• 🍂Beşinci Mektup 🍂

    Ayrılık diye bir şey yok.
    Bu bizim yalanımız.
    Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
    Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?

    Güneş çoktan doğdu.
    Uyanmış olmalısın.
    Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
    Öyleyse ayrılmadık.
    Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

    Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
    Önce beklemekten.
    Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
    İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

    Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
    Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
    Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
    Kanunlara saygı göstermesini,
    İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

    Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
    Ya o? Ya o?
    İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
    Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
    Saadet bekliyor yaşamaktan.

    Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
    Aradıklarının çoğunu bulamamış,
    Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
    Göçüp gidiyor bu dünyadan.

    İşte yaşamak maceramız bu.
    Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
    Ve yaşayıp beklerken ölmek!

    Özleme bir diyeceğim yok.
    O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
    O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
    O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

    İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
    Yaşantımız özlemlerle güzel.
    Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
    Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
    Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.

    Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
    Seni özlediğim içindir.
    Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
    Seni özlediğim içindir.
    Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
    Yine seni özlediğim içindir.

    Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki
  • "Ayrılık diye bir şey yok.
    Bu bizim yalanımız.
    Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
    Şimdi nerdesin, ne yapıyorsun?
    Güneş çoktan doğdu. Uyanmış olmalısın.
    Saçlarını tararken beni hatırladın , değil mi?
    Öyleyse ayrılmadık. Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz .
    Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
    Önce beklemekten. Ömür boyunca
    ya bekliyor, ya bekletiyor insan ikisi de kötü,
    ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.
    Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra
    yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
    Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
    kanunlara saygı göstermesini, insanları sevmesini,
    aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.
    Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
    Ya o? Ya o? İnsanlardan dostluk bekliyor,
    sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir
    parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan.
    Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
    Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin
    çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor
    bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız bu.
    Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve
    yaşayıp beklerken ölmek !
    Özleme bir diyeceğim yok. O, kömür kırıntıları
    arasında parlayan bir cam parçası.
    O, nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
    O, tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
    İnsanlığımız, özleyişlerimizle alımlı,
    yaşantımız özlemlerle güzel.
    Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
    Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
    Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin anlatılmaz .
    Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
    seni özlediğim içindir.
    Beklemenin korkunç zehiri öldürmüyorsa beni;
    seni özlediğim içindir.
    Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
    yine seni özlediğim içindir.
    Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki."
  • Anlatması imkansız bir parıltı vardı gözlerinde ancak o gözlerde akıllı bir merak, sıradışı bir tepki, hayvansı içgüdülerinden sıyrılmaya çalışan atalarına ait puslu anıları ve belki de... Belli belirsiz umut kırıntıları gördüğünü sandım. Bu umudu kendim de, farkında olmadan uzun süre taşıdığına eminim. Beni bu telaşlı coşkuya sürükleyen o değil miydi? Ben Ulysse Mérou, kaderin bu gezegene, insanları yeniden hayata döndürmesi için yolladığı bir aracı değil miydim?
  • 160 syf.
    ·2 günde·8/10 puan
    Çamur Çocuk, tamamen gerçek olaylardan esinlenerek yazılan bir kitap olmasının yanı sıra mülteci kamplarında yaşamak zorunda kalan çocukların zorlu yaşamından bir kesit sunuyor bizlere.

    Burada çocukların adı yok. Burada çocukların kimliği yok. Farklı ülkelerden gelip farklı diller konuşan, farklı yaşlarda ve farklı renklerde çocuklardan oluşan bir kamp var yalnızca. AVM lerde, oyun parklarında, havuzlu lüks sitelerde yaşayan çocuklar yok burada. Burada çamurun içinde yuvarlanarak, şansı yaver giderse bulduğu bir cips paketinin dibindeki kırıntıları yiyerek, bir avuç böğürtlenle karnını doyuran annesiz, babasız, isimleri birer harften ibaret olan çocuklar var. Çocuk olmanın ne demek olduğunu anlayamadan büyümek zorunda kalan çocuklar...

    Steve Tasane, Çamur Çocuk isimli bu kitabında umut, vicdan ve sevgi taşıyan tüm yüreklere seslenerek bizleri mülteci çocukların dünyasında kısa ama etkisi yıllarca sürecek bir yolculuğa çıkarıyor.