Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/CosJD6mtT22
Ne zaman bir bilimkurgu kitabı okusam bulunduğum dünyanın gerçekliğinden biraz olsun kaçıp farklı dünyaların ihtimalleriyle kafamı dağıtabiliyorum. Bu bana çok iyi geliyor.
Daha önceden Ursula K. Le Guin'in iki kitabını okumuştum. Bunlar Yerdeniz Büyücüsü ve Dünyaya Orman Denir adlı kitaplardı. Bu kitapları okuduğum için yazarın değişen karakterlere, değişimin kendisine, insanın doğayla olan etkileşimine ve toplumdaki erkek ile kadının statülerine önem verdiğini biliyordum. Bu yüzden bir yazarın başka kitaplarını okuyarak o yazarı yorumlamak her zaman için faydalı bir yoldur.
Ursula K. Le Guin bu kitabında Anarres ve Urras adında iki gezegenden bahsetse de bu gezegenlerin anarşizm ile kapitalizmi temsil ettiği aşikar. Yani devlet ya da başka herhangi bir kurum tarafından yönetilmek istemeyen anarşistlerin oluşturduğu Anarres ile endüstrileşmiş, bildiğimiz kurumlar tarafından yönetilen kapitalist Urras.
Bu karşılaştırmayı gördüğümde aklıma ilk olarak Yuval Noah Harari'nin Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens kitabındaki bir alıntısı geldi:
"Etrafımızdaki hapishane duvarlarını yıkıp özgürlüğe koştuğumuzda aslında daha büyük bir hapishanenin geniş bahçesine doğru koşuyoruz." [s. 128]
Bugüne kadar karşılaştığım en muhteşem alıntılardan biri bu kendi adıma. Herhangi bir şeye tepki verip özgürlüğe kavuştuğumuzu düşündüğümüzde gerçekten de özgür oluyor muyuz? Yoksa o, daha büyük bir hapishanenin geniş bahçesinde sahip olunan sanal bir özgürlük mü? İşte bana böyle şeyler sorgulatan kitapları çok seviyorum.
Sahip olduğumuz şeyleri mutlaka sorgulamamız gerekiyor. Anarres'teki gibi tamamen özgür olup hiçbir şeye sahip olmamak mı istiyoruz yoksa Urras'taki gibi yalnız, tek başına, sahip olduğu yığınla
Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/CosJD6mtT22
Ne zaman bir bilimkurgu kitabı okusam bulunduğum dünyanın gerçekliğinden biraz olsun kaçıp farklı dünyaların ihtimalleriyle kafamı dağıtabiliyorum. Bu bana çok iyi geliyor.
Daha önceden Ursula K. Le Guin'in iki kitabını okumuştum. Bunlar Yerdeniz Büyücüsü ve Dünyaya Orman Denir adlı kitaplardı. Bu kitapları okuduğum için yazarın değişen karakterlere, değişimin kendisine, insanın doğayla olan etkileşimine ve toplumdaki erkek ile kadının statülerine önem verdiğini biliyordum. Bu yüzden bir yazarın başka kitaplarını okuyarak o yazarı yorumlamak her zaman için faydalı bir yoldur.
Ursula K. Le Guin bu kitabında Anarres ve Urras adında iki gezegenden bahsetse de bu gezegenlerin anarşizm ile kapitalizmi temsil ettiği aşikar. Yani devlet ya da başka herhangi bir kurum tarafından yönetilmek istemeyen anarşistlerin oluşturduğu Anarres ile endüstrileşmiş, bildiğimiz kurumlar tarafından yönetilen kapitalist Urras.
Bu karşılaştırmayı gördüğümde aklıma ilk olarak Yuval Noah Harari'nin Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens kitabındaki bir alıntısı geldi:
"Etrafımızdaki hapishane duvarlarını yıkıp özgürlüğe koştuğumuzda aslında daha büyük bir hapishanenin geniş bahçesine doğru koşuyoruz." [s. 128]
Bugüne kadar karşılaştığım en muhteşem alıntılardan biri bu kendi adıma. Herhangi bir şeye tepki verip özgürlüğe kavuştuğumuzu düşündüğümüzde gerçekten de özgür oluyor muyuz? Yoksa o, daha büyük bir hapishanenin geniş bahçesinde sahip olunan sanal bir özgürlük mü? İşte bana böyle şeyler sorgulatan kitapları çok seviyorum.
Sahip olduğumuz şeyleri mutlaka sorgulamamız gerekiyor. Anarres'teki gibi tamamen özgür olup hiçbir şeye sahip olmamak mı istiyoruz yoksa Urras'taki gibi yalnız, tek başına, sahip olduğu yığınla
Kitaplarla, resimlerle, güzel şeylerle dolu olan, insanların alçak sesle konuştukları, kendilerinin ve düşüncelerinin temiz olduğu bir havayı solumak istiyorum.