Bu Böyledir
Puan vermedi·90 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
Geleneksel ve modern yaşam arasındaki çekişmeler ile insanın hayattaki varoluş amacını ustaca lunapark metaforu üzerinden anlatmış. Türkiye de ki toplumsal değişim ile kültür yozlaşması eleştirilmekle birlikte, kökenlerimize örf, adet ve geleneklere bağlı kalınmakla daha mutlu bir hayat yaşanabileceği vurgulanmış. Kitabın son bölümü film sahnesi gibiydi. Oldukça beğendim.
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20229,2bin okunma
Kara Hasat
Puan vermedi·120 syf.··
2026 6. kitabı
“Cadılar Bayramı, 1963. Ona Ekim Çocuğu ya da Testere Surat veya Testere Dişli Jack diyorlar. Adı ne olursa olsun, bu küçük kasabadaki herkes onun kim olduğunu biliyor. Her Cadılar Bayramı’nda elinde bıçağıyla yolculuğuna başlıyor ve genç erkeklerin efsanevi kâbusla yüzleşme şansını beklediği şehre doğru ilerliyor. Pete McCormick, Ekim Çocuğu’nu öldürmenin bu lanetli kasabada korkunç bir gelecekten kaçmak için tek fırsatı olduğunu biliyor. Ancak gece bitmeden Pete, korkunun testere dişli yüzüne bakacak ve Ekim Çocuğu’nun korkunç sırrını keşfedecek.” Yayımlandığı yıldan beri türlü yorum ve eleştirilerin hedefi olmuş, 119 sayfaya sığdırılmış, sarkastik ve bir o kadar da ürpertici bir masal Kara Hasat. İlk bakışta kitap bize tanıdık bir resim sunuyor: 60’lar, küçük bir Amerikan kasabası, daha önce pek çok kitapta karşılaştığımız tiplemeler ve tüm bunların ortasında korkunç bir canavar avı. Şiddetin yapısallaştırılmış, rutine bindirilmiş hâli. Bitmek bilmeyen semboller ve folklorler. Fakat biraz derine indiğimizde bu eser, bundan çok daha fazlasını anlatıyor. Kimilerine göre Amerikan Rüyası’nın nasıl çarpıtıldığını, kimilerine göre canavar avının tamamen sembolik bir anlatı olduğunu gösteriyor… Her okurun hemfikir olduğu tek şey ise, kitabın temasını tek bir kelimeye indirmenin neredeyse imkânsız oluşu. Ne tam bir sistem eleştirisi ne de sadece tüyler ürpertici bir Cadılar Bayramı masalı. Kitap, temel olarak Cadılar Bayramı’nda her genç erkeğin katıldığı ölümcül bir avı anlatıyor. Bu kasabada yaşam zaten başlı başına bir mücadele; avı kazanmak ise, en azından teoride, hayatta kalmayı biraz kolaylaştırıyor. Yine de herkesin hayatı, yılın bu gecesinde gerçekleşen avın etrafında şekilleniyor ve her yıl yalnızca bir kişi galip çıkıyor. Peki, galip olmak gerçekten ne demek?
Kara HasatNorman Partridge · İthaki Yayınları · 2022162 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
5/10
·144 syf.·
2026 61. kitabı
Tolstoy'u ya anlamıyorlar ya da anlaşılmasını istemiyorlar. Onun dehasına ulaşamayanların, onu küçümseme çabaları bile Tolstoy'un hakikaten zirvede olduğunu gösteriyor. Tolstoy'u anlamak Hıristiyanlığı sorgulamak demek. Bunu kim ister!? Hiç kimse! Tolstoy'u anlamak Hz. İsa'nın (aleyhisselâm) yolunu arama çabası demek; hayatın anlamını aramak demek, insanı yüceltmek ve özgürleştirmek demek. Bunu ise hiç mi hiç istemezler. Fakat, onun yüksek sanatı aşılmaz engel olarak önlerinde dağ gibi dikilir durur. Dolayısıyla, sosyalistler kendi zihniyetleri içinde bir Tolstoy profili inşa etmek isterler. Komunistler yine aynı şekilde. Ve diğerleri... Hepsi aynı şekilde. Derin psikoloji arayanlar bile, nedense, Tolstoy eserlerinde psikolojinin edebi estetikle (bediyyat/bedii edebiyat) nasıl ustaca harmanlandığını görmezler. Akrabam olsaydı biraz daha övmek isterdim. Bir Rus yazarı işte. Tolstoy'dan ne okuduysam hep hayranlığımla baş başa kaldım. Onu anladığımı düşünüyorum. Belki de sahiplenmem bundandır.
Edebiyat
Notos - Sayı 58 (Haziran - Temmuz 2016)Notos Dergisi · Notos Yayınları · 201618 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 18. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 23:40
Necip Mahfuzla tanışma kitabım. Necip Mahfuz’un kaleminden çıkan ‘Kahire Modern’, beni 1930’ların Mısır’ına, toplumsal çelişkilerin ve bireysel ahlaki çöküşlerin derinliklerine sürükleyen bir eser oldu. Kitabı okurken, Mahfuz’un sadece bir dönemi değil, insan doğasının evrensel zaaflarını da ne kadar ustaca resmettiğine hayran kaldım. Bu roman, adeta bir ayna tutuyor ve ‘vicdanını kaç paraya satarsın?’ sorusunu her sayfasında yankılatıyor. Romanın başkarakteri Mahcub Abdüldaim, yoksullukla boğuşan bir üniversite öğrencisi olarak karşımıza çıkıyor. Onun hikayesi, hayatta kalma mücadelesinin ve daha iyi bir yaşam arayışının insanı ne denli uçurumlara sürükleyebileceğinin çarpıcı bir örneği. Mahcub’un, ailesinden gelen desteği kaybetmesiyle birlikte, sömürgecilerin işbirlikçisi yoz bürokrasiyle uzlaşmaya gitmesi, beni derinden etkiledi. Bu, sadece bir karakterin değil, aynı zamanda o dönemin Mısır toplumunun da bir yansımasıydı. Adam kayırmanın, menfaat ticaretinin ve ahlaksızlığın kol gezdiği bir ortamda, Mahcub gibi karakterlerin türemesi kaçınılmazdı. Mahcub’un yükseliş hikayesi, aslında bir düşüş hikayesi. Kendisine sınıf atlatacak bürokrat El Ihşidi’nin ahlaksız teklifini kabul etmesi ve en yakın arkadaşının kız arkadaşı İhsan Şihata ile evlendirilmesi, romanın en can alıcı noktalarından biriydi. İhsan’ın bir bakanın metresi olmasını kabul etmesi karşılığında Mahcub’un önünde açılan ikbal kapıları, beni hem şaşırttı hem de düşündürdü. Bu durum, Mahcub’un ruhunda yarattığı tahribatı ve karakter aşınmasını gözler önüne seriyordu. Yükseldikçe hedonist bir kimliğe bürünen Mahcub, adeta ruhunu şeytana satan Faustvari bir figüre dönüşüyordu. Daha fazla servet ve güç uğruna karakterini sürekli aşındırmak zorunda kalan bu zavallı adamın iç dünyası, Mahfuz tarafından büyük
Kahire ModernNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2021404 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2022 46. kitabı
Aylak Adam, Yusuf Atılgan’ın 1959’da yayımlanan ilk romanıdır ve Türk edebiyatında modernizmin önemli kilometre taşlarından biridir. Yunus Nadi Roman Ödülü’nde ikincilik kazanmıştır. Roman, dört mevsim (“Kış”, “İlkyaz”, “Yaz”, “Güz”) başlığı altında örgütlenir ve başkarakter C.’nin bir yılını kapsar. Başkarakter C., 28 yaşlarında, babasından kalan emlak kiralarıyla geçinen, çalışmayan, “aylak” bir İstanbul erkeğidir. Annesini küçük yaşta kaybetmiş, teyzesinin yanında büyümüştür. Toplumun sıradan yaşam biçimlerine (evlilik, düzenli iş, konformist ilişkiler) uyum sağlayamaz; sürekli bir arayış içindedir. Bu arayış özellikle “gerçek sevgi” ve ideal kadın üzerinedir. Pastanede gördüğü Güler’le ilişki kurar, yazın eski sevgilisi Ayşe’yle yeniden bir araya gelir. Ancak hiçbir ilişki onu tatmin etmez. C., İstanbul sokaklarında, sinemalarda, kahvelerde, arkadaşlarının (örneğin ressam Sadık’ın atölyesinde) arasında dolaşır, gözlemler yapar, düşünür ve sürekli bir yabancılaşma yaşar. Roman, onun iç dünyasını bilinç akışı, iç monolog, geriye dönüş gibi tekniklerle derinlemesine yansıtır. Ana Temalar Yabancılaşma ve Yalnızlık: C., kalabalık İstanbul’da (özellikle Beyoğlu, Taksim, Nişantaşı civarı) en yalnız insandır. Modern kent hayatı, bireyi kendine ve topluma yabancılaştırır. C. flâneur (aylak gezinen) tipinin tipik örneğidir; yürümek, gözlemlemek onun varoluş biçimidir. Gerçek Sevgi Arayışı ve Cinsellik: C., annesinin kaybından kaynaklanan sevgi eksikliğini kadınlarda arar. İdealize ettiği kadın imgesine (teyze figürüyle bağlantılı) hiçbir gerçek kişi uymaz. İlişkileri kıskançlık, bıkkınlık veya monotonlukla biter. Aşk, tek tutamak olarak görülür ama ulaşılamaz kalır. Baba-Oğul Çatışması ve Psikanalitik Boyut: Babasının kumar düşkünü, otoriter figürü ve annenin yokluğu,
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971bin okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2026 54. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 23:15
Yazar İngiltere'nin boyunduruğu altındaki İrlanda'nın tarihinde yaşanmış bu en korkunç yıkımı, yöneticilerin yıkımdaki rolüyle birlikte ortaya koyuyor. Halkın yaşam, kimlik ve bağımsızlık mücadelesi, diğer romanları gibi Kıtlık'ın da konusu. Yazarın kitabında ödünsüz bir doğalcılık ile şiirsel bir anlatımı, keskin bir yergi ile psikolojik çözümlemeyi ustaca birleştirtiği görülmektedir.
KıtlıkLiam O'Flaherty · Yordam Kitap · 2022184 okunma