Elhamdülillah öyle bir Üstâd'ımız var ki, yaptığı herbir fiilinin de yazdığı her bir kelimesinin de arkasında durabiliyoruz.Allah'ın inâyetiyle hak üzere yaşamış, istikametle bir ömür geçirmiş, Ehl-i Sünnet çizgisinden zerre taviz vermemiş, hidâyet serdârı olarak tüm beşeriyete hitap etmiştir.Hak ve hakikatin asrımızdaki rehberlerinden olan Üstâd Bediüzzaman, vâris-i Nebî olarak hizmetini îfâ etmiştir. Bizler de Hulusî Yahyagil Ağabey gibi diyoruz ki: "Ve bana böylece hakikat dersini veren bu zâta da ömrümde ilk defa olarak Üstâd dedim. Hata etmedim, isabet ettim." (Barla Lâhikası, s. 29)
Abdulkadir Çelebioğlu
(...) “Çağın İslâm idrâkı” demek yerine “İslâm’a göre çağın idrâkı”
demek daha doğrudur. Zîrâ şu iki şey birbirinden farklıdır:
Mehmet Âkif Ersoy şöyle der: -“Asrın idrâkına söyletmeliyiz İslâm’ı!”
Üstad Necip Fazıl Kısakürek ise onu şöyle tashih eder: -“İslâm’a söyletmeliyiz çağın idrâkını!”Şu hâlde İslâma Muhatab Anlayış, Mısır Selefîliği çevresinde çıkan “tarihselcilik” şeklindeki temelsiz perspektiften bakılabilir bir şey değildir.İslâm’ın çağa bakış ve eleştiri ölçülerinin sistemli bir bütünüdür, demek belki daha doğrudur.
İçinde yaşadığımız çağın İslâmî sorumluluğunun yerine getirilişinde bir “vasıta sistem”dir. İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun ifâdesiyle, “bütün üstüne örtülü parça”…İslâma Muhatab Anlayış‘ın üstüne örtülü olduğu bütün ise, açıkça bilmek gerekir ki, Sünnet ve Cemaat Ehli yolundan İslâm’a bakış sistematiğidir. Çünkü İslâm’ın en doğru, en dolaysız, özüne en uygun bir temsil liyâkatini, ancak Sünnet ve Cemaat Ehli büyükleri ortaya koymuşlardır. İslâm tarihi, Sünnet ve Cemaat Ehli tarihi olmuştur; bunun dışında kimsenin ne derinliğine (kültürel ve fikrî), ne genişliğine (sosyal ve siyasî) İslâm’a bir katkısı olmamıştır.Fakat burada bir istismarı düzeltmekte fayda var: Ben Sünnet ve Cemaat Ehli yolundan söz edince, burada bazı gevezeler çıkıp beni mezhebçilikle, Alevî düşmanlığıyla falan suçluyor. Bunun sebebi tabiî esasen benim onların mezhebçiliklerini ve düzen bağlılıklarını yüzlerine vurmamdır. Kendileri, toplumun bütününe hitab etmek yerine komünizm ayağına mezhebçilik yapıyorlar ve böylece düzenin suçlarını aklama görevi görüyorlar ya; bunu yemezsen, aynı şeyle seni suçluyorlar. Belki biraz ağır olacak ama, konuyu derinlemesine anlamak isteyenlere Orhan Pamuk‘un Kara Kitab’ını tavsiye ederim…
__Ciddi olmak gerekirse; İslâma Muhatab
(...) İslâma Muhatab Anlayış, her çağın Müslümanının, İslâm’ın hakikatine göre yerinin ve duruşunun ne olacağını belirleyen genel anlayıştır. Bu anlayışın kaybedildiği yerlerde ve çağlarda, İslâm’ın hakikati çağın getirdiği meseleler arasında kaybedilir ve “kaba softa ham yobaz” tipiyle, “küfür yobazı” tipi, bu zeminde birbirini takib ederek peydâ olur. Ya İslâm’ı, çağı hükümlendiremeyen bir anlayışsızlıkta bırakmak veya onu büsbütün çağdışına itmek söz konusu olur.
İşte, Salih Mirzabeyoğlu , 500 yıldır kaybedilmiş olan bu anlayışı getiriyor. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in onu “500 yıldır beklenen mütefekkir” diye karşılaması ve selâmlaması da bu yüzden!
-Selim Gürselgil, İBDA KÜLLİYATI ÜZERİNE DENEMELER -13- (İslâma Muhatap Anlayış) Teorik Dil Alanı -I-, -1 Haziran 2011-, akademyadergisi.com, 19 Ekim 2016-
Kaynak: S.G. “İBDA Külliyatı / Salih Mirzabeyoğlu’nun Eserlerine Giriş Mahiyetinde Denemeler” ismiyle 2015 yılında Akademya tarafından basılmış ve bir süre sonra tükenmiş bir eserden kamuoyunun istifâdesi amacıyla yapılmış iktibaslardır. Eser, Türkiye’nin en çok takib edilen forum sitesinde İBDA Külliyatını tanıtma gâyesiyle 2011-2014 yılları arasında kaleme alınmış denemelerden oluşmaktadır.
Üstadın Barla'daki ikametgâhı, iki odadan ibaret bir evdir. Esasen müstakil bir evi ve yeryüzünde taht-ı tasarruf ve temellükünde bir karış yeri dahi yoktur. Barla'da sekiz sene müddetle ikamet ettiği ev, üç yüz elli milyon ehl-i İslâmın merkezi hükmünde ilk dershane-i Nuriyesidir. Bu dershane-i Nuriyenin altında, daimî akan bir çeşme vardır. Ve önünde, dershane-i Nuriyeye bitişik çok kalın ve üç sütun halinde semaya yükselen gayet muhteşem bir çınar ağacı vardır. Çınar ağacının dalları arasında bir kulübecik yapılmıştır. Burası, Hazret-i Üstad'ın bahar ve yaz mevsimlerindeki istirahatı ve vazife-i tefekküriye ve ubudiyeti için en münasib bir menzildir.
Üstad'ın sıddık hizmetkârları, talebeleri ve Barla ahalisi diyorlar ki: "Üstadı, geceleri, dershane-i Nuriyenin önündeki bir şecere-i mübareke olan çınar ağacının dalları arasında bulunan kulübecikte sabahlara kadar tesbihat ile, ezkâr ile terennüm eder görürdük. Hele bahar ve yaz mevsimlerinde bu muhteşem ağacın binlerce dalları arasında şevk u cezbe içinde uçuşan kuşlar arasında Üstad'ın böyle sabahlara kadar çalışmasını görürdük de; ne zaman uyur, ne zaman kalkar bilemezdik."
( Tarihçe-i Hayat 166.sh - Risale-i Nur)
Bediüzzaman Said Nursî
Burdan rönesans şairlerinden Oswald von Wolkenstein'i anmadan geçmeyelim.
Ne diyor üstad o dizginlenemeyen dizelerinde. "Dünya büküm büküm, bi boğazım bi çüküm."