M. S. 5. yyda Çin gizli mezhebi “Hung” batıdaki bir cennetten bahsetmekteydi. Hung mezhebi Maji-tanrıları- na inanıyordu. Bu inanca göre, tanrılar Kuzey Kutbunda oturuyorlardı. Bu öğretinin içeriği “Işık Kardeşliği” Locasının yaydığı öğreti ile tamamen aynıdır. Büyük bir kozmik felaketten sonra, eski tanrıların gücünü müritlerine aktaran bu varlıklar, dejenere olmuş insanlıkla, “ öbür taraf arasında kalmalarına rağmen, Thule’ nin sırrını saklamayı başarmışlardı.
Büyük bir güç potansiyeline sahip bu yaratıklar, inisiyeleri vasıtası ile, insanlığın evriminde gerekli mutas- yonları kontrol ediyorlardı.
Vril gücüne sahip seçkin üstadlar, bu güç sayesinde insanlığa ve dünyaya egemen olacaklardı. Aslında bugünkü kültür ve medeniyetimizi onlara borçluyduk. Gelecek, geçmişe elini uzatacak ve Apokalips dünyayı değiştirir ken, onlar da Apokalips’in efendileri olacaklar ve yeraltmdaki mağaralarından çıkan üstün-insanlarla ittifak yapacaklardı.
Bu kitapta,adlarından ve yetiştirdikleri çiçeklerden söz ettiğimiz eski üstadlar,Lord'un bu dediklerini yapıyorlardı.Ama torunları,sadece çiçeklerin dilini değil,kendi dillerini de unuttular.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
(...)
koyun düşmüş çukura
şu sebepten bu sebepten
diyelim ki bakıp da görmemiş
görüp de düşünmemiş
veya kaza olmuş görünmezinden.
koyunun kulağında da bir kene...
çukurun halini sorarsan gerekmez;
gerçi içimin bir yanı der ki yaz
uzun olur yazın
kalemin yuttukça sayfaları
adam sanarlar seni
diğer yanı da der ki yazma.
sapı samandan ayıramayan
adamlara
beğendirmek istiyorsan kendini
demek ki sen adam değilsin..
ben de yazmayacağım hikayenin
kıssa çıkmayacak yerini.
koyunun kulağında bir kene
Çukurda desen biraz ot, biraz saman
bir de — şansına koyunun
durumu gören bir arı
arının meziyetleri malum
kenenin ne iş becerdiği de
arı üstüne üstlük
iyi niyetli.
koyun çalışmış çabalamış
çıkamamış çukurdan
karnı acıkınca biraz otlamış.
Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar' hadisinden anla-şıldığı kadarıyla insanların dinleri taklit üzerinedir. Ben taklit olarak kazandığım bütün itikatlarımı terk ettim. Rivayet yollu aldığım fikirlerden sıyrılıp çıktım. Anne, baba, şeyh, üstadlar-dan taklit yoluyla aldığım fikirleri terk ettim. Asıl fitri ve hak olan itikadı, ilmin kendisini istemek, her şeyin hakikatini öğ renmek için ciddi çalışmaya karar verdim.
Bu çalışmalarım bana gösterdi ki: 'İlim asla hata ihtima-li bulunmayan ve akıl ile tabiri mümkün olmayan birşeydir. Başka bir ifadeyle aksine bir imkân ve ihtimal olmayan bir in-kişaftan ibarettir.
Büyük bilimleri tahsil etmiş üstadlar bile, bilgili ve deneyimli olsalar da açgözlülüğe kapıldılar mı gözleri kör oluverir. Ayrıca,
Açgözlülükten üzüntü doğar, her türlü isteği, tutkuyu kışkırtır; açgözlülükten karasevda doğar ve sonunda kişiyi yıkıma götürür; açgözlülük günahın temelidir.