Şeyda

Şeyda
@turkmenseyda
"Ağaçta duran kuş dalın kırılmasından korkmaz. Çünkü onun güveni dala değil, kendi kanatlarınadır." Diğer insanların yardımı hayatta bir yere gelmende fayda sağlayabilir, hatta o yardım olmazsa zor ilerlersin. Ama ilerlemenin asıl enerjisi sen ve senin yeteneklerin olmalı. Yoksa bir noktada insanlar sana verdikleri desteği birden çekerse alaşağı olabilirsin. Dayanak noktan kendin olursan bunun sana vereceği huzur ve özgüven bambaşka olacaktır.
Sayfa 66
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Demek benim dervişler için söylediğim mısralar dağdaki çobana kadar ulaşmıştı. Birden sorumluluğumun büyüdüğünü hissettim. Omzuma bir emanet verilmişti ve bu emanete hıyanet etmediğim sürece hakkımda nimet ve rahmet olacaktı. Ben bunları düşünürken çoban bu sefer yanık bir türkü gibi okudu. Üstelik gözümün içine bakarak ve sanki sorar gibi: "Dertli ne ağlayıp gezersin burda / Ağlatırsa Mevlâ'm yine güldürür / Nice aşık kondu göçtü buradan / Ağlatırsa Mevlâ'm yine güldürür"
Sayfa 279
Meğer coğrafya, meyve yerine gönül yetiştirmiş, bütün o maddi imkansızlık ve kuraklıklar manevi fidanların yeşermesi içinmiş. Yesevi dervişleri dünyadan bir bir çekilip gitmişlerdi, ama Anadolu'nun öz ve özlü fidanlarından gönül erleri gelmişti. Bozkırda şeriat ve tarikat kıvama ermiş, marifet ve hakikat çağı başlamıştı. Gayret ve hikmet parıldadıkça parıldıyordu. İnsanın omzundaki en ağır yük cahillikti, artık bozkır insanı bunun ayrımına varmıştı.
Sayfa 277
Sitare belli etmeden ağlamıştı. Anlamazlıktan geldim. Sevgilinin gözünden akan bir damla, bir erkek için ya hazinedir, ya da hazineyle tartılır. Çaresizlik yollarınızı bağladıysa o damlayı görseniz de iç acıtır, görmezden gelseniz de... Elim Sitare’nin saçları arasında dolanırken kaç kere parmağımı uzatıp o damlayı silmek istediysem de, her seferinde bundan vazgeçtim, derdimi içime attım. Bilmek, çare olmayı gerektirirdi ve o günlerde benim çarelerim tükenmişti. Ona karşı çaresiz olmaya da tahammül edemezdim. Çünkü o benim her şeyim, mahremde sırdaşım, zor günde ayaktaşım, er meydanında yoldaşımdı. Cengaverliği benden iyi bilir, bilhassa hançeri çok ustaca kullanırdı. Bazen ben mi onu himaye ediyorum, o mu beni koruyor şüpheye düşerdim. O benim emniyetim, güvenim, sadakatim idi.
Sayfa 52
Bir tarla suladığım, bir susuza su yetiştirdiğim yoktu. Başıboşluk, amaçsızlık ve yolunu yitirmişliğin sıkıntısına "derbederlik" deyip geçiyor, içimdeki boşluğa bir teselli bulmaya çalışıyordum. Rüzgâr idim de, ne yandan eseceğimi, ne yana eseceğimi bilemiyordum. İçime doğru, iç dünyama doğru kendimle konuşuyor, kainatı anlamaya çalışıyor, hikmetleri düşünüyordum. Gördüğüm bütün varlıkların ve olup biten değişimlerin yumak yumak karmaşasının ardında kalıcı ve sürekli bir gerçeklik olduğunu düşünmek ve buna inanmak bana güç veriyordu. Bu yüzden idi ki ilden ile dost soruyor, viranelerde, izbelerde yol iz arıyordum. Ne çare, gittigim yerlerde hep acı ve elemle karşılaşıyorum. Son birkaç yıl içinde bozkırda ne çok ölüm olduğunu, ne çok mezar kazıldığını, hayat ve ölüm dengesinin ne çabuk değiştiğini görmemek imkansızdı. İmar adına kazmanın değdiği yerlerin mamure değil de mezar olması, insanların ruhlarında keder yumakları sarıyordu.
Sayfa 109