Osmanlılarda ekonomik zihniyet ne yazık ki yoktur.
Sabri Ülgener'e göre, "ağalık ve efendilik bilinci" nin hâkim olduğu Osmanlı toplumu iktisadi saiklerle yaşamamaktadır ve parayı bir ihtişam aracı olarak gördüğü için yatırımdan çok lüks tüketime yönelmiştir.
Bir başka ağır top Halil İnalcık da benzer bir antikapitalist ruha dikkat çekmiştir. Osmanlı toplumunda zengin olmak takdir edilen bir şey değildir ve bu da kapitalist bir sınıfın oluşması için gerekli olan sermaye birikimini önlemektedir. Mehmet Genç ise Osmanlı Devleti'nin ekonomik politikasını iaşecilik, fiskalizm ve gelenekçilik başlıklarına indirgemektedir; bunların üçü de kapitalizmi baskılamayı yeğleyen, düzeni kaosa, statükoyu inovasyona tercih eden eğilimlerdir.
Son olarak, sıklıkla uygulanan müsadere tarzı uygulamalar da bir tüccar sınıfının ön plana çıkmasını engellemiştir.
Bir taşra şehrinde tanıdığım bir tüccar ailesi vardı. Bu aile spekülatör, Rusların deyimiyle,maradiyor(haydut, ıskatçı) olmuştu. Oğullarından üçünü rüşvet vererek askerlikten kurtarmışlardı.
Franklı ve fötr şapkalı bankerlerin ve tüccarların kurduğu imparatorluklar, altın renkli kıyafetler ve parlak zırhlar giyen kralların ve soyluların kurduğu imparatorlukları yendi. Tüccar imparatorluklar fetihlerini finanse etmekte çok daha başarılılardı; sonuçta kimse vergi ödemek istemezken, herkes yatırım yapmaktan memnundu.
“O an kendimden, bitmeyen tezden, Abdülhak Hamid’le Lüsyen Hanım’dan, bana bu tezi veren ve içinden bir türlü çıkamadığım tahlil metoduyla çalıştıran hocamdan, annemin erken ölümünden, başka biriyle evlenen babamdan, tüccar olup bana yardım eden kardeşimden, yakında nişanlanacak olan Rıza’dan, bana borç para verecek parası olan Nedim’den, bekâra ev vermeyen İstanbullardan, birbirinden bıkmadan yıllarca aynı yastıkta uyuyan karı-kocalardan; kısaca, içinde bulunduğum dünyadan bütün gücümle nefret ettim.”
Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun. Herhangi bir karar alınırken, İzmir'deki ortak tüccar, İstanbul'daki ahbap milyoner değil, bu kararların altında beli bükülen, çoluk çocuk inleyen yığınlar göz önünde tutulsun.
Biz istiyoruz ki, bu topraklar üzerindeki insanlar, kafalarında taşıdıkları fikirlerden dolayı değil, bu yurdun ve bu halkın yararına yahut zararına yaptıkları işlerden hesap versinler. Bu iş incelenirken, koltuğuna ısınmış beş on hazır yiyicinin menfaati, keyfi değil, milletin hayrı düşünülsün. Ve insanları sahiden insan eden o en büyük nimet: Hürriyet, riyakâr ağızlarda "adam avlama yemi" olarak kullanılmasın.
Sayfa 151 - Markopaşa (10), Şubat 1947·Kitabı okudu
Nedir Güney Afrika? 2.530.300 Beyazın 13.000.000 Siyahı sopa wruyla tıktığı bir kazan. Güney Afrikaöa eğer yoksul Beyazlar Zencilerden nefret ediyorlarsa, bunun nedeni hiç de Bay Mannoni'nin bizi inandırmaya çalıştığı gibi "ırkçılığın, çok çalışıp çırpındıkları halde fazla başarı kaydedemeyen küçük tüccar ve memurların ürünü olması" değildir. Tersine, bunun nedeni Güney Afrika'nın düpedüz ırkçı bir yapılanma içinde olmasıdır ...