Denize girme imkanı olanlar için tuzlu su büyük bir nimettir. Vücudu dinlendirir, sakinleştirir. Sağlık ve güzellik kaynağıdır. Denize girdikten sonra tuzlu suyun cildinizde ve saçınız da biraz kurumasını bekleyin. Daha sonra duru suyla yıkayın…
Sayfa 60 - hayykitap yayıncılık
Sağlık tıp
İhtiyaçlar sınırsız değildir, arzular sonsuzdur.
"Hırs" kelimesinin kök anlamı konuyu aydınlatmamıza yardımcı olabilir. Dilimize Arapçadan geçen hırs kelimesi h-r-s'den gelir ve bir şeyi aşırı derecede istemek ve arzulamak demektir. Kelimenin kökeni kendi kanını emerek ölen devenin hikâyesine uza-nır. Çölde günlerce su içmeden yaşama kabiliyetine sahip olan develerin sevdiği bir diken vardır. Bu dikenin adı haresedir. Deve bu dikeni yiyince ağzı kanar. Kendi tuzlu kanı dikenin tadıyla karışınca onu daha büyük bir iştah ve arzuyla yemeye başlar. Yedikçe kan kaybetmeye başlar fakat ağzındaki tattan da vazgeçemez. Yedikçe daha fazla yer ve sonunda kan kaybından ölür. İşte hırs da insanı böyle tüketen ve ölüme götüren kötü bir huydur. İnsanın kendi kanını içerek ölmesi ne korkunç bir sondur.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
   Takvâ, seni hiç kimsenin görmediği zaman bile günah işlemekten kaçınmaktan ibarettir.    Peygamberimiz aleyhisselâm su içtiğinde şöyle derdi:     Bunu tatlı yapan,    rahmetiyle susuzluğumuzu gideren,    günahlarımız yüzünden tuzlu    ve acı yapmayan Allah’a hamd olsun!    Oysa Peygamberimiz aleyhisselâm günahsızdı, fakat o, alçakgönüllülüğünden dolayı ve bize de bir ders vermek için böyle dedi.    Çünkü 'Sizin günahlarınız yüzünden!' de diyebilirdi.    Allah Resûlü sallallâhü aleyhi ve sellemin hiçbir yemesi ve içmesi yoktur ki onlarla bize edep erkân öğretmemiş olsun!    Bu gereklilik olmasaydı, doğrudan doğruya yer, içer, geçerdi.    İşte o edepten dolayıdır ki ârif su içerken başını eğer ve şöyle diyerek gözyaşları döker:    'Bu, Allah’ın sevgisinin bir delilidir!'    Mâlik ibn Enes (Allah kendisinden razı olsun!) gibi bazı müttakîler, yolda karşılarına çıkacak bazı şeylerden ötürü cami cemaatine katılmazlardı.    Gerçi cemaatle namaz kazançtır, fakat kazanç ancak sermayen varsa olur.
sufi kitap·Kitabı okudu
Din
Sonra benden sana kalan Bir tuzlu su ve incecik boynumun hatırası, kıldan ince.
Sayfa 20·Kitabı okudu
DANTE: AVRUPA'NIN İLK BÜYÜK ŞÂİRİ...
(...) Şimdi biraz daha yakından bakalım Dante’ye… 1300’de 35 yaşında olduğuna göre, 1265’te doğuyor… Daha sonra Makyavelli’nin yetişeceği ve Leonardo da Vinci, Michelangelo gibi devleriyle Rönesans’ın demleneceği Floransa’da… Asıl adı Durante Alighieri; ama Mehmed’e “Memo” der gibi, “Dante” olarak yuvarlamış şair bunu, bu isimle meşhur olacak… Tarihçiler, Roma’nın yıkıntılarından sonraki fetret devrinin sona erip Avrupa’nın gerçek tarihinin başlamasında, Milâdî 11’nci asrı çent tarihi kabul ederler; Haçlı Seferleri’nin başlangıcını… Fakat eski yumurtanın kabuğunu çatlatıp yeni civcivin gagasını göstermesi için birkaç asır daha gerekecek ve özellikle Avrupa’nın ilk büyük şairinin zuhuru beklenecektir. İşte Dante, derebeylik düzeninin dağılıp senyörlüklerin, cumhuriyetlerin, komünlerin oluşmağa başladığı, Kudüs’ün Salahaddin tarafından fethedilip Avrupa’nın Haçlı ruhunun hüsran duvarında parçalandığı, Bizans’ın Anadolu’yu Türklere terkedip Konstantiniyye’nin surları arasında sıkışıp kaldığı, hâsılı baştanbaşa Avrupa için yepyeni bir ruhun arandığı o geçiş devresinde dünyaya gelen o ilk büyük şair, o ilk büyük haberci olacaktır. Ama daha değil! Hele şu Floransa’nın kargaşası bir dinmeye yüz tutsun, belki ondan sonra… O sırada bütün İtalya’da eski Yunan usûlü şehir devletleri vardı ve bunlar bizdeki beylikler gibi sürekli çekişme hâlindeydiler. Ne var ki, hâdiseler bizdeki gibi beylerin iktidar ve nüfûz mücadelesi şeklinde değil, ruhban sınıfı ile asiller sınıfının hâkimiyet kavgası şeklinde cereyan ediyordu. Ruhban sınıfının partisi Guelf’ler ile asiller sınıfının partisi Ghibellin’ler arasında, bütün İtalyan şehirleri üzerinde bir hâkimiyet kavgası vardı. Dünyaya hükmetme hakkı asillerde mi, yoksa rahiblerde mi meselesi, yâni laic ve cleric çatışması ve bu
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 8, Ekim 1997) DANTE'NİN YOLCULUĞU -I-, (31 Ekim 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.)
Akademya Yazıları
Her derde deva olduğunu bildiğim bir şey var:tuzlu su... hangi formda olursa olsun. Ter, gözyaşı, deniz suyu. "