Yakın zamanda Evlilik Portresi kitabını okumuştum. Bu kitaptaki kadının hikâyesi de onunla oldukça benzerlik taşıyor. Biri 1500’lü yılların Floransa’sında, diğeri 1900'lerin Karayip'lerinde geçmesine rağmen kadının kaderi coğrafya fark etmeksizin neredeyse aynı.
Anne babaların yüzyıllar boyunca kız çocuklarını değerli bir ailenin oğluyla evlendirip karşılığında kazanç sağlayacağı bir “meta” gibi görmesi bana oldukça ürpertici geliyor. Toplumun değerli olarak ölçtüğü kriterlerde de benzer duyguları hissediyorum. Kız çocukların kendilerine nasıl bir gelecek arzu ettiğinin, neyi sevdiklerinin, neyi arzu ettiklerinin hiçbir önem taşımaması ve sadece satılacak bir eşya muamelesi görmesi… Üstelik bunlar yalnızca uzak geçmişte değil. Feminist hareketin de desteğiyle sayıca azalsa da günümüzde, dünyanın bazı yerlerinde ve maalesef ülkemizde hâlâ izleri sürüyor. Ve ben insanlığımız adına çok utanıyorum.
Bu hikâyede de küçük yaşta annesini kaybeden, babası tarafından para karşılığında başka bir adama verilen bir kadının iç dünyasını okuyoruz. Hem kadın olduğundan hem de ten rengi nedeniyle ne toplumdan ne de ailesinden tarafından değer görmüş bir kadının öyküsü. Tüm yaşadıklarına rağmen, toplumun ona biçtiği rollere boyun eğmeyen, yalnız ve mücadeleci bir kadın.
Uzun zaman sonra bu denli sahici ve derin bir anlatımı olan bir kitap okumamıştım. Tavsiyemdir.