Puan vermedi·102 syf.··
2026 1. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 10:52
Bitirince bir üşüme geldi öyle bir kitap bu, YASAR KEMAL baba ben senin yazdıgın bi seyi inceleyemem de elestiremem de sen bu isin ilahısın bense sıradan bi okuyucu olarak okudum ve cok begendim haberin olsun yani
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,1bin okunma
Adam ve Kadın
10/10
·254 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
Bir yanda bir kadın ve bir adam bir yanda Oasis ve Lapis… Söylenenler, söylenecek olanlar, söylenmesi imkansız görünenlerin gölgesinde süzülen iki ruh misali yolları kesişen iki gönül, küçücük selamlaşmaların, kahve alırken edilen iki kelamın hayatın akışına etkisini satırlarda bulduğumuz roman… Büyük büyük olaylar, kaoslar değil de bir bakışın, kısacık bir “nasılsın?” Sorusunun derin hislere yelken açtığı bir roman… Yüz yüze gelince aklın ve kalbin yolunu şaşırması mı dersiniz yoksa asıl olanı bulması mı dersiniz bilinmez lakin suretin ve rujun isimlerden sıyrılıp aidiyete doğru kendini konumlandırdığı ılık ılık saran cümleler var burada… Anlamlandırma arayışından ziyade iki insanın ritmik çekimi var… Başta hissedilen o yakınlığı… Ardından gelen inkar ve takip eden istemsiz bir yakınlık… Yazar okura fısıldıyor: “Adam artıydı, kadın eksi; aralarındaki denge tam da buydu…” Onlar bu dünyada iki dürüst ancak gururlu gezegen misali… Çekim alanları bir bağ mı yoksa yıkımın habercisi mi dersiniz? Bir kadın ve bir adam… Atılan mesajların niyetler ile savaştığı, kaçışların sonunda gelen kavuşmaları akıcı ancak sade bir anlatımla bulmak benim için çok keyifliydi. Tam bir Mayıs romanı okudum. Yer yer ılık esintiler bazen üşüme hissi… Huzuru veren o hafif sıcaklıktan saç diplerinizin dahi aldığı soğuk duş sızısı… Adam ve kadın, kendi yüreklerinin ve zihinlerinin ördüğü duvarları yıktı mı? Yoksa bir tuğla daha mı koydu? Birbirlerine dağ olup omuz mu verdi yoksa yürek burkan bir anı olarak mı kaldı diye merak edenleri “Petrikor” bekliyor… Hayatınızın akışına bir dinginlik katacak ilişkileri ve kendinizi eleştiri süzgecine alacak türden isimlerin değil hislerin romanı olarak okuru bekliyor… Şimdiden keyifle okumanızı dilerim… Not: Japon ve Kore edebiyatı çok sevdiğimden
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202674 okunma
Reklam
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
Bazı şiir kitapları vardır; kapağını açtığınız anda kelimeler değil, küllenmiş hatıralar dökülür insanın avuçlarına. Bazıları ise bir mezar taşının soğukluğu gibi susar. İnsan başını yaslayınca içinden yıllardır kalan acılar yükselmeye başlar. “Babama Layla” tam da böyle bir şiir kitabı. Baştan sona yokluğun etrafında dolaşan. Eksikliği yalnızca anlatmayan, onu her dizede biraz daha büyüten, sessizliği bile kırık bir ağıda dönüştüren derin ve sarsıcı bir şiir evreni. Bu eser yalnızca bir şiir toplamı değildir. Bir iç ağıdıdır. Bir hasret defteridir. Bir eksiklik atlasıdır. Kitabın tam merkezinde “baba” durur. Fakat şiirler derinleştikçe baba, hatırlanan bir yüzden ya da insanın içinde giderek büyüyen bir sessizlikten ibaret kalmaz. Daha çok kalbin en kuytu yerinde yankılanan, adı var ama kendisi eksik bir boşluğa dönüşür. Artık ete kemiğe bürünmüş bir varlık değil; her mısranın kıyısında üşüyen bir boşluk, kalbin içinde yankılanan eksik bir nefestir. Şair çoğu zaman babayı doğrudan anlatmaz; onun yokluğunu, eşyaların üzerine çöken kederle, gecenin içinden geçen üşüme hissiyle duyurur. Çünkü burada ölüm yalnızca bir insanın gidişi değildir. Bir evin duvarlarından sesin çekilmesi, sofrada eksilen bir gölge, çocukluğun omurgasından kopan sıcak bir parçadır. İnsanın dünyaya korkmadan bakmasını sağlayan ilk gölgenin çekilip gitmesiyle birlikte, hayat da şiirlerde yarım kalmış bir cümle gibi kalır. Bu yüzden kitap boyunca baba, bir hatıradan çok daha fazlasıdır. Çocuğun dünyaya gözlerini ilk kez korkusuzca açtığı eşik, ilk huzurun gölgelendiği çatı, ilk sığınağın kalp gibi attığı yer ve anlamın kendisi gibidir. Ve o anlam çekilip gittiğinde hayat artık tamamlanmış cümlelerle değil; yarım kalmış nefeslerin, yutulmuş kelimelerin ve içe gömülmüş suskunlukların arasında
Edebiyat
Babama LaylaHazal Karadağ Yurdagül · İbk Yayınevi · 04 okunma
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 01:17
Jack London’ın otobiyografik izler taşıyan eseri Martin Eden, bir başarı öyküsünden ziyade, bireyin toplum içindeki yabancılaşmasını konu alıyor. Kitabı spoiler vermeden anlatmak zor olsa da eserin merkezinde; alt tabakadan gelen, denizcilikle geçinen yirmi yaşlarındaki tutkulu bir genç olan Martin'in, burjuva sınıfına mensup Ruth’a aşık olmasıyla başlayan dönüşümü yer alıyor. Martin, Ruth’a duyduğu aşkı bir vesile olarak kullanarak kendini geliştirmeye adar. Ancak bu süreç, sadece bir eğitim yolculuğu değil, aynı zamanda zorlu ve sancılı bir kimlik arayışıdır. Ruth, Martin’i kendi hayallerindeki insan kalıbına sokmaya çalışırken; Martin, öz benliğini koruyarak hayallerinin peşinden takdire şayan bir gayretle gider. Ne var ki Martin geliştikçe ve entelektüel derinlik kazandıkça, ne eski çevresine ne de arzuladığı burjuva dünyasına ait olabildiğini fark eder. Bu arada kalma hali, Martin'in girdiği yolda ne kadar başarılı olursa olsun, içsel bir yıkıma sürüklenmesine neden oluyor. Romanın en vurucu noktalarından biri,Martin’in başarıya ulaştığı andır. Zamanında onu insandan bile saymayan kişilerin, o başarı kazanınca bir anda onu baş tacı etmesi, toplumun değer yargılarındaki sığlığı ve ikiyüzlülüğü gösteriyor. Ruth ve ailesinin de Martin’e bakışı bu genel yozlaşmadan farklı değildir tabii. Özellikle Ruth’un, Martin’i olduğu gibi kabul etmek yerine onu dönüştürme çabası, sevginin sahip olmakla karıştırıldığının kanıtı. Martin’in, kendisinden af dilemeye geldiğinde Ruth’a karşı takındığı tavır ve kurduğu şu cümle kitabın en etkileyici kısımlarındn biri bence: “Gerçekten bağışlayacak bir şey olmadığı yerde bağışlamak kolaydır”(s. 337). Ruth’un geç kalmış bu dönüşü, başarının getirisinden ibaret ve bu yüzden Martin’in onu affetmemesi, olabilecek en doğru ve olması
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
6/10
·64 syf.··
2026 9. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2026 00:03
Eser 3 farklı kısa öyküden oluşmaktadır. İlk iki hikaye kitaba ismini veren “Ateş Yakmak” isim olarak aynı, içerik bakımından ise az da olsa farklılık göstermektedir. Eserin sonunda hikayelere dair benzerlik ve farklılıkları zaten belirtilmiştir. Konular bakımında ise 3 hikayenin de ortak noktası yaşama tutunma çabası diyebilirim. Okurken insanın doğa ile olan mücadelesine tanıklık edeceğiz. Eseri okurken genel manada bir üşüme, soğukluk hissi çok iyi betimleniyor. Genel manada 3 hikaye içinde ortak nokta insanın doğaya karşı üstünlük sağlama çabasına karşın her zaman başarılı olamaması ve doğanın gerçek hakim olduğunu görüyoruz. Özellikle ilk iki hikayede şu soruyu çok soracaksınız “Neden ateş yakmıyorsun?” Ego veya çokbilmişlik, üstünlük sağlama çabası, kendini abartmak gibi şeylerden dolayı en son çıkılmaz noktada ateşe başvurulması sinir edici oluyor. Bu yüzden hikayelerden üçüncüsü ve son olanı “Yaşama Azmi” daha farklı ve güzel gelebilir. O hikayede de yine bir insanın doğada zorlu şartlar altında kalarak yaşama tutunma çabasını göreceksiniz ve okurken diğerlerine oranla daha farklı bir duyguda olacaksınız. Keyifli okumalar.
Ateş YakmakJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202516,2bin okunma
Ubik 10/10
10/10
·248 syf.··
2026 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2026 23:24
Philip K. Dick’in Ubik adlı romanı son derece etkileyici bir eser ve benim en sevdiğim kitabı olabilir. Bilimkurgu okumak isteyen fakat nereden başlayacağını bilmeyenler için mükemmel bir giriş kitabıdır. Bununla birlikte Ubik, önemsiz bir türün dar bir köşesinde kazanılmış küçük bir başarıdan ibaret değildir; aksine edebiyatın kendisi içinde gerçek bir başarıdır ve bu şekilde değerlendirilmesi son derece haklıdır. Philip K. Dick’in romanlarını okumak bazen, bir metafizikçi hayal gücünün esrar kokulu labirentlerinde dolaşıyormuşsunuz gibi hissettirebilir. Ubik de bundan farklı değildir. Roman, baş kahraman Joe Chip etrafında döner. Joe, mutantların parapsikolojik güçlerini etkisiz hale getirmekle görevli futuristik bir ajans için çalışan bir teknisyendir. Ancak bir uzay teröristi tarafından patlatılan bomba, onu olağanüstü ve kafası karışık bir maceraya sürükler. Bilincini yeniden kazanır, ama artık eskiden bildiği dünyada değildir. Her şey adeta geçmişe doğru bozuluyordur: kahvesi ekşimiş, cebindeki madeni paralar ise geçen on yılın başkanının yüzünü taşımaktadır. Peki ne olmaktadır? Böylece bir tür metafizik dedektif romanı başlar. Burada karakterler, bir katilin kimliğini ortaya çıkarmaya çalışmaz; aksine gerçekliğin doğasını çözmeye çalışırlar. Zaman, II. Dünya Savaşı öncesine kadar geriye giderken, Joe yavaş yavaş gerçeği kavramaya başlar: Kendisi bir tür yarı yaşam kaplarında (vat) korunmaktadır, yaşadığı deneyim aslında yaşayan bir rüyadır ve bu rüyadan çıkmanın tek yolu, gizemli bir sprey kutusu olan “Ubik” ile mümkün olmaktadır. Burdan sonrası kitabın özetini içermektedir o yüzden kitabı okumayı düşünenler bu kısımdan itibaren okumasın. Roman, gelecekte insanların zihinsel yeteneklere sahip olduğu bir dünyada geçer. Telepatlar insanların düşüncelerini
UbikPhilip K. Dick · İthaki Yayınları · 2025412 okunma
Reklam
Reklam