Yaşamak hep bu kadar usanç verici miydi? Cevabını bilmediğim soruların haddi hesabı yok. Bizler yani insanlar ne kadar az şey biliyoruz ve ne kadar da çok şey bildiğimizi zannediyoruz değil mi? Hissettiğim tek gerçek şey: yorgunluk. Bedenimin değil zihnimin yorgunluğu bu. Ne önemi var? Ölmeye cesaretin yoksa yaşamaya devam edeceksin.
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🇸🇦 Bütün övgüler, göklerde ve yerde bulunan her şeyin gerçek sahibi olan Allah’a mahsustur. Âhirette de övgülerin tamamı yine O’na aittir. O, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır, her şeyden hakkıyla haberdârdır. 1 O, yere ne giriyor ve oradan ne çıkıyorsa, gökten ne iniyor ve oraya ne yükseliyorsa hepsini bilir. O, pek merhametlidir, çok bağışlayıcıdır. 2 #Tefsir: 📖 📖 Gökleri ve yeri yaratan ve aralarında muhteşem bir nizam var eden Allah’tır. Hepsi O’nun mülkü ve O’nun nimetidir. İnsanların elinde bulunanlar ise gerçek mülk değil, emanettir. Bu sebeple dünyada, göklerde ve yerde bütün hamdler, övgüler, şükürler yalnız Allah’a aittir; O’nun hakkıdır. Bu dünya faslından sonra ebedî âhiret âlemini yaratan ve mü’min kulları için sonsuz nimetleri hazırlayıp ikrâm eden de Allah Teâlâ’dır. Bu sebeple âhirette de övgülerin tamamı O’na aittir. Gerek dünya nimetleri gerek âhiret nimetlerinin, kulun cüzi iradesi ve şahsi kazancıyla ne kadar alakası olursa olsun, esas itibariyle Allah’ın bir ihsanı olduğunda şüphe yoktur. Bundan dolayıdır ki, cennetlikler büyük bir mânevî haz ve iştiyak içinde Allah’a hamd ederek şöyle derler: “Bizi cennete eriştiren Allah’a hamdolsun! Eğer Allah bize doğru yolu göstermeseydi biz kendiliğimizden doğru yolu bulamazdık.” (A‘râf 7/43) “Bize verdiği sözü yerine getiren ve cennette istediğimiz yerde oturmak üzere bizi bu ebediyet yurduna vâris kılan Allah’a hamdolsun! Sâlih ameller işleyenlerin mükâfatı ne güzel!” (Zümer 39/74) “Bizden her türlü üzüntüyü ve endişeyi gideren Allah’a hamdolsun. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayan, her güzel iş ve davranışın karşılığını bol bol verendir. O Rabbimiz ki, lütf u keremiyle bizi bu ebedî kalınacak yurda yerleştirdi. Burada artık bize ne bir yorgunluk dokunacak, ne de orada
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Bıktım, usandım Sebebini bilseydim zaten susardım Sanmak insanı ziyan eder (Seni bu yalan dünyada gerçek sandım)
Gönül, seninle muhabbetten usandım.
📌 *Diyet & Perhizin En Latifi: Risale-i Nur'da Bilmana Mide Sarayında Hikmet Diyeti...* 1. İktisat, nimetlerin mukabilinde manevi bir şükür ve Rahmet-i İlahiyeye karşı bir hürmettir. 2. İsraf ise şükre zıttır ve nimetlere karşı hasaretli bir istihfaftır. 3. İktisat, İlahî rahmete karşı bir hürmet ve kat'î bir surette sebeb-i berekettir. 4. Bedene perhiz gibi bir medar-ı sıhhat olan iktisat, insanı manevî dilencilik zilletinden kurtarır. 5. Fâtır-ı Hakîm, insanın vücudunu mükemmel bir saray ve muntazam bir şehir suretinde yaratmıştır. 6. Ağızdaki kuvve-i zaika, bu vücud sarayının bir kapıcısı hükmündedir. 7. A'sab ve damarlar, kuvve-i zaika ile merkez-i vücud olan mide arasında bir telefon teli gibidir. 8. Mide, cesedin idaresi noktasında bir efendi ve bir hâkim konumundadır. 9. Vücud sarayına gelen hediyenin yüz derece kıymeti varsa, kapıcıya bahşiş olarak ancak beş derecesi verilmeli, fazlası verilmemelidir. 10. Kapıcıya gereğinden fazla bahşiş vermek, onun gururlanıp baştan çıkmasına ve vazifesini unutmasına yol açar. 11. Kapıcı olan dile aşırı lezzet verilirse, o dile fazla bahşiş veren "ihtilâlcileri" mide sarayına sokmaya başlar. 12. Bir lokma peynir ile bir lokma baklava arasında, boğazdan geçtikten sonra cesedi besleme noktasında fark yoktur. 13. Yarım dakikalık bir lezzet farkı için israfa girmek, akıl dışı bir harekettir. 14. Kapıcıyı baştan çıkarmak, midenin nizamını bozar ve vücutta manevi bir yangın çıkarır.
• Gönlüne değmeyen her kalabalık, seni kendi tenhalığında boğar; aradığın o "tek" bakış olmadıkça, gördüğün her yüz bir yabancılaşma sebebidir. • Sözünü tartmayanlara anlattığın her dert, sırtına binen yeni bir yüktür; dermanı yanlış kapıda aradıkça, yol seni bitirir ama sen yolu bitiremezsin. • İçindeki sızıyı dindirmeyen her teselli, aslında yarana sürülen bir tuzdur; seni eksikliğinle kabul eden bir ruh bulmadıkça, tam sandığın her bağ seni biraz daha yarım bırakır. • Kadir kıymet bilmeyen ellere bıraktığın her umut, gün gelir usanç olarak geri döner; kalbine ayna olmayana baktığın her an, kendi aksini biraz daha kaybedersin. • Derdi paylaşacak bir "can" olmayınca, aldığın her nefes göğsünde düğümlenir; seni sükutundan tanıyanı bulmadıkça, kurduğun her cümle bir gürültüden ibarettir. ✍️ Murat
1000Kitap