Ne var ki baharı hep sürecek sanmak ahmaklıktır. Bizim de gark olduğumuz bu mutluluk elbette çok devam etmeyecekti. Çünkü mümkün dünyalarda, normal, her şeyin kötüye gitmesidir. Çünkü hangi hazların, iktidarların, bahtiyarlıkların, neşelerin, sarhoşlukların içinde olursak olalım, vaktiyle o bilge körün söylediği gibi, seyrettiğimiz sarhoş ve çılgın bir fecir değil, şaşaalı bir guruptur. Çünkü vaka silsilesi birsamdır, her olay akıbetten ibarettir. Baş yoktur, baş da sondur, son da sondur. Yaşananlar sonundan başlar, sonuna varır. Hatta hiçbir şey yaşanmaz, âlem bir noktadır, nokta da zaten nihayetin ta kendisidir. Nihayetse hiçtir. Hiç.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Çok küçük başlayan bir vaka bile, her türlü meşguliyetten uzaklaştırılmış ve ufak bir odaya hapsedilmiş olan bu kafalarda yavaş yavaş büyür, bir ehemmiyet alır ,hatta bir zaman için hayatın tek hedefi olur.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
LEVHA: 14 Haziran 1984
“Cemel Vakası” deyip uyanıyorum!.. Tablo: Vak’a Vakur... Ağırbaşlılık... Hadise... Olup geçen şey... Mesele... Birini bir defada yere düşürmek... Muharebe... Vuku bulan... Yufka bulut... Taş... Yerin taşlı olmasından ayak incinmek... Cefâ, ezâ... Vurma, darp... Katı yüzlü... Utanmaz... Açık saçıklık... Pek sağlam ve metin... Vakit... Belli, mâlûm... Alevlenen ateş...
″DERYA KARACA AHMED″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Tedailer
Zavallılar! Kim bilir, haklı veya haksız böyle tekzipler karşısında ne kadar müteessir olurlar! Ya biçare Fahim Bey!.. Kendi kendime, "O eğer ölmemiş olsaydı, belki bu tekzip yüreğine iner, bu vaka karşısında ölürdü!" dedim ve onun bütün ömrünün kendisini böyle mevkisinden daha yüksekte gözü var farz ettirecek bir hadisenin vâki ve şâyi olmaması için, yaptığı şeylerin bir insan izzetinefsini kıracak tefsirlere meydan vermeden, hep hüsnüniyetle telakki olunması için mahviyet içinde gösterilmiş fedakârlıklar silsilesi addedilebileceğini düşündüm. İlk önce onun ömrünü hep bu yolda inat ve ısrarla gösterilmiş bir feragat gibi görmeye ve bütün bu hayattan bildiklerimi, uzun bir maziyi karıştıran yavaş ve müteessir bir zevkle birer birer hatırlamaya koyuldum. Sonra da her hayatın, ona hariçten bakanlara, nasıl esrarlı göründüğünü düşünerek en boş ömürlerin bile zihin karşısında teşkil ettiği muammaya daldım.
Sayfa 12·Kitabı okuyor
Genç bir hekimin tecrübesizliğin verdiği tedirginlikle, hayat ve ölüm arasındaki o ince çizgide tek başına kalması, aslında her insanın kendi hayat yolculuğunda yaşadığı bir büyüme sancısıdır; karşılaşılan her vaka, dış dünyadaki bir hastalık değil, insanın kendi zayıflıkları ve vicdanıyla yüzleştiği içsel bir ameliyattır.
Pierre Louis'nin 1830'da sayı hesabını tıbba sokmayı denemesinden sonra klinik hekimler inatla başarılı tekil deneylerin, tanım itibariyle kıyaslama imkânı vermeyen veri biriktirme yönteminden daha iyi olduğunu savunmuşlardır. Yüzyılın ikinci yarısında ise, "verimli hasta" ya da özel vaka kültünün yerini "taburlar" halinde bir araya getirilmiş kalabalıklar üzerinde yapılan hesaplarla, modellere ve matematiğe dayalı epidemiyoloji anlayışı almıştır. Hekimler, günümüzde deney kâbusunun nihayet sona ermesini ve kanıtlara dayalı -evidence-based- bir bilim anlayışının benimsenmiş olmasını alkışlamaktadırlar.
Sayfa 47 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı