak yönetirler. Totaliter bir toplum kahramansız olamaz. Özgür bir toplum ise kahramanlarla var olamaz.
Totaliter bir devlet, aslına bakılırsa bir teokrasidir ve yönetici kademesi, konumunu korumak adına yanılmaz görünmek zorundadır. Ancak gerçekte kimse yanılmaz olamayacağından, şu ya da bu hatanın yapılmamış olduğunu veya şu ya da bu hayali zaferin gerçekten kazanıldığını göstermek adına geçmişteki olayları yeniden düzenlemek sık sık zorunlu hâle gelir.
«Irk üzerine kurulu Nazizm, bu ütopyanın tek acı olayı değildi. 20. yüzyılın büyük bir bölümünde komünizm de Nazizm'le yarış halinde. 1917 yılında Lenin ve Bolşevikler, Marksist oldukları iddiasıyla Rusya'da iktidarı ele geçiriyor. Stalin, Marksizm ve 'Leninizm' adı altında sosyalizm oluşturmaya çalışan totaliter bir rejim inşa ediyor. Bu da bir başka totalitarizm. Stalin de kapitalizmden miras kalan eski dünyayı alaşağı etmek ve yeni insanı yaratmak için ekonomiyi, eğitimi, edebiyatı, fikirleri değiştiriyor. Eski modele göre bencil ve bireyci olan insan yerini yeni, sosyalist, destekleyici, cömert ve coşkulu adama bırakmalı. Tarihin akışı doğrultusunda ilerlemeyenler ortadan kaldırılmalı. Komünist totalitarizm de Nazi totalitarizmi kadar kıyıcı oluyor.»
Bugün yeryüzünde yaşamla barış içinde olmadığımız gerçeğinin bilincine varmadıkça, yeryüzünde barış ve huzura kavuşabilmemiz olanaksız. Dünyadaki tüm öteki türlere karşı totaliter bir egemenlik ve yıkım savaşına girişmiş durumdayız. Nefes aldığımızın ne denli bilincindeysek, totaliterliğimizin de o kadar bilincindeyiz işte.
Delilik, günümüzün gelişen totaliter devletinin bir parçası. Neyin delilik sayılacağını, devlet tarafından tedavi ruhsatı verilen resmi şifacılar, psikiyatristler belirliyor. Deliler, deliliklerinin özgürlüğünü yitiriyor.