Basmacıların, Osmanlı saray geleneğinde Ramazan'ın on beşinde yapılan Hırka-i Şerif ziyaretini müteakiben ziyaretçilere bizzat padişah ta rafından dağıtılan, bir nevi mendil olan destimalin12 hazırlanması işi ni üstlendikleri de tahmin edilmektedir. Farsça el silecek bez, elbezi, gibi anlamlara gelen destimal üzerindeki farklı türdeki yazılar kalıpla basılırdı.
Halen Topkapı Sarayı Müzesi'nde bu şekilde basılı destimal olarak isim lendirilen mendiller ve bu tür mendillerin basımında kullanılan kalıplar bulunmaktadır.1ı Türk Dil Kurumu'nun hazırladığı sözlükte, yumuşak ve renkli sah tiyandan yapılmış yarım konçlu lapçın, kısa çizme anlamlarına gelen edik üretimi için hassa terzileri bünyesinde edikyan alt grubu oluşturulmuştur.
Bu grubun şalvarların ayak kısmına gelen ve deriden hazırlanan kısmı ile ilgilenen grup olduğu tahmin edilmektedir. Edikçiler Topkapı Sarayı hükümdar kıyafet koleksiyonunda TSM 13/12, 13/397 örneklerinde olduğu gibi, mest şeklinde ince deriden hazırlanıp şalvarın alt kısmına dikilmiştir.
Şalvara benzer kıyafet olan çakşırlara da zaman zaman mest olarak edik dikilmiştir. '4 Ayağa gelen bu kısmın deriden yapılmasının amacı dayanıklılığını artırmaya yönelik olabileceği gibi, dini amaçlı da olabilir. 16yüzyı lın başında talebeleri ile sayısı 50-55 civarında olan edikyan alt grubunun çalışan sayısı daha sonraki dönemlerde azalmış, l63o'da l5'e, l645'de 6'ya, l67o'de 2 kişiye düşmüştür. 1686 tarihli defter ve sonrasında ise edikyan alt grubu tamamen kaldırılmıştır.
Toplum dediğin tam olarak neydi? İnsanın çoğulu mu? Toplum denen şey tsm olarak nerede bulunuyordu? Tüm hayatımı toplumdan korkarak, onu güçlü, ürkütücü ve korkutucu bir şey olarak hayal ederek yaşamıştım. (...) Böylelikle toplum denen şeyin bireyden öte olmadığını düşünmeye başlayıp eskiden olduğundan biraz daha rahat bir şekilde kendi irademle hareket edebilmeye başladım. (...) Toplumun esrarengizliği; okyanus olan toplum değil, bireydir.
Tu dibêjî Ingilîzan gelê te kiriye kole û ew bi xwe ve girêdaye ji ber ku gelê te têra xwe li ber xwe nedaye û bi zor bersiv nedaye bi zorê. Lê rewş tsm berovajî ye. Ger ingilizan gelê Hindistanê kiribin kole, ev ji ber vê ye ku gelê Hindistanê qebûl kiriye û hê jî qebûl dike ku zor rêgeza esasî ya nîzama civakî be.
Hangi millet , hangi insan vardır ki defterinde bir "ciğerdelen " yazılı olmasın . Ben tsm otuz sene hicranını çektim...
......
Ama bil ki, böyle hayıflanmak hatadır ; zira ben hayatımın destanını işte bu Beganoglu Cigerdelenime borçluyum . Taptığım eller ciğerimi demeseydi ben yüksek mertebeye eremezdim, rahatlık içinde gevşeyip gidemezdim.
"... Nizam ül-Mülk aslında her alanda kendisini yenmişti. On yıldır Hasan'dan daha üstün mertebedeydi. Bu yüzden de Hasan 'a onun tsm aksi istikametinde ilerlemekten başka çıkış yolu kalmamıştı. O gülümsüyor, öyleyse ben somurtmalıyım. O affediyor öyleyse ben merhametsiz olmalıyım. O etrafındakilere şefkat dağıtıyor öyleyse ben de korku salmalıyım..."